Anne ile migros'a gidilmiş alışveriş yapılmaktadır. Money Card sahibi olduğum için Migros tarafından abone olduğum moneydunyam her gün düzenli olarak telefonuma sms atmaktadır. O Esnada bir mesaj daha gelir ve anne ile şu yaran dialog geçer.
- Anne migrostan mesaj geldi ayçiçek yağı alalım acaip ucuzmuş.
- aa ne mesajı ? Nerden biliyorlar senin burda olduğunu.
Yüzey temizleyici reklamlarından kirden görünmeyen ocağı ovalayan Kadına " o hale getirene kadar aklın nerendeydi?" neredeydi değil bak altını çiziyorum "nerendeydi" diyen bir anneye sahibim.
her zamanki gibi yine kafam matiz. bu sefer matizliğin ertesi günü. iş yerinde çalışan bir hatunla bizim evde yemek yiyeceğiz. kızla ilk defa oturup konuşma fırsatım olacak. kız dediğime de bakmayın, bisiklete bağlasan motosiklet olur, öyle bir cins. ben bir uyandım ki saat 11:45 falan. 20 dk sonra gelecek hatun. hayvan gibi uykum var ve bir gece öncesinden bitmişim. kalkıp hemen soğuk duşa girdim ki uyanalım diye. uyanalım diyorum çünkü benimle birlikte uyuyan birisi daha var vücudumda. duştan çıktım ama olayın vahimliğini hissedebiliyorum. birkaç yoklama çektim ama yok, arkadaş uykuda halen. tabi o zamanlar xhamser falan açık, takla atmıyoruz girebilmek için, açtım hemen birkaç mature filmi nafile. en ufak bir hareket yok. kafaları sıyırıyorum, ne yapsam olmuyor. buzzer falan da yok o zaman gerçi olsa da almaya vakit yok. ben kudururken kapı çaldı, hatun geldi. ben tabi kıvıracak yer arıyorum. yemek kalmamış hadi yemek yapalım diyorum ki 1 saatlik süre bitsin ve ben rezil olmayayım diye. karnım tok benim diyor. mecburen girdik benim odaya. hayatımda ilk defa ön sevişmenin kıymetini anladım. maksadım ön sevişmeyi uzun dakikalara yaymak ve bir saati bir şekilde geçirmek ama öküzlüğümüzden onu da yapamıyoruz. tecrübe yok. alışmışız lamba gibi girmeye, hatta öyle bir alışmışız ki refleks olarak ben çoktan soyunmuşum. bildiğim ve güvendiğim kazık kadar adamım, pamuk prenses gibi uyuyor halen. kız bana bakıyor, ben de kıza. önce beni süzüyor, 1.90 boyunda 98 kilo kirli sakallı bir adam, bir de onu süzüyor ama süzmesi çok zaman almıyor çünkü nokta halinde olduğu için yavşak, beni de rezil ediyor. hiçbir şey diyemiyorum o da soramıyor ama acayip şaşkın ben de utangaçım. baktım ki bir bok olmayacak en sonunda anlattım durumu. tabi daha sonrası için o kadar kasmışım ki kendimi, 2. buluşmada viagralar havada uçuştu.
ben o vodkanın amk aga. gerçi kendisi bu durumu bildiği için, koyacak yerlerimi kaldırmıyor. açık ve net olarak söylüyorum bir 70' lik vodka içtiyseniz sakın ertesi gün böyle bir işe girmeyin. adamı rezil eder.
sonuç olarak kardeş kardeş yattık hatunla. süt ısıttım beraber süt içtik. öyle boktan bir durum amk.
geçenlerde bizim benden yaşça küçük olan bir kardeşin uğradığı olay:
şimdi bu veled-i insani, iett'nin sitesinden paso başvurusu yapıyor. tabii önceki yılki pasosunda yer alan fotoğrafını da tarayıp gönderiyor. iett'den gelen cevaptan fotoğrafların eşleşmediği söyleniyor. arkadaş yeni bir fotosunu daha gönderiyor, ona da aynı cevap geliyor. arkadaş iyiden iyiye köpürüyor ve bu kez kendisiyle hiç alakası olmayan milan'lı futbolcu gennaro gattuso'nun fotoğrafını gönderiyor ve kabul ediliyor. arkadaş şu an gattuso'lu pasosuyla geziyor. böyle bir ülke işte burası, güler misin ağlar mısın...
dün gece yatmadan önce "allah'ım ygs'de sorular bildiğim yerden gelsin." diye dua ettim ve kafamı yastığa koydum. baaaam! kafamı yatağın tahtasına vurdum amk. bu bir işaret niteliği taşıyordu.
yıllar önce bir gün arkadaşlarla toplandık, kafayı çekicez. ortamda samimi arkadaşlar, bir iki de eski kulağı kesiklerden ağır abi var. masayı kurduk, masa dediğim bir büyük sehpa, etrafında da iki büyük koltuk, takılıyoruz.
her şey gayet güzel, inceden devam ediyoruz. bir süre sonra bana bir şey oldu, film koptu bende aga. lan diyorum, fazla da içmedik ama ne oldu birden bana. oğlum dedim kendi kendime, ortamda ağır abiler var, bi rezillik çıkmadan al sen voltayı yavaş yavaş. planı da yaptım ha, kalkar bi tuvalet yaparım, sonra da eve uzarım. plan buydu, zaman uygulama zamanıydı. birden oturduğum yerden kalktım, kalkmaz olaydım.
kalktığım gibi dengeyi kaybettim tabi. balerin gibi sağ ayağımın üzerinde bi yarım daire çizerek yanımdaki koltuktaki arkadaşın üzerine dalışa geçtim. ama öyle böyle değil, hani insan bi yere falan tutunur düşerken, eğilir bükülür. ne alakası var. serbest düşüş aga, sopa gibi indim elemana, çaatt diye geçirdim kafayı. zavallı arkadaş ne olduğunu anlamadı tabi ama ben bir insanın kafasının anında şiştiğini o an gördüm. ağır çekimde ceviz gibi şişti çocuğun kafa. millet ayaklandı tabi, benim umurumda değil, iptal olmuşum. herkes elemana ilk yardım çalışmaları yaparken tuvalete doğru uzadım, işim bitince de masaya dönmeden eve doğru vurdum yola.
eve gidiş bi on beş dakika falan sürmüştür ama bende o yürüyüşle ilgili hiç kayıt yok, bildiğin hafıza kaybı. eve gelmişim ve yatmışım, bir de sabah uyandığımı hatırlıyorum.
sabah ezanıyla gözlerimi açtım. lan bi baktım, boylu boyunca türk bayrağına sarılıyım. düşünsene bendeki hali usta, bi kalkıyorsun, ezan okunuyo ve sen bayrağa sarılı halde upuzun paketlenmiş yatıyosun. aga dedim, kesin savaş falan çıktı, vuruldum ben, gömücek beni lavuklar. korkudan kıpırdamıyorum bile. bir iki dakika seyrettim kendimi öyle. sonra sonra anladım rahmetli olmadığımızı ama aklım gitti tabi.
gece kafayı gömdüğüm arkadaş da gelmiş eve, bakmış üstüm açık yatıyorum. üstüme örtecek bir şey ararken, bayramlarda falan binanın dışına asılan bayrağı görmüş, ona sarmış beni. kafası iyi diye yapmıştır dingil, yoksa o kafadan sonra nah yapardı öyle bir kıyak.
onu bunu bırak da, o gece yanımda o arkadaş değil de, ağır abilerden biri oturuyor olsaydı, harbiden o bayrağa sararlardı beni, verilmiş sadakam varmış.
söylemeden edemeyeceğim, o rakıda kesin bir şey vardı hocam, yoksa çok temiz içkim vardır.
iş yeri öğle yemeğinde çorba, yumurta, peynir, zeytin, kaşar, dometes biber tarzı kahvaltı ürünleri var.
çetin adında bi arkadaş ibnelik olsun diye bi tane çiğ yumurta arakladı dolaptan ( hilmi adındaki arkadaş ile tokuşturup eline akıtacak yumurtayı )
oturduk masaya '' vay anasını sineğe bak '' deyip hilmi'nin o yöne doğru bakmasını ve hilmi'nin tabildotundaki pişmiş yumurtayla çiğ yumurtayı değiştirme şeysini yaptık. ( salaktır hilmi, gemiye bak desek yine bakar )
ve sıra o müthiş ana geldi;
çetin kendi pişmiş yumurtasını eline alıp '' hey gidi be, küçükken hep tokuştururduk bunları, benim yumurta hep horoz çıkardı, kırılan yumurtaya da tavuk derdik, hep ben kazanırdım, abim hiç yenemezdi beni '' dedi. ( ortamı hazırlıyor göt ) ve devam etti'' lan hilmi var mısın tokuşturmaya kaybeden malbora ısmarlayacak amk '' dedi.
hilmi çiğ yumurtayı eline aldı. o da kendince espiri yapıp ' biz böyle kırardık '' deyip şlak diye çetonun kafasına geçirdi. yumurtanın çiğ olduğunu kesinlikle bilmiyordu. daha önce hayatımda böyle bir manzara görmedim. çetin aynı çikolata şelalesi gibi yumurta şelalesine dönmüştü. burnundan şıp şıp yumurta akı damlıyor, uzadıkça uzuyodu. hani derler ya ava giden avlanır, resmen öyle oldu.
yemekhanedeki tüm herkes bizim masaya baktı. kızlar aaa yapıp güldü. çetin yağmurdan kaçan adam gibi kafasını öne eğip lavobaya doğru koştu. hilmi bana baktı, ben hilmiye, kızlar bana, ben yine hilmiye, sonra hep beraber çetine..
calimero diyoruz artık ibneye.. küstü konuşmuyor..
bugün orada burada takıldıktan sonra araba ile arkadaşları eve bırakırken birden enjoy the silence çalınca radyoda son sesi açan arkadaş "lan yolu uzat şu şarkı bitmeden kimse arabadan inmeyecek " diyerek evin etrafında 15 tur atmak. meğer radyo değil cd miş çalan ve tekrar moduna ayarlıymış. benzin parasını kendisi ödeyecek öyle dedi.
hiç unutmam 7 sene önce hava kararmaya yakın dersaneden çıkıp eve geliyordum. Bizim apartman kapısını açıp 5. kata evime gidecektim ki apartman kapısını aralamamla merdivenlere giden uzun koridorda bir tabut görmem bir oldu. Evden birine mi bir şey oldu korkusuyla 5 katı yaklasık bir buçuk dakikada çıktım evin kapısını çaldım ama evde kimse yok tam o sırada akşam ezanı okundu ve işte benim beynimdeki senaryo 'ben öldüm bu okunan benim selâm aşagıdaki tabut da benim tabutum ve ben hala öldügümu farkedemedim ' bunları düşünürken korkudan kapının önüne yığılmışım. Annemler beni ayılttığında öğrendim ki bizim alt kattaki 90 yaşındaki nine ölmüş.
iş yerinde yıl başı hediyesi için arkadaşlar arasında çekiliş yapılır. zeynep adının sık rastlanan bir isim olmadığını, çok farklı bir isim olduğunu düşünen bir kız, işe aynı gün başladığım yakın bir kız arkadaşıma hediye alacak. yıl başından sonra ki gün hediyeler dağıtılır.
pala: hani bakayım senin hediyene.
kız arkadaş: attım çöpe.
pala: niye ya?
kız arkadaş: sopa almış bana. uzun ince sopa. hani şu mutfakta kağıt havlu için kullanılanlar var ya ondan.
pala: dalga geçme ya.
kız arkadaş: valla billa. soner' e sor istersen. o da gördü.
soner: he lan sopa almış. al üstüne otur der gibi*.
pala: vay amk. eee niye aldın?
kız arkadaş: teşekkür ettim, aldım. ne yapayım? utanmadan veriyor, ne diyeyim ki?
erol taş gülüşüyle kendinden geçmeler. şunun gibi bir şeymiş;
ismi lazım değil Ankara'da bir üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölüm dersi. 70 kişilik bir sınıf tıkabasa dolu. Hoca da hoca ama ha, bilgisayar mühendisliği bölüm başkanı. Herkes 20 Nisan tarihine ara sınav konulmasından ve dolayısıyla da 23 nisan'a kadar olan sürede yapacakları tatilin kısa süreceğinden yakınmakta. Bir zat arka sıralardan parmak kaldırıyor ve atarlı bir ifade ile "Hocam memleketi uzak olan arkadaşlar var, gidiş geliş süreleri zaten 1 gün sürüyor, o insanlara yazık değil mi?" diye soruyor. Hoca da hafif kızgın ses tonuyla "Buraya en uzak memleketten gelen arkadaş kim bi göreyim onu diyor. O sırada ezelden beri troll olan bir başka kişi hiç bozuntuya vermeden elini kaldırıyor, hoca "Evet yavrum nerdensin? " diye sorunca cevap geliyor : Konya.
Yine aynı ders ve aynı hoca. Hoca sınıfa cevap beklercesine bir soruyor. Yine aynı troll zat bu sefer de elini kaldırıyor ve hocadan sözü aldıktan sonra "Can i explain it in Turkish? " diyor. Hoca sınıftan uzun süre cevap alamamanın verdiği kızgınlıkla "Encapsulation'ın türkçesi ne ki? " diyor. Troll kişi hiç bozuntuya vermeden cevap veriyor: Enkapsülasyon.
--spoiler--
birgün fırına ekmek almaya gittim. o günlerdede acayip dalgınım. kız arkadaşımdan ayrılmışım finallere giriyorum sürekli. dünyayla pek bi ilgim yok. ama annemi kıramam ekmek alınacak dediyse alırım. neyse mal bir halde gittim fırına. aldım ekmeklerimi. verdim paramı. üstünü de aldım. keşke almaz olaydım. kasiyer bütün bozuk paralarını bana verdi sanki. 5 kuruşlar 10 kuruşlar en büyük para 25 kuruş felan. bir avuç bozuk param oldu. bir elimde ekmekler bir elimde bozuk paralarım evin yolunu tutacam. fırının kapısıda insan görünce açılan kapılardan. ben bir insan olduğumdan açıldı kapı. tam geçecem. elimdeki paralar aniden yere düştü. tam eğildim, yerdeki paralarımı topluyorum. eğildim dediysem bildiğin domaldım lan. kapı kapandı birden amk. kafam dışarda kaldı vucudum içerde. tam bir iffet sahnesi. elimle fotosele işaretler felan yapıyorum yok. çalışanlardan biri gelecek dur abi sana bi geçiriyim de çık diyecek diye ödüm kopuyor. tamamen savunmasızım. neyseki birileri yardım etti de götü kurtardım. paraların çoğunuda toplamadım. giderkende kapıya şöyle tripli tiripli bi bakış attım. ama sallamadı beni yavşak.
--spoiler--
edit: itü sözlükte yazmıştım bu olayı, çalıntı değildir.
uçak indikten sonra sonlara kalan Adama ceketini uzattım o da ayağa kalkıp sırtını dönüp giydirmemi bekliyo.* Bende giydirdim. omuzlarını ceketini elimle silkeleyerek.
-Sıhhatler ossun abee, çay içermiyik diyesim geldi.berber çırağı gibi hissettim kendimi.
Yeni alinan tv'de hd bir kanal actiginizda; annenin, "sabah silmistim bak nasilda guzel gosteriyor" demesi. Ardindan ablamla benim kahkahalara bogulmamiz. Bi' tane bunlar ya allah basimizdan eksik etmesin.*
şimdi bizim çalışan abilerden biri efsane hapşurur. desibeli yüksek olanlardan. ve hapşururken son saniyede haberi oluyormuşcasına hapşurur.
neyse yine bir gün bu hapşurdu.
ben de hemen bizim alt kattaki abiye mail attım: "erdem'i ara çok yaşa de"
o da hemen arar:
şöyle bir telefon görüşmesi geçer:
erdem: efendim orhan?
orhan: ne yaptın erdem sen öyle
erdem: ne yapmışım abi
orhan: o nasıl hapşurmak öyle, ta buraya kadar geldi. artçı mı yoksa zararsız bir fırtına mı?
ben: aasdafasdasdada kopmuş vaziyetteyim.
tabi bunun bir üst modelini de ankara'dan arattım.
o daha da yarmıştır.