olay sevgilinin annesi, kardeşi ve hint cevizi arasında geçmektedir;
kardeş: ya bu adamı da hiç sevmiyorum (radyodan gelen ses için)
hint cevizi: kim bu?
anne: ya hani doktor olan var ya o işte (ferhat göçer i anlatmaya çalışarak)
hint cevizi: kutsiiii
ve herkes gülme krizine girer.
hint cevizi kişisi ise hayatına koca adayının ailesinin gözünde salak olarak olarak devam eder.
babam - vay be o kadar insanı nerden bulmuşlar
ben- baba bilgisayarla yapıyolar hepsini aslında o kadar yok
babam- sacmalama len o devirde bilgisayar mı vardı.
ben- haklısın baba.
Mevzu zonguldak'da geçmektedir;
Almanya'dan yıllık iznine gelen bir arkadaşımızla hasret giderirken o her gidişinde aklının burada olduğunu
ve özlem çekmemek için google'da aramalar yapıp yerel haberleri okuduğunu anlatıyordu. Saf bir eleman hemen
lafa atladı:
- Vay a.q. almanyada gugıl çekiyo mu ?
Tabi bu sorudan sonra biz 5 kişi abartısız yerledeyiz.
hafif delibaşlılığı ile ünlü bir akrabanız sizi denize balığa götürmüştür;
ben, kuzenim ve delibaş akraba olmak üzere denize açılınır, oltalar atılır ve kısa bir beklemeden sonra delibaş akraba of of of balığa bak diye oltayı çekmeye başlar bizde büyük bir merakla "ne çıkacak acaba" diye bekleriz balık yaklaştıkça hayırlı bir balık olmadığı anlaşılır, en son noktada da delibaş akrabanın "mına koydumunun trakonyası" şeklindeki küfürü ile olay tescillenir. *
sonra o anda aklına bize doğa bilgisi dersi vermek gelmiş olmalı ki bize dönüp elindeki balığı göstererek "bakın çocuklar bu trakonya balığı çok tehlikeli bir balıktır şu sırtındaki dikenlere sakın dokun.... ananı avradını x#x#x#" gülelim mi ağlayalım mı bilemediğimiz bir anda bizim delibaş akrabanın parmak davul gibi oldu bize döndü "çocuklar böyle durumlarda amonyak lazım olur ama denizin ortasında amonyağı nereden bulacağız" bizde salak gibi "nereden amca" diye soruyoruz, "tabiki parmağıma eşiyeceksiniz idrarda amonyak vardır" biz bu fikire yanaşmadık ama ısrarlara dayanamayıp kuzen çıkardı aleti ama çiş yok delibaş akraba bağırıyo arada "eşesene lan" kuzen gayet şaşkın işeyemekten dolayı utanıyoda "vallah yok amca gelmiyo" bana döndü tabi "ya vallah benimde yok amca tekneye binerken yapmıştım ben" şeklinde savuşturdum olayı delibaş akrabanın kolda şişti ama kıyıya dönmemekte ısrar ediyor ben içimden düşünüyorum "bu herif burada ölse şimdi biz geri dönebilirmiyiz ? döneriz be evi bulduramasakta bir şekilde karaya çıkarız otostop falan eve varırız, varırız varmasına da delibaş akrabanın öldüğünü nasıl açıklayacaz .. şeklinde kafamda sorular sikişirken delibaş akraba "çocuklar kusura bakmayın kolum boynuma kadar uyuştu geri dönelim bende bir hastahaneye gideyim" dedi bizde "tabi tabi amca git tabi" şeklinde olayı onayladık zoruna döndük eve,
seneler geçti ne zaman balıkçılık dense aklıma bir trakonya, bir de eşesene ulan diyalogları gelir sırıtım..
para sıkıntısı ceken bir arkadasım ve sahsım arasında gecen diyalogdur.
Bir süre konustuktan sonra;
-Ah be ben bu lidyalıların..! bi zaman makinem olsaydı giderdim parayı bulan serefsizi bi güzel öldürürdüm.
+E hadi gittin öldürdün diyelim, günümüze geri döndün baktın ki tarih kitaplarında parayı lidyalılar değil romalılar bulmus yazıyor ne yapacaksın?
-zaman makinem yok mu olm? gider romalıyı da öldürürüm dönerim.
+E döndün diyelim.. baktın ki parayı Bizanslılar bulmuş. ne yapacaksın?
-Kolay iş... Bu durumda olmazdım en azından, gider Bizanslıyı da öldürürdüm.
+Hmm.. Osmanlılar bulmuşsa?
-Valla hiç millet ayırımı yapmazdım parayı kim bulduysa giderdim geçmişe öldürürdüm onu da.
+Ya hiçbiri bulmamış olsa da yakın tarihte ingilizler yada amerikalılar bulmuş olurdu.
-E ben yine öldürürdüm.
+Tamam sen kazandın! Geldin tekrar günümüze para yok. ne yapacaksın?
-Parayı icad edecem!
çok uzaklardan bir şut gelmiştir kaleye. uzak şehirden gelen akrabaları kast ediyorum. anne baba falan, geçtim onları, bir de ufak kuzenler var tabi... liste şu şekil,
7 yaşında erkek, (kardeşim bu öküz)
8 yaşında kız,
11 yaşında kız,
17 yaşında kız; kadro bu.
yemek yenilirken 20-30 kişilik bir sofrada, 7 yaşındaki erkek olanca öküzlüğüyle geğirir. öyle ki sesin benden geldiği sanılır lakin şaşkındır deli gönül. o sırada "ne öküz çocuk lan" derim içimden ama asıl bomba sonradan patlar...
baba: oğlum napıyosun çok ayıp ama?
8 yaşındaki kız: dayı bi şey dicem ben
baba: söyle bakiyim?
8 yaşındaki kız: kızma ama, oğluna söylücem
baba: tamam söyle
8 yaşındaki kız: affedersin ama sıçsaydın, ne yapıyosun sen?
***
allahım ben nerelere gideyim, gel 5 temmuz gel, kaçır beni uzak diyarlara. daha erkene mi alaydım lan bileti?
okul bittikten sonra pek görüşme fırsatı bulunamayan kız arkadaş, msn'de yakalar. yani selam veren o, annadın?
x: reichstag bey, öldük mü kaldık mı soran yok. nasılsınız efenim?
y: msn'de görmüyorum hiç, kontörüm yok ki, olaydı nasıl mesaj yağmuruna tutar idim
x: benim de kontörüm yok, olaydı yazar idim
y: ne kadar çok ortak yönümüz var
x: kardeş miyiz dersin vasili?
y: siz kardeşsiniz evlenemezsiniz?
e:4 yaşında bir çocuk
a:14 yaşında bir başka çocuk
mekan : çocuk odası
e: a abla ben sana bir şey söylemek istiyorum.
a: söyle canım.
e: ben seni süngerbob'dan daha çok seviyorum o hep başkalarıyla oynuyor beni duymuyor ama sen hep benimlesin ! ***
a: ay canımm... bende seni daha çok seviyorum zaten. *
görme engelli bir brey olarak toplumumuzdan gayet hoşnut olduğumu belirtir ve birkaç şey paylaşırım karşıdan karşıya bir arkadaşımla geçmekteyiz yaşlı bir amca karşıya birlekte geçmek için yanımıza geliyor ve bizim şükrünün koluna giriyor: birkaç tanışma muhabbetinden sonra yaşlı amca: (aslanım herşey tamamda eğer gücenmezseniz bişey soracam) bizim şükrü gayet bilimsel (buyur sor amca) yaşlı amca (her işi yapıyorsunuz anladık gerdekte o işi nasıl yapıyorsunuz aslanım ?) şükrü tabi eski kaşar (dayı sen girerken kandilmi yaktın... ... ...) kopuş sonrası
körlüğüme şükrettiğim durum belediye otobüsü ve inanılmaz bir sıcak, bir teyze ön kapıdan kafayı içeri uzatmış şöför amcama soruyor bizım ewın orden geçermi? şoför amcam kopuşta haliyle, ne diyon teyze üst katabile çıkar ... ... ...
gençlik yıllarımızda gayet fırlama körler olarak nam yapmıştık bahçeli emek civarında o günün en iğrenç esprilerinden biride: kantinci çok gıcık bi bebeydi ve herkez ondan nefret ediyordu o zamanlar daha şu koca ellibinliralar vardı ve misket sakızlardan alıyorduk. (vay be ne günlerdi deyip.) gittim yanına ellibinlira geçiyormu şeklinde bir soru sordum o da haliyle evet dedi bende boşluk kalıyormu sorusunu sorunca çok kızdı ve kalıyor dedi. cevaben verdiğim şeye ben bile hala şaşıyorum orayada yirmibeşbin sıkıştır o zaman... ... ... ...
kumrularda yürüyoruz ufak bir omuz teması yüzünden hanım abla körmüsün diye bir soru sordu ve evet cevabını alınca dalgamı geçiyorsun deyip çantayı kaldırdı, sonradan idrak ettim o da körmüş iki kör birbirini körlükle suçlayıp 5 dakika kadar kavga ettik bastonlarımızın seslerini duyunca idrak ettik olayı