bir mekandan viski alma olayıdır. fakat mekan da 2 hatun kişi varken, kişinin her zaman oradan alması dolayısıyla, er kişiler tarafından kişiye viski satmamak ve pahalı satmak ile ilgilidir.
ben: naber aynısından versene bana.
hatun: kalmadı o ya, aslında kaldı ama sana yokmuş patron öyle söyledi.
ben: patron kim ya sana neden söylettiriyo kendisi söylesin korkuyormuymuş buraya gelmekten.
diğer hatun: olum kıskanıyormuş seni, ne alakaysa.
ben: oha ben müşteriyim yavrum ya, neyimi kıskanıyormuş yahu.
hatun: olum bizle samimisin ya o anlamda.
o esna da patron gelir.
ben: hayırdır hocam ya neden böyle bir olay döndü benle ilgili.
patron: arkadaş buraya geliyorsun, çalışanlarımla samimi oluyorsun, baktığımız hatunlara bakıyorsun bize kimse bakmıyor.
ben: oha hocam ya espri mi bu ciddi mi,
patron: ciddi satmıcam sana, gelme bir daha.
ben: hocam, tamam madem, haklısın aslında, benden kaç yaş büyüksün bir sik yapamıyorsun, çalışanım diye kızları eziyorsun, benim yaptığımı yapamıyorsun, bir ben değilsin haklısın hocam bu senin eksikliğin ha bi de kelsin, doğru her türlü eline veriyorum. ek olarak o viski yi raftan alırım ben,
raftan viski alınıp para masaya atılmıştır.
not: insanlar çok angut, kendi eksikliklerini sizden değişlik yollarla almaya çalışırlar ama bilmezler ki aldıkları tek şey kendi ellerine aldıklarıdır.
Benim dedem eski tip insandır. Takma diş takar gece de dişlerini bir bardak suya koyar bekletip sabah alır suyu da döker. Amma velakin bir sabah dökmemis bulundu. O bardak da nasıl olduysa mutfağa gelmiş tezgaha konmuş. O gün eve misafirler geldi, baya yakisikli da bir oğulları var bunların. Gece kalmak istemiş bunlar.
Gece yarısı yakisikli oğlan şu içmek için kalkmis bulundu. Ve dedemin dişlerini beklettiği bardağın içinde bulunan suyu bir dikişte bitirmis. Tam o sırada dedem gürültüye uyanmış, oğlan dedeme demis ki,
-amca sizin sular fazla klorlu sanırım. Değiştirin bence.
Hem yarmis hem de midemi bulandırmıştı.
Not: hala diş suyu içtiğini bilmiyor garibim. Ah ah.
okuduğum şehirden memleketime döneceğim, ev arkadaşım ve erkek arkadaşım beni uğurlamak için terminale geldiler. Otobüsün kalkmasına 2 dakika var, ikisini de öptüm bindim oturdum fakat bıraktığım yerde göremiyorum onları, neyse çaktırmiyim buraya kadar zahmet ettiler mahçup oldum diye düşündüm, otobüs hareket etti, yerimden doğrulup onlardan ayrıldığım yere doğru el salladım -görmememe rağmen- baya da elim kopana kadar salladım, hemen telefonum çaldı, ev arkadaşım arıyor, açtım, hunharca gülme sesleri geliyor telefondan, " lan salaak nereye el sallıyon arka taraftayız biz" şeklinde gülmekten cümleyi tamamlayamadı bile. meğer el salladığım yerin 180 derecesindelermiş, o hikayedeki mal benim evet.
Sizi yardı mı bilmem de onlar ağızlarını yara yara gülmüşlerdi.
ögle arasinda oturmus ne yesek diye sohbet ederken bayan bir arkadasin "karnimin icinde sicak biseyler hisetmek istiyorum" demesi üzerine gülmeye basladik. garibim utanip, naif bir sekilde bize bagirarak aciklama getirmeye calisip "salaklar, sizin düsündügünüz gibi degil! ben agizdan iceri alinandan bahsetmeye calisiyorum" demesi üzerine sandalyeden düsen arkadaslari, gülmekten karnimiza agri girdigi icin toparlayamadik.
metroya ikinci veya üçüncü kez binen kuzenimle Mecidiyeköy-taksim metrosuna bindik. inenler çok yavaş indiği içi biz biraz geç binebildik metroya ve kapı kapandı annem binemedi dışarıda kaldı metro hareket ederken akıllı kuzenim kapı açılsın diye düğme ararken o sırada direkten tutunan kadının yeşil yüzüğüne basmıştır. artık inene kadar biz gül Allah gül*
3 kişi, 3 saat ders arası beklemenin bokunu çıkarıp, sohbete dalıp gidip, derse giren hocayı görmeyip, derse geç girmektir. efenim sonra da kendi kendimize ne acayip insanlarız biz diye güldük.
hede: iyi yaşa dede. - usül budur, böyle denir, ama dede nin cümleleri hep bel altıdır. esprili bir biçimde söylemesi güldürür zaten.
dede: sikiş tokuş. - bura da dede, sen de gör yahut hep birlikte dese olur olmaz değil ama dede den çıkan ilk cümle bu olmuştur.
not: bu ara da dede şirin bir dede dir görünüm olarak.
not 2: dede denmesindeki durum 84 yaşında olmasıdır. sonradan tanışılmış kişidir.
Teyzemlerin şehir merkezinden bağlumun kırsal kesimlerine taşınmasından sonra yaşanan bir olay :
Küçük kuzenim dışarda oyun oynarken koyun sürüsünü görür ve birden bağıra bağıra eve gelir teyzem panik içinde ne oldu oğlum der ve kuzenim bağırarak
- anneeeee aslanlar geliyoooorrrr anneeeee...
Tabi bu olayın üzerinden yıllar geçmesine ramen hala o kuzenimle dalga geçeriz. Mert kaç aslanlar geliyor diye.
bugün bir kızın her hatuna bakıyorsun da neden bana bakmıyorsun lan demesidir. cevap olarak çaktırmadan bakıyorum denmiştir.
(....)
+ neden bana bakmıyorsun lan.
- çaktırmadan bakıyorum.
+ hiç fark etmedim, helal olsun, iyi taktik.
- o değilde aldın cevabı şimdi ne olacak.
+ kız arkadaşlarımla iddia ya girmiştik ben kazandım dicem.
- ahhahah hile yaptın ama.
+ banane valla.
- ya olmaz ama ya.
+ olur olur.
- tamam olsun o zaman.
+ (.....)
Olay bugün yaşanmış bir olaydır. Otobüste yanıma iki çocuklu bir bayan oturmuştu. Göz kararımca çocukların bir tanesi henüz 3-4 aylık bir taneside 2-3 yaşlarındadır. Küçük çocuk sürekli ağlarken, annesinin kucağındaki büyük olanının ayağı pantolonuma çarpmaktadır. Bu durumdan rahatsız olduğumu belirtmek için çocuğa 5-6 saniye boyunca kaşlarımı çatıp baktım çocuk dururmu yapıştırdı cevabı;
sokaktan geçen hatun kişiye bakılırken, babasının, o benim kızım lan demesidir.
cevap olarak olabilir amca denmiştir. kimseye saygısızlık etmek istemem. sadece birden imalı cümle belirmiştir bakan kişiye. o değilde böyle durumda insan ne dese olmaz durumudur.
üniversitemizin kampüsünde 1 mayıs için 200 kadar kürt dizilmiş halay çekiyorlardır. 2 kişide profesyonel bir kamera ile çekim yapıyordu, muhtemelen bunlar bir topluluk diye düşündük. başladık arkadaşımla kameraların yanında izlemeye. zaten herkes şaşkınlıkla izliyor, çünkü bahsettiğim üniversite batının en ucu kürt falan çok nadir. kampüsün üzerinden de helikopter geçiyordu, ben birden bağırmaya başladım "yatın yere bombalıyorlar biji biji yatın" diye, kameramanlar direkt kamerayı bana ve arkadaşıma doğru çevirdi. uzun bir sessizliğin ardından arkamıza bakmadan kaçtık ortamdan. giderken etraftakiler yerlerdeydi. korkudan mu gülmekten mi yattılar bilemiyorum.
şimdi bizim çalışan abilerden biri efsane hapşurur. desibeli yüksek olanlardan. ve hapşururken son saniyede haberi oluyormuşcasına hapşurur.
neyse yine bir gün bu hapşurdu.
ben de hemen bizim alt kattaki abiye mail attım: "erdem'i ara çok yaşa de"
o da hemen arar:
şöyle bir telefon görüşmesi geçer:
erdem: efendim orhan?
orhan: ne yaptın erdem sen öyle
erdem: ne yapmışım abi
orhan: o nasıl hapşurmak öyle, ta buraya kadar geldi. artçı mı yoksa zararsız bir fırtına mı?
ben: aasdafasdasdada kopmuş vaziyetteyim.
tabi bunun bir üst modelini de ankara'dan arattım.
o daha da yarmıştır.