-napıyosun?
+ya moralim bozuk, birini seviyorum ama o beni sevmiyor.
-kimmiş o.
+tanımazsın ya boş ver.
- belki o da seviyodur.
+sen değilsin bi sus amk.
iki arkadaş gezerken bir turist bunlara yaklaşır.
be:bizim eleman
t: turist
de:diğer eleman
t: do you speak english?
be:no.
t: Parlez-vous français?
be:non.
t:Sprechen Sie Deutsch?
be:nein.
t:Habla usted español
be:no
turist bir kaç lisan daha saydıktan sonra basar kalayı gider.
de: olum artık bi lisan öğrenmenin zamanı geldi baksana ayıp oldu turiste.
be: ne öğrencem ulan baksana yavşak * turist 8 tane lisan biliyor derdini anlatamadı.
6 yaşında veletle oturulmaktadır. Şımarmaya başlamıştır.
Ben: hadi sen benim sakallarımla oyna.
Biraz oynar.
Velet: siktir lan senin sakalınla mı oynucam der ve kalkıp gider.
A: oğlum bugün cumada önümdeki bir adam her secdeye vardığında kıçının 3'te 1'i görünüyordu. insan atlet, baksır maksır giyer amk ya!
b: lan tamam tamam midem bulandı.
a: ...neyse ki oğlanda tip vardı.
B:
günlerden bir gün(tam hatırlamıyorum) bir galatasaray maçında sabri oyuna girdikten hemen sonra sakatlanıp çıktı. önümüzde oturan kızlı erkekli bir grup var, durmadan konuşuyorlar. maçı takip ederken bir yandan da bunları dinliyorum elimde olmadan. kızın teki sabri yapma diyip duruyor. bakıyorum topu kaptıran selçuk. uyarıcam susuyorum. tekrar sabri yapma diyor, bakıyorum dışarı vuran burak. uyarıcam susuyorum.
beş on dakika sonra melo hatalı bir pas yaptı.
-sabri yapma.
-bayan -bu noktada kendimden nasıl tiksindim bilemezsiniz, bayan ne amına koyim- sabri oyunda değil, yok yani. çıktı gitti.
-?!!
- Afedersiniz, siz Laz mısınız?
+ Evet, neden sordun?
- Şapkanızın üzerinden kafanızı kaşımaya
çalışıyordunuz da.
+ Ne olmuş yani? Sen götün kaşınınca pantalonunu
mu çıkarıyorsun?
anne : şeyin düşmüş senin .
ben : ne diyosun ne düşmüş ?
anne : şey varya hani kaşındaki delik ona taktığın şey !?
ben : piercing anne ben çıkardım sakin ol *
anne : ben anlamam pirsik mirsik sakın benim gözümün önünde geri takma o demiri .
babamla turist arasında geçen inanılmaz diyalogdur efendim
babam: hello how are you?
turist: i'm fine. thanks. you?
babam: how are you how are you...
babam sondaki "how are you, how are you" cümlesini türkçe çevirisiyle "allah iyilik versin allah iyilik versin" demek istedi ama ingilizcesi how are you'dan ibaret olduğu için işin içinden çıkamadı. bize de yarılmak kaldı tabi.
vefat eden dayımın cenaze merasimi ıvır zıvır bittikten sonra evde taziyeye gelen misafirlerle ilgilenilir. kendi çapındai önemli bir insan olan dayımın taziyesine ülkü ocakları il başkanı da gelmiştir.
sonrasında ateşli bir sosyalist olan kuzenim ve yengem arasında geçen diyalog yarmıştır.
kuzen: anne ben şu il başkanına gidip kahrolsun faşizm diycem.
yengem: sus kız! misafir o.
- kaşarlı kıyma alabilir miyim? (iç ses: ne var da bakıyor lan herkes suratıma? sabah sabah göt istemeye geldik sanki. )
- kaşarlı açma yani?
- he evet. kaşarlı açma. (sabah sabah ne kıyması amk. )
çok yarmaz ama bunu yazabileceğim daha uygun başlık bulamadım.
marketteyim çikolata bölümüne giden tek yol var ve o yolda bir adam sepetine ürün dolduruyor ben de dibine girdim beklemeye başladım çekilsin diye.
adam: geçicek misiniz?
ben: (yok seni izleyeceğim burada durup) müsadenizle (:
adam: buyrun geçebilirsiniz
ben:(lütfetti haspam. o ne öyle izin verirmiş gibi terbiyesiz) teşekkür ederim (:
o zamanlar 15 yaşında bir ergenim. 8. sınıfı okuyorum, sıra arkadaşım cemre isminde bir kızdı. * cemre beslenme getirme alışkanlığından bir türlü kurtulamamış olacak ki her gün ekmek arası bişeyler getirip okulda yerdi. bir gün yine cemre örtüsünü açtı, ekmeğini örtüsünün üstüne koydu, ellerini kolanyalı mendille silmek üzereyken ben cemrenin omuzuna yavaşça vurdum. cemre bana ne vuruyorsun gerizekalı dedi ve beni kovalamaya başladı, sınıfta ben kaçıyorum cemre kovalıyor. birden cemrenin sırasının yanında buldum kendimi, masanın üstündeki ekmeği elime alarak;
" bana bak, ekmeğinle oynarım senin " dedim ve tüm sınıf kahkahalara boğulmuştu. *