akp belediye baskan adayinin brosurlerini dagitan kisi evin kapisini calar ve kopegim deli gibi kapiya havlar. Ben kopegimi tutarken babam kapiya bakar. Kapiyi kapattiktan sonra "hirsiz sandi herhalde..." der ve bi kac saniyelik sessizlikten sonra evde herkes kahkaha atar.
Kişiler: Polis 1, Polis 2, telsizdeki polis, Arkadaş, ben...
Arkadaşın hemen evinin altındaki markete hırsız girer alarm çalar arkada bahçede cin-tonik yapan iki kafadar çarpışan araba gibi birbirimize çarpa çarpa dükkanın olduğu tarafa doğru koşarız.
Neyse şişme mont giymiş biri koşarak karanlıkta kaybolur. takribi 10 dakika sonra polis gelir. aynı zamanda bu polisler tanıdıktır.
polis1: noldu lan girmişler mi dükkana
arkadaş: abi girmişler ya aşağı doğru kaçtılar şişme bot vardı üstünde
polis2: telsizi eline alır "yakacık meslek lisesi cumhuriyet mahallesindeki ekipler şişme botlu biri aranıyor" gibi bir anons geçer.
telsizdeki polis: şişme bot mu? nasıl yani ellerinde mi varmış şişme bot?
polis2: yok la yok üstündeymiş herifin şişme bot giymiş.
telsizdeki polis: lan olm şişme bot nasıl giyilir la manyak mısınız!
arkadaş: abi şişme mont mont...
polis2: ha şişme montmuş devrem şişme mont mavi mavi.
- bacım sende fazla spor ayakkabı var mı ? ofisten direk sana gelsem, öyle çıksak?
+ kırmızı adidaslar var.
- tamam olur. bir de esofman alt uydurdun mu tamamdır.
+ ooo hallederiz yavre, eşofman altı kolay.
- ama eşyalarımı n'pıcam??
+ ofiste bırak, dönüşe alırsın. aynı hesap dersen önce evine git.
- bacım ofiste nasıl bırakayım? soyunup da sana öyle mi geleyim?
+ ahahahahhah....
eski çalıştığım şirkette iki ortak vardı ki çocukluk arkadaşı ikisi de. atölye şeklinde başlamışlar holding bünyesine kadar yükselmişler. arasıra birbirlerine küserler ( evet 50 yaşında iki adam bildiğin küsüyordu) ve bizi önce çok şaşırtan fakat zamanla alıştığımız komik gelen olaylar gerçekleşirdi.
yine küstükleri bir gün salih bey bizim şirkete geldi, benden başka da kimse yok diğer arkadaşlar sahadalar. beni toplantı odasına çağırdı mustafa bey ve toplantı notlarını aktarıyorum size.
s_ karakelam söyle o mustafaya ırak sevkiyatındaki aksamanın sorumlusu kim bana onu bulsun?
ben önce tekrar etsem mi etmesem mi bilemedim ama mustafa beye bakıyorum başka tarafa bakıyor duymamış gibi, ben de mecburen;
k_ mustafa bey salih bey ırak sevkiyatındaki zaman sorununu soruyor, dedim.
m_ o salih denen herife söyle üretim planlamasına karışmasaydı bu sıkıntılar olmayacaktı, biz listeleri 3 ay öncesinden verdik, araya iş alan kendisi.
k_ salih bey mustafa bey sizin araya iş aldığınızı bu yüzden gecikme yaşandığını söylüyor.
s_ şirket yönetmeyi bilmiyorsa o koltukta oturmayacak.
k_ ....................
s_ söylesene kızım.
k_ söylememeyi tercih ederim salih bey, doğru olmaz bu.
m_ karakelam söyle şu adama ona buna yalakalık yapacam diye imalat sıralamasını kafasına göre değiştiremez.
k_ .................
s_ hayır onu söyleme benim dediğimi söyle; önce benim tırlarım çıkacak. (geldik kavganın asıl sebebine)
ikisi de ayağa kalktı bu arada.
m_ hadi bir çıkart da göreyim, bu şirketi sadece sen yönetmiyorsun.
s_ çıkartmayan ne olsun lan.
m_ senin ben ...................................
s_ skfjsojdfsopdasljop
m_ ksjdıosfjıasfjaslşl
onlar karşılıklı küfür yağdırırken ben usulca çıktım odadan, ve bir ohh çektim. birkaç saat sonra da kahkahalarla güldüm olaya. *
her akşam apartmanın önüne mahallemizin kedisi yakup* için bir tas süt bırakırım. birkaç gündür tas, bıraktığım yerde değil de apartmanın biraz ilerisinde oluyordu. 4 gün sonra yine aynı şey olunca dayanamadım ve çocukluğumdan beri tanıdığım, apartmanımızın tonton görevlisi ali dayı'ya:
-ali dayı neden benim yakup için bıraktığım tası hep uzaklara atıyosun?!
+(canhıraş kendini savunmaya başlar) kızım hiç olur mu ben öyle şey yapar mıyım? o kedi de insandır sabinin içtiği süt de mi gözüm olacak? olur mu yavrum onlar da insandır yav!
kendimi tutamadım kahkaha atmaya başladım, ali dayı bu duruma gücendi ve hızla yanımdan uzaklaştı. ben de sonrada üzülüp birer orta kahve yaptım, karşılıklı içtik de gönlünü aldım. ehe.
üsküdar'da sular kesiktir ve yarına kadar da kesik kalacaktır. yeterince sinirliyim, annemi aradım.
ben: annem nerdesin
annem: kadıköy'den şimdi bindim işte, sesin niye kötü
ben: sular kesik.
annem: soğan mı istiyorsun yani
ben: anne ne alaka sular diyorum sular kesik. soğan lazım olsa seni arar mıyım sence?
annem: ne bileyim, geçenlerde itin kakasını yapmadı diye aramıştın, hiç bitmiyo ki derdiniz.
ben: suyu ben mi kestim git belediyeye söyle.
annem: biliyorum ben suyun kesik olacağını, balkonda damacana var dolu. hadi kapatıyorum.
- sınav nasıl geçti..?
* ben size soruyomuyum nasıl geçti, kim geçirdi diye. giren çıkan bana size nooluyo..
- tamam çocuum tamam yavrum geçtiii..
* bak haalaa geçti diyo
+ooo hocam, iki arada bir derede kıbrı'a gitmişsin.
-he ya. gittim. iyi oldu. kafa dağıttık.
+öfff. ne eğlenmişsindir.
-yok lan sürekli alkol almaktan ciğerim soldu.
+ahahaha. sevgili yaptın mı?
-sevgisiz yaptım.
+ahahahah. allah belanı vermesin.
-ya off. o manada değil.
+ahahaha. anladım ben dostum *
-muhabbeti çirkinleştirmesene... *
+ divan edebiyatının bilinen ilk temsilcisi hoca dehhani, 3. alaeddin Keykubat'ın isteği üzerine mesnevi nazım biçimindeki 20.000 beyitlik Selçuklu şehnamesi'ni yazmıştır.
- kaç beyit kaç? (çok şaşkın)
+ 20.000 beyit.
- adam hoca yaaaa...
birkaç gün sonra:
+ Mevlana'nın en önemli eseri mesnevi nazım biçimiyle kaleme aldığı alegorik eseri mesnevi-i şerif'idir. 25.000 beyitten oluşur.
- Hoca'ya 5.000 fark atmış desenize.
bu gidişle ben de bu çok değerli şairlerden söz ederken böyle bir üslup takınacağım ondan korkuyorum. düşünsenize:
"- Mevlana, bizim hoca'ya 5.000 beyit fark atmıştır çocuklar. sarayın gözdesi Baki'dir. bu nedenle, fuzuli ondan daha yetenekli olduğu halde ancak babayı almıştır. recaizade'nin görüşlerine karşı çıkan muallim naci, zemzeme'ye demdeme'yle ayarı döşemiştir." vesaire. kendimi bu halde düşünmem bile gülmeme yetiyor. gidişat bu yönde gerçi, hayırlısı diyelim...
+ yavrucum gemi bir şeyi temsil ediyor. gemiyle yapılan yolculuk da başka bir şeyi. daha kapsamlı düşün. hiçbir sevgilinin gittiğinde istese de geri dönemeyeceği yer neresi?
- bilemedim ya. mendil diyor gitti gelmedi diyor. adam sevgilisini anlatmış bence. (haydaaa... bin yıllık sessiz gemi oldu mu sana aşk şiiri!)
+ aferin ergen çocuğum benim. ölüm. şiirin teması ölüm. gemi tabut, yolculuk ölüm, yolcular da bizleriz. yahya kemal çatırt diye ikiye ayrıldı mezarında duyuyorum ben.
moreller(!) taban ben salya sümük:
-kanka, kanka ne olur gideyim
kankadan ses yok.
-valla iyiyim ne olur kanka ne olur?
kankadan ses yok.
-hı, ne olur?
final:
- yok yani bence ebenin .mı olur da gene. sen bir kere daha görmek istiyorsan ebenin .mını git bak ne oluyormuş gel bir daha ağlayarak anlat.
- evdekinin zamanı geldi.
+ ne zamanı geldi?
- olgunlaştı artık kız lâzım ona.
+ ne diyosun ya? Onu da sen mi düşünceksin?
- ben düşüncem tabii. Bi şey yapmak lâzım.
+ anne ne diyosun ya oldu olacak geneleve götür?
- fıstık gibi bi şey alcam ona böyle çıtı pıtı.
+ noldu sevgilisiyle evlenmeye karar verdi de zemin mi hazırlıyosun? Ona mı alıştırmaya çalışıyosun???!
- ne sevgilisi kadin?
+ abimin!?
- evdeki muhabbet kuşundan bahsediyorum kadin!
+ ay allah canını almasın seninbdhehskdka.
Soma'da yaşananları düşündükçe, günlerdir her gülüşüm yarıda kesilip yüzümde donmasa yarılırdım... ama hayat devam ediyor işte. böyle olmasını hiç istemeseler de oradaki insanlar için de devam edecek...
+ yaptın mı ödevlerini?
- yaptım.
+ çözdüğün sorulara bakayım. ne okudun bu hafta?
- grinin elli tonu.
+ hiç duymadım. beğendin mi peki?
- yok hocam ya. tamamen cinsellik üzerine kurulu. cinsel hayatını yazmış.
iç ses: neeeyyyy?
bir saat kadar sonra.
+ senin yaşam öykünü yazsalar bu biyografi olmaz. çünkü, herhangi bir konuda başarı elde etmiş ünlü biri değilsin. ama Atatürk'ün yaşamı yazılınca biyografi olur. bakalım soruya. hangisi edebiyat tarihi için belge niteliği taşımaz diyor. biyografi, otobiyografi, anı ve günlük belge yerine geçer. ama romanı düşün. mesela şu senin kitap, grinin elli tonu belge işlevi görür mü sence?
- görmez hocam. ama Atatürk yazsaydı görürdü.
iç ses: güleceğim olsa ne gülerdim yaa. çocuk haklı valla. Atatürk yazsa o da belge olurdu.
dış ses: yok yahu, roman gerçekle kurgunun bileşimidir. ne kadar, gerçekleri yazıyorum dersen de. yazma esnasında o gerçek, romana özgü kurgulanır. bu nedenle roman belge işlevi görmez. tamam mı?
- tamam.