yaralı bilinç

entry2 ↓ galeri0
    1.
  1. Nefis bir kitap. Okumayan kaybeder. Rahmetli iyi yazmış.
    0 ...
  2. 2.
  3. Batı etkisi ve Batı'nın temeli olan modernlik, kah islami toplumlarda acısı çekilen tüm toplumsal eşitsizlikleri ve ahlaksal çöküntiüei-r mu� Cizcvi bir şekilde çözmesi beklenen köken mitolojisine doğru bir geri­ _ıcıricye, ·kah gitgide daha tehlikelileşen maceralara doğru kaçışa, bazeıı de yeni zamanların meydan okumasına cevap vermenin koşulsuz red-, dCctlliŞine ·neden olarak, günümüz islam dünyasında birçok direniş çev­ �c -si y�ratm.ikllidır. Az çok sapkın bütün bu kaçış bahaneleri, aynı ola­ yın farklı yüzlerin( dışa vurmaktadır ve gözlemlenen tepkilerin şu ya da bu biçimi almaları, bunların derin bir rahat-;ızlığın belirtileri olduk­ ları gerçeğini değiştirmemektedir. Bence bu rahatsızlık, büyük bir ta­ rihsel olayın -en geniş anlamıyla_rpodernliğin- anlaşılmaması ya da.
    başka bir deyişle sindirilmemesinden kaynaklanmaktadır; modernlik 'lifçbir zarii an,"olduğu'hariylc, yani kendine özgü felsefi Kapsamı içinde nesnel olarak hesaba katılmamış; hep geleneklerimizde, yaşama ve dü­ şünme tarzlarımızda yaratl1ğı travmalı değişimlere bakılarak değerlendi­ rilmiştir. Bundan dolayı ilişkilerin başından beri modernliğe karşı her yargı ahlaksal bir değerlendirmeye bürünmüştür: islam dünyası Batı' nın maddi gücüyle karşılaşmasının başlarında, kendi gecikmesini ve o­ nu Avrupa'dan ayıran uçurumu büyük bir şaşkınlıkla farkeuiği zaman bu gücü önce övgüyle karşılamış; Batı etkisine kapanıp en uçuk fan­ tazmları diriltmeye başladığındaysa uğursuz olarak değerlendirmiştir.
    ilk tepki alabildiğince coşkulu olmuş, ikincisiyse aksine, saplantılı bir reddedişin histerili dilini benimsemiştir. Her iki durumda da Batı, hiç­ bir zaman geçmişiyle bir kopma gerçekleştirmiş, kendine özgü yasaları SONA ERTELENMlŞUK 1 1 ve kendine özgü bir hakimiyet mantığı olan yeni bir paradigma olarak ele alınmamış, maddi gücünün yardımıyla bizi ele geçiren, en derin da­ yanaklarımızı sarsıp göreneklerimizi saptıran, faziletlerimizi bozarak bizi uzun vadede siyasal ve kültürel köleliğe düşürmekte olan gizli güçlerin bir fesadı olarak görülmüştür.
    Ncıluta (Yenilenme) döneminin ilk düşünürlerinin, Avrupa'daki siya­ sal ve hukuksal sistemlere özel bir dikkat gösterme onuruna sahip ol­ dukları doğrudur. Hukuk ve bireysel özgürlükler kavramlarını çekici bulmuşlardı. Ne var ki bu ilk düşünürler de tıpkı bugünküler gibi te­ mel bir şeyi gözden kaçırdılar: Faziletleri övülen bu temel kavramlar mucizevi bir reçetenin ürünü değildiler; istisnai bir tarihsel sürecin -neredeyse bir paradigma değişiminin- nihayetine erdirilmesinin ürü­ nüydüler ve aşırı derecede bağlı olduğumuz, kamu alanımızı bütünüyle dolduran geleneksel değerleri tahliye etmeden, dolayısıyla marjinalleş­ tirmcden bizim dünyamıza yerleştirilemezlcrdi.
    Öte yandan, birçok açıdan devrimci olan bu yeni fikirler, gelenekle­ rimizin kapalı dünyasında çoğu zaman bulunmayan başka gerçeklik katmanlarına, başka toplumsal ilişkilere zemin hazırlıyorlardı. Zira, dünyaya bakışımızdaki toparlayıcı ve dinsel perspektifte, bu gerçeklik­ ler -tabii bunların bilincine varıldığı zamanlar- ya yoktular, ya da şeylerin maddi olanaklılığına bağlılarmış gibi değerlendiriliyorlardı.
    Jacques Berque, Arap dilindeki ayırıcı niteliğe atıfta bulunurken haklı olarak şöyle der: "Her bir sözcüğünün sonu Tanrı'ya varan Arap dili, gerçeği kavramak için değil, örtmek için doğmuştur".1 Yeni gerçeklik katmanlarının ortaya çıkışıyla, bunları bilgi sahasının dışına ya da di­ bine iten atadan kalma dirençler arasındaki gerilimlerin bilinçte birta­ kım çatlamalara yol açması zorunluydu. Şeyler dışsal olarak değişmek­ teyken kafalardaki yansıtmalar hala eski tasavvur biçimleriyle kurul­ maktaydı. Durum böyleyken bilinç içindeki bu çatlamalar nasıl yaşa­ nabilirdi? istense 'de istenmese de bu sorun, dünyamızı kırıp geçiren tüm zihinsel çarpıkhklardaki -ki bunlar çoktur- çözülmez sorun o­ larak önümüzde durmaktadır. Bu sorun ancak bu uygarlıkların savunu­ cuları tarafından ortaya çıkarılabilir; çünkü nasıl kimse bir b_aşkasının yerine ölemezse, �izim içinde yaşadığımız uygarlığın dışındaki bir uy-1 . Ak taran A. K. El Janabi, "Sur la culture arabe actuelle", Sou'al'da no. 3, Paris, 1983, ss. 48-50.
    12 YARALI BlLlNÇ garlıktan gelen biri de, bu çatlama deneyini varlığının her zerresinde hissederek ruhunda yaşayamaz. Başka bir deyişle bu çatlama, bize özgü olan ve başkasına dcvredemcycccğimiz kaderimizdir.
    Daha açık olabilmek için burada biraz konu dışına çıkacağım. Bu çatlağın kenarları ara-;ında cendereye alınmış olan ve çelişki dolu ikili bir büyülenmeye karşı mücadele veren bir "ben" olduğunu farzedelim:
    Bu "ben", hala kolektif hafıza halesine bağlı olan bir dünyadaki büyülü görüntü ile, bundan aşağı kalmayan yeni ve luhaf olanın çekici görün­ ltisüne karşı mücadele elmektedir. Bu far.tzi "ben", hem etkisine maruz kaldığı radikal değişim karşısında; hem de aufta bulunduğu evren, eli kulağında bir yokoluşun yıkıntılarını her tarafa saçarak dünya sahne­ sinden azar azar çekildiği için daha da can yakan bir nostalji karşısında, kendini ilkin yabancılaşmış hisscdeceklir. işle bu farazi "ben"in aşağı yukarı nasıl akıl yürüteceği:
    J'JL'!I derinliğiyle karşımda yayılan yeni nesneler ve beni hazırhksız yakalayan yeni fı�!rler bana yabancı. Bunları tanımak için zihnimde ne elverişli sözcükler ne de uygun tasvirler var. Bilgi alanımda apansız or­ taya çıkıveriyorlar ve ele �!!:iJm��Et!�n����L:�-Buôıail--göl-<lüğiim� bunlardan yararlandığım, bunlara hükmettiğim kadar maruz kaldığım da doğru, fakat hafızamın akışında bir yerlerde asılı kalıyorlar. Olu­ �mlarının tarihini çizemiyorum, doğ_u�rına da tanık olmadım-:-Ne­ .2':1<.tX �x ı_��-şl'!':!_n�_l"l__9_1"1_�E-�rl arda .S�!l bunalımları xaşadım, ne �--2!!:. J.C;lf-'! _:tt!Ol_!!l_<!_2J _<!_� �ren üre!i!!!J��i'11 J�i!1.i Sıyırıp atamadığım zor-lamaları başıma musallat eden, alışkanlıklarımı altüsl eden ve bir türlü açıklığa kavuşturamadığım akıl almaz şeyler bunlar. Bununla birlikte onlardaki bir taraf beni cezbediyor, çekiyor ve tüm çabamı harcamama rağmen onlardan yardım almaktan alakoyamıyorum kendimi. Bütün zi­ hinsel kategorilcrimin ya�dığım dünyada, şimdi açığa çıkmakta olan şeylerin üstünü örtebilecek tarzda biçimlenmiş olması, düşüncemin başka bir şekilde işlemesinden, beni çevreleyen şeylerin mantığına ters giden varoluş alanları keşfetmesinden. Benim düşüncem, kavradığı şeydeki somut gerçekliğin üstünü örterken, bir yerlerdeki üstgerçekli­ ği'ni açığa vurur. Üzerini örttüğü şey, beni doğrudan etkilcY,endir; açı­ ğa vurduğuysa aksine, artık varolmayan şeydir; zira o şeye mal edilen bu üstgerçeklik artık dünyamda yoktur, değişimlerin önüne geçilmez a­ kışında sürüklenip gitmiştir.
    SONA ERTELENMiŞLiK 13 Dünyaya bakışım, şeylerin sihirli bir iklim içinde yüzmesini sağlayan bir ilk çehre değişikliğine göndermektedir beni. Şeylerin ya­ şadıkları ve işlevlerini buldukları dünya, bilincime, bunları kavrayıp deneyini yaşayan bakışt;ıki gerçek yoğunlukla yansımaz. Ben bir yok­ luk dünya-;ında yaşarım: Düşüncem, şeyler üzerinde hiç etki yapmayan fikirler meydana getirir. içerinin kapsamıyla dışarının biçimleri, artık organik olarak denk düşmemektedir. Tasarlanan fikirler, doğal ekoloji­ mi kısmen mahveden çarpıklıklarla tema-;a geçtiklerinde biçimsizlcş­ mektedirler. Tasarladığım şeyin karşımda duran şeye göre "geç kalmış" olması, yalnızca kronolojik bir uyumsuzluk değil, ontolojik bir bö­ lünmedir. Şeyler, gerçeklik algılarımın evriminden çok daha hızlı de­ ğişmişlerdir. Bu dönüşümler göndermelerimi saptırıp sürdüğüm izleri dağıtmış, ama ruhumun derin katmanlarında değişiklik yapmamışlar­ dır. Gerçekliği "mitoslaştırma" eğilimim öyledir ki şeylerin tarihsel bir evrim sürecinden ziyade, tözel bakıştaki değişmez özlere inanırım.
    Beni dört bir yandaı) çevreleyen sanayi üretimi karşısında geç kalmış tasavvurlarımın içeriğinde, dolduramadığım bir boşluk açılmaktadır.
    Bu büyük boşluk yalnızca yaşam tarzındaki bir değişim değildir, algı­ lama tarzımın da sapmasıdır. Düşüncem, tarihteki büyük sarsıntıların uzağında kalmıştır. Batı'da teknik-bilimsel altüst oluşların neden oldu­ ğu devrimler, bilinci her seferinde yeni bir bakışın gereklerine uyduran bir paradigma değişikliğine yol açmışken, benim durumumda böyle ol­ mamıştır. Bilincim hala büyülü dünyanın zamanında yaşamaktadır.
    Sürekli bir bombardıman sonucunda yeni şeylerdeki t<ngellcnmez çeki­ ci! iğin etkisinde olduğum doğrudur, ama bunların şeceresi ve arkeoloji­ si benim için bilinmez olarak kalmaktadır. Yeni söylemler bana doğru­ dan dokunup, zihnimde silinmez izler bırakmakta, ama hep kendi şece­ resine gönderen hafızamın içeriğini başkalaştırmayı pek başaramamak­ tadırlar. Zamanın değiştiğini, dünyanın dönüşüme uğradığını, tarihin durmadan yeni üretim biçimlerini, yeni toplumsal ilişkileri biçimlen­ dirdiğini bilirim, ama bu tarihin içeriği benim yokluğumda oluşmuş­ tur: Yaratılışında yer almadığım gibi bu tarihin sonuçlarından da so­ rumlu değilim. Bütün bildiğim, bu yeni dünyanın amansız bir mantı­ ğının olduğu, bana hazır bir yapıyı dayattığı ve benim bunun seyrini değiştirmeyi de, tam şu anda bulunduğumuz yere varmak için onun al­ dığı yolu geri geri gidebilmeyi de beceremediğimdir.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük