hiç bilmeyen bir arkadaşa nobrain linki yollamak, gizlenmiş falan değil. ve arkasından gelen tepkiler.**
gelen tepkilerden bazıları;
--spoiler--
+bu ne la
-...
+la nasıl kapanıyo bu
-fişi çek
+la adamı uyuz etme de söyle
-izle olm. biter
+la mal mal konuşma
-...
+maallllll adamı deli etme de kurtar beni
-x e bas işte kapat
+la bi daha senle konuşan ne olsun kapanmıyo la uyuzz
ve son tepki; maaaalllll gece gece midemi kaldırdın
--spoiler--
ismi rıfat olan bir arkadaşla kadıköy'e gidilmiş yazıcıoğlu iş hanı'nın önünden geçilmektedir, gitmiş olanlar mutlaka bilir; bugünlerde devletin korsan hassasiyeti nedeniyle çok görülmese de her yerde korsan cd satıcıları başınıza üşüşür ve size cd satmaya çalışır, yine o günlerden birinde satıcılardan birisi rıfat isimli arkadaşa kafayı takmıştır ve mutlaka cd satacaktır. rıfat arkadaşımız da uzun saçlı, top sakallı, kulaklar küpeli ve piercing takan iddialı tipli bir arkadaştır, cd'ci kendisine yanaşır ve hiç cd alma niyetinde olmayan rıfat'a elindekileri anlatmaya başlar; "abi, need for speed geldi verim mi? abi, fifa 2005 geldi ister misin? abi, office geldi bak hem de crackli alcan mı? abi porno var porno da mı istemiyon?" dedikten sonra cd'cinin dudaklarından o muhteşem sözcükler dökülür; abi! hayvanlı geldi, sen seversin! *
apartmana girerken elinde plazma tv ile inen birini görürsünüz, kısa bir bakışma sonrası yardım etmek için kapıyı açıp geçmesine yardımcı olursunuz sonrasında diyalog gelişir.
-televizyon bozulmuş tamirciye gidiyorum da.
-aa öyle mi hallederler herhalde iyi günler size.
-iyi günler hanımefendi teşekkürler bu arada.
ne teşekkürü la diye iç ses devreye girerken akşam da kapının önünde polisleri görürsünüz apartmanda bir hareketlilik falan, zil çalar gelenler polistir, binada bir hırsızlık olayının olduğunu ve kamera kayıtlarından hırsıza kapıyı açtığımı aramızda konuşma geçtiği bilgisi verilir, tanıyıp tanımadığım sorulur ben şaşkın şaşkın bakarken adamın çıkarken teşekkür etmesi gelir aklıma, gülsem mi ağlasam mı bilemez bir halde polise durum anlatılır, ifade vermek için karakola davet edilirim bir kaç saat karakolda vakit geçirilir bir daha da kimseye kapı falan açılmaz, böyle anlatınca komik olmadı pek ama kamera kayıtlarını karakolda izleyince gülesim gelmişti komikti işte.
cümlelerine, ıııı diye başlayan bir kekeme arkadaşım,yine kendi gibi kekeme; fakat tam tekleyerek konuşan
bir arkadaşıyla,karaköy genelevine gitmişler. ne olduysa bir şekide birbirlerine küsmüşler. neyse, karaköy de dolmuş bekliyorlarmış.
bu arada sicim gibi yağmur yağıyormuş. arkadaşı dolmuş yaklaştığında, bi bi bi bilader aksaray mı? diye soruyormuş fakat dolmuş geçmiş oluyormuş.ikinci defa aynı şey olunca benim arkadaş(tayfun) "ııııı lan bana bak" demiş arkadaşına "ııııı dolmuş yüz metre öteden gözüktüğünde aksaray mı diye bağırmaya başla, o biladeri de kaldır." demiş. neyse, arkadaşı aynen öyle yapmış. aksaray mı? diye bağırmış,dolmuş da cart diye durmuş.hemen dolmuşa atlamışlar, dolmuş galata köprüsünü geçer geçmez şöför:"aaaaaksaray abi" demiş.
tayfun:"oooo ıııııı üç kekeme biz dernek bile kurarız" demiş. şöför:"biz halimize yine şükredelim abi" demiş "geçen gün iki dilsiz sadece dudaklarını oynatıp sanki cağaloğlu mu diye sorduklarını zannettim,oraya gidince bir dayak yedim.meğer cihangire gideceklermiş" demiş.
not: olay yıllar önce geçiyor.
çanakkale barlar sokağında 3. ve 4. şahıslar arasında geçen ve şahit olduğum diyologdur.
sp: sivil polis
v: vatandaş**
sp: allah rızası için ...*
v: al kardeş*
sp: allah razı olsun...
v: * yahu kardeşim kusura bakma da birşey soracğım?
sp: buyur abi?
v: elin ayağın sağlam neden çalışmıyorsun?
sp: hastaneden yeni çıktım, iş bulamadım muhtacım abi...
v: hasbinallah..*
v: iş aradın mı peki hiç?
sp: aradım abi aylarca ama kimse vermedi iş bana..
v: böyle dilenip beleşten para kazanmak daha kolay değil mi?*
sp: hayır abi böyle dilenmeyi çok mu seviyorum sanıyorsun?
v: e git bir iş bul o zam...
sp: ee yeter be mına kodumun** 1 lira verdin sorguya çekiyorsun adamı!!!
v: hass.. noluyo lan?!!/(%/+
sp: sktir git mına kodumun* sivil polisiz işte sktin attın görevi!!
v: * hönkk!!*
(bkz: bu da böyle bir anımdır)
mekan: trabzon'dan istanbul'a hareket edecek olan uçak.
3 koltuklu sırada cam kenarına ve koridora birer bayan oturmuştur, orta koltuk ise sahibini beklemektedir.. veee beklenen koltuk sahibi çıkagelir.
x: koltuk sahibi yaşlı amca
y: hostes
x: ne yani ben şimdi iki kadının ortasına mı oturacağım??
y1: evet burası sizin yeriniz.
x: ama olmaz ki. nasıl oturayım ben iki kadının arasına?
y1: sizin yeriniz burası .......
.....
y2: beyfendi bişey olmaz oturun siz, bugüne kadar kimseye bişey olmadı, size de olmaz, oturun.
x: oooh, demek ki huriler sadece cennette yokmuş!
?!+%&/&/&%=?!&%
adam meğer kendini tutamamaktan korkup oturmiim diyormuş.
arkadaşla matrix 2 izleniyordur. ajan smithler tırlarla birbirlerine doğru yaklaşıp kafa kafaya çarpışmak üzeredir. arkadaş döner ve:
-la adamlarda hiç tırsmıyorlar ha! ne cesaret varmış.
bir arkadaşım, yıllar önce lise 1'e geçince yaz tatiline istanbul'a teyzesine gitmiş.bir kaç gün sonra teyzesinin
mahallesinde, yaşıtı bir kızla tanışmış, kız kendi hayatı ve ailesinden bahsetmiş. annemin babamın adı... erkek kardeşimin adı hasan falan diye anlatmış. birkaç gün sonra sinemaya gitmeye karar vermişler. kız:"annemle babam,sabah
evden saat 11'de çıkacaklar, sen de saat 12'de gelir beni alırsın, 14 matinesine sinemaya gideriz" demiş. neyse
arkadaşım aynen saat 12'de gitmiş kapıyı çalmış, kapıya bir adam çıkmış(yani kızın babası) "buyur evladım" demiş. arkadaşım birden kızın erkek kardeşinin adını hatırlamış,"hasan'la görüşecektim" demiş. adam:"burada hasan diye biri yok" demiş. arkadaşım ısrarla "hayır hayır var" demiş. adam arkasına dönüp içeriye seslenmiş:"hasaaan oğlum, gel bakayım buraya" demiş. içerden, 9 aylık bir erkek çocuğu patipati gelmiş. arkadaşım: "hayır hayır bu değil" deyip özür dilemiş.
babamın bana werder bremen forması aldıktan sonraki haftalarda yaşanan puan kayıpları sonrasında "verdiğim para haram olsun ruhsuz pezevenkler" tribine girmesi. cümle bir acayip oldu da idare edin hacı.
olay mahali; hatay da sinema salonu. bir ön sırada oturan çiftten * şu sesler yukselir arka sıralara doğru;
kız;bacağıma ellirseen? hoşuna gidiyoorr? elle elle. *
eniştemi camiye götürme timi kuruldu. bu tim en sonunda kendisini ikna etti ve bayram namazı için caminin yolu tutuldu. camiye girdik saflar oluşurken yerler değişti ve eniştemin yanında tanıdık olarak sadece ben kaldım. sıkıldığı her halinden belli oluyordu zaten. en sonunda namaz bittikten sonra imam dua etmeye başladı. bütün cami açtı elleri katıldı. eniştem de herkesin yaptığını yapmaya "devam" etti. belli bir süre sonra çileden çıktı kendisi. ve yüksek sesle şu cümleler döküldü ağzından :
-yeter be ecdadını s. tiğim hocası, oturmuşun rahat yere konuşuyon da konuşuyon. burda bacaklarımız tutuldu. tamam amin işte bitir artık.
sonra bana dönerek :
-ulan bi daha da gelirsem g. tümü s. snler.
gülsen bir dert gülmesen başka dert. isyanın böylesini görmedim ben. bi daha onu camiye götürmeye kimse yeltenmedi zaten. eniştedir atsan atılmaz satsan satılmaz işte.
11 yaşındaki sınıf başkanı çantasında itinayla katlanmış bir kağıt bulur. yazılanlar aynen şöyledir:
benimle çıkar mısın? eğer kabul ediyorsan bi dahaki tenefüs adımı tahtada yaramazlık yapanlara yaz üç tanede çarpı koy.***
evin (öğrenci evi) karşısındaki otelin şifresiz neti izinsiz aylarca kullanılır. ben sürekli 'kullanmayalım olm günah, izin almadık' desem de en fazla kullananlardan olurum.
birgün eve gelirken dürüst yanım ağır basar ve otele gidip;
-abi biz sizin otelin netini yaklaşık 4 aydır kullanıyoruz. helal edin hakkınızı. eğer izin vermezseniz bi daha kullanmayız. öğrenciyiz de hede hödö....
artık nasıl konuştuysam adam 1 sn bekleyin dedi, kağıda bir şeyler yazdı ve verdi.
ardından da şunları söyledi;
-bu da şifreli net bağlantımızın şifresi. daha hızlı olur. kullanabilirsiniz, iyi günler.
(ben var şok olmak, yarılmak, şaşırmak, çok şaşırmak, acaba evde kızlara şifreyi vermesem de bu başlantıyı tek ben mi kullansam diye düşünmek falan filan)
atılan topla beraber bir yudum su ağıza alınır. hemen ezanın okunacağı sanılır ama o an okunmaz. bir sesszilik kaplar ortalığı. su gargara yapıldıktan sonra tükürülür. birkaç dakika sonra ezan okununca tekrar içilir.*
istanbul'dan ankara'ya otobüsle gideceğim.gitmeden önce beyoğlu'ndaki inci pastahanesine uğrayıp meşhur profiterolden
bir kg alıp paket yaptırdım.neyse otobüse bindim,tam o arada otobüste eski bir arkadaşıma rastladım.sarılıp kucaklaştık
sen ne yapıyorsun, ne ediyorsun faslı,arkadaşım yanımdaki yolcuya yer değiştirme teklifinde bulundu yolcu da kabul etti.
ben, pencere kenarında oturuyorum.arkadaşım da yanıma oturdu.laf lafı açtı ne yaptığını sordum, o da yakın da istanbul'da safra kesesi ameliyatı olduğunu,şimdi de ankara'ya döndüğünü söyledi.neyse laflar bitti,artık etrafı seyrediyoruz,birden arkadaşım bağırarak "anam yaram kanıyor" dedi.lan bir baktım hakikaten sağ tarafına yakın gömleğinin üstünde siyahla kahverengi karışımı madeni para büyüklüğünde bir leke.tabi, bütün otobüs bize bakıyor,çocuk,korkular içinde "yandım anam dikişler açıldı" dedi.ben birden kafamı yukarı doğru kaldırmamla yukarıdan siyah damla çocuğun gömleğine damladı.tabi ben sinir krizi şeklinde gülmeye başladım.sonunda işin aslını anlattım.üst bagajdaki paketten profiterolün erimiş çukulatası damlıyordu. çocuk ondan sonra kalkıp başka bir yere oturdu.ne zaman onu görsem "yaran nasıl?" diye sorarım.
arkadaşımdan duyduğum bir olaydır. otobüste her aklıma geldiğinde kendimi tutamam, gülerim. olay komik değil aslında trajikomik. ağlanacak hâlimize gülüyoruz yani. ama olayın son kısmı beni yardırmıştır. neyse olayı anlatayım daha fazla konuşmadan;*
otobüste* gidiyoruz bir gün. kadının biri "sapık adam" diye bağırdı. adamın biri türbanlı bir kadını taciz ediyormuş. türbanlı olan da bir şey diyemiyormuş. bağıran kadın adamı haşladı önce, sonra kadına kızdı niye söylemiyon diye neyse, o arada millet galeyana geldi zaten. şoför de otobüsü durdurup geldi. tacizciyi otobüsten atıyorlardı ki sinirlenmiş olan şoför bombayı patlattı; "iyice kerhaneye çevirdiniz lan burayı.".
1990-1991 sezonu. şampiyonlar lig'in de trabzon, barcelona ile eşleşiyor. ilk maç trabzonda. sonuç
trabzon maçı 1-0 kazanıyor. ikinci maça trabzon barcelona'ya gidiyor. ilk gol'ü trabzon atıyor.
istanbul'da bir kahve de, ortalık karışıyor seyirciler, trabzon trabzon diye bas bas bağırıyor. neyse, bu coşku'nun şiddeti sakinleşince kalabalığın içinden bir karadenizli vatandaş herkesin duyacağı şiddette
bağırarak: "uyyy, parselona'nın, işi çok zor çok" demiş. maç 7-2 barcelona'nın galibiyetiyle bitmiş.
yakıt almak için durulan istasyonda pomapcının fişe yazmak için plakaya bakmak istemesi, ogs'den dolayı plakası takılı olmayan motorda plaka göremeyen pompacının fişe "34 motor" yazması.
arkadaşlarla toplanıp 2 günlüğüne abant'a gidilmiştir, gölcük'te meşhur olduğu duyulan tereyağlı alabalık yemek için durulur, alabalıklar beklenirken aperitif bir şeyler atıştırılır, arasında kızarmış ekmeğe sürülen ve müthiş lezzetli olan bir tereyağı vardır. o kadar müthiştir ki bütün arkadaşlar nasıl yapıldığı konusunda ahkam kesmektedir. birisi hayvanların yediği otlardan dolayı olduğunu söyler, birisi bilmem nerelerde uzunca süre bekletiyorlar tadı ondan bu kadar güzel der, birisi de ya bundan hiçbir yerde bulamayız gelmişken alalım mutlaka da dönüşte götürürüz eve der, sonunda dufresne hem meraklı ağızları susturmak hem de kilosunu kaça liraya sattıklarını sormaya yeltenir ve der ki; "ablam bacım, bu tereyağından almak istiyoruz biz, arkadaşlar da nasıl yapıldığını çok merak ettiler, kaç liradır fiyatı? akabinde abladan tarihe geçecek bir cevap gelir; "bilmiyorum kardeş, biz de bim'den alıyoruz. *