elma: senin kıyafetin çok güzel benim ki ise çok sade. elma şekeri: ama ben en pahalı ve en güzel mağazalardan giyiniyorum.
elma: götüne giren kazıktan belli zaten.
olay, eskiden çalıştığım ismi lazım olmayan ilaç firmasındayken vuku bulmuştur. yamulmuyorsam tarih 2002 ağustos. araçlarımıza araç takip sistemi takıldı. bölge müdürü bilgisayar başında, o gün kim nereye gitmesi gerekiyorsa bakıyor ekrandan yerinde olmayanı arıyor, sen bugün şu hastaneye gitmen gerekiyor ama senin araç başka yerde... gibi.
o gün çalışmam gereken bölge adalar. ilk durağım Büyükada Devlet Hastanesi. hastanedeyim. telefon çalıyor ve telefonun diğer ucunda kıl olduğum, sinirden gırtlaklamak istediğim bölge müdürüm;
bölge müdürü yavşak: "alo.. beysar senin bugün çalışman gereken üniten adalar. aracının bostancı'da ne işi var?"
ben: "müdürüm kusura bakmayın, gemiye araç almıyorlar." dedim. ömer üründül gibi -ıığğ, -öğğğğ yaparak kapattı telefonu...
ülen yavşak, ne zamandır adalar araç trafiğine açıldı ha? zaten bu gibi dört beş yaşanmış rezaletten sonra kaldırdılar araç trakip sistemini. akabinde bölge müdürünü...
evvel zaman içinde yaşlı bir amcamız havanında yağmurlu olduğu bir gün belediye otobüsüne biner. baston kullanan amcamızın karşısında iki tane genç oturmaktaydılar. amcamıza yer vermemeleri bir yana dursun. onunla dalga geçmeye çalıştılar.
+ dedecim bastonuna lastik takta kaymasın. (gülüşmeler) (dedemizin verdiği müthiş ayar)
- yıllar önce o lastiği baban taksaydı şimdi siz değil ben orada oturuyor olacaktım. bastonunda lastiğe ihtiyacı kalmayacaktı.
bizzat kendi hikayem... lisedeyken matematik hocamız bayandı ve eşinin adı da tifoneaquila (adımı saklama isteğim oldu birden nedense) herneyse hoca derste yanımdan geçerken durduk yere başıma vurdu ve sonrasında geçen diyalog.
+ben
-hoca
+ne oldu ne yapmaya çalışıon
-akşam kocam tifoneaquila'ya kızmıştım ama vuramamıştım ondan yaptım seninde adın aynı diye. ihihihihihih
+gece de kocan sana vuramazsa ben sana vururum her sabah bi kaç posta
-?????
ondört yaşındayım ozaman, bir özel günde, girdim çiçekçiye...
- karanfiller ne kadar..
- 5 lira (fiyatı hatirlayamiciğim..)
- pahalı
- gözünü seviyim çiçeğe pahalı deme, al beleşe götür pahalı deme..
(o an sahnede göt olan bir praglı seyredilir)
üzerinden tam 7 sene geçti sözlükten o çiçekçiye seslenmek isterim, utanmıyor musun kardeş onlu yaşlarda bir çocuğa "bana bu sandalyenin olmadığını ispatla " -"hangi sandalyenin" tarzı felsefik bir hareket çekmeye..
(bkz: felsefik hareket çekmek)
--spoiler--
- anladın mı oğlum?
+ anladım baba tamam alıyorum şimdi
- ne diyecekmişsin söyle bakalım
+ kasaba gidip taşak istiyorum dicem baba
- salak oğlum benim öyle de de versin eline
- koç yumurtası diycen koç yumurtası
+ tamam baba yaa koç yumurtası
--spoiler--
argo ya da küfür bilmekle hava atılmaz, bilgiçlik taslamaya kalkılmaz artık. tamam.. *
caligula yı ilden ilçeye geçici görevle görevlendirmişlerdir, siniri tepesindedir, atlar arabasına yola çıkmak için hazırlanır, gel gör ki araba çalışmıyor, lanet olsun deyip minibüse binilir, ama sinir tavan yapmıştır bu arada...
yolculuk sırasında önündeki koltukta iki tane kız, sanki minibüste tek kendileri varmış gibi bangır bangır bağırarak konuşurlar, arada şöyle bir diyalog geçer;
caligula; bayanlar biraz sessiz olsanız
kızlar; ne oldu rahatsızlıkmı verdik küçük beye
caligula; evet rahatsızlık veriyorsun hem kulağa hem göze
- hacı, senin baban benim babamdan borç para istemeye geldiğinde ne kadar çok yalvarmıştı, keh keh keh.
+ peki ya senin baban benim babamdan alacağını kurtarmak için ne kadar çok yalvarmıştı?
- ?!?!?!?!?!?!