"seni anlatabilmek seni ,
iyi çocuklara , kahramanlara,
seni anlatabilmek seni ,
namussuza, halden bilmeze,
kahpe yalana "
yüreği güzel dost yazar.
lütfen coluk , çocuk bu nick altından ve yazar arkadaştan uzak dursun .
herkes seviyesiz olmak zorunda değil Sizin gibi. gidin siz ergenlik yapın az ötede.
3 yıldır yaklaşık burdayım , görmedik daha yanlış bir tutum içerisine girdiğini veya ortama uyup kendinden taviz verdiğini.
ki kendisi o kadar hakaret ve iftiraya maruz kalmasına rağmen .
(bkz: sözlük kızları) sen de kız değil misin? Küfür mü yemek istiyorsun? Yoksa kendini "akl-ı selim" grubuna mı soktun? Kendisini bazı bazı (bkz: same shit different Day) e benzetirdim ta ki mesajlaşana kadar... Sigarayı bırakırsa 333tane öpücük gelsin ona. Üslubunu hiç tahmin edemezdim çok mantıklı, sakin biri.
(bkz: #28314151)
artık 'ne de olsa anlamayacaklar' ya da 'ne de olsa trolleyecekler' diye şuralarda yazamadıklarımı içime içime bir kez daha vurmuş canım yazar.
o dönem cumhuriyet üniversitesi öğrencisi bir akrabamı ziyaret için sivas'tayım. yaşı yetenler 90'lı yıılları bilir. her yer toz duman...
kimin vatansever, kimin katil olduğunu bilmediğimiz karanlık yıllar. aziz nesin ve yanında ki bir grup aydının sivas'a geldiklerini biliyorum. sivas'ın yerel gazeteleri '' müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar'' manşetleriyle katliamın hem haberini veriyor, hem ön hazırlığını yapıyor.
hayran olduğum aziz nesin, 22 yaşında katliam da ölecek hasret gültekin, feyzullah çınar ve onlarca aydınlık insan orada. ablamla sularbaşı mahallesinde dolanıyoruz. madımak otelinin önü kalabalık. bir grup çember sakallı insan otelin önüne doluşmuş, tekbir getiriyorlar. kalabalık her geçen dakika artıyor.
madımak otelinin bulunduğu cadde de yol yapımı var. kalabalık kenara yığılmış parke taşlarını yağmalıyor. az sonra ellerinde taşlar, ağızlarında tekbir, bu allahsız komunistlere gereken cezayı verecekler.
nihayet polis, jandarma geliyor. tüm saflığımla oh be! diyorum. şimdi gerekeni yapacaklar. yapmıyorlar. kalabalık oteli ateşe veriyor. orda olanlar birebir, televizyondakiler ekranlardan 37 kişinin yakılışını izliyoruz. dönemin başbakanı erdal inönü ekranlardan pişkin pişkin katliamı kınıyor.
o geceyi zor geçiriyorum o allahın belası şehirde. devlete, bu karanlık zihniyete küfrederek sivas'ı bir daha hiç uğramamak üzere terkediyorum.
sonra seyrediyorum memleketi. dava sanıklarını savunan avukatlar meclis sıralarına sokuluyor, yetmiyormuş gibi bu zihniyetin bekçileri başımıza başbakan, bakan yapılıyor...binlerce demokrasi ayıbı, binlerce insan hakları ihlali, yolsuzluk sürüyor gidiyor.
adeta bu karanlık, kendisi gibi olamayanı fişleyen, hedef gösteren, olmadı öldüren zihniyet ödüllendiriliyor.
bugün 2 temmuz. bense hasret gültekin kadar umutlu değilim. o umudu şöyle anlatmış;
'' şairler şiir yazıyor, ressamlar resim yapıyor. ve biz ozanlar türküler söylüyoruz. peki bunları niçin yapıyoruz? dünya alışkanlıktan değil de sevgi ve mutluluktan dönsün diye.''
--spoiler--
bir yanımız hep eksik; hayatımıza giren her şeyin, herkesin kattığı '1' e karşılık, aldığı '2' den sebep. kaşıkla verip, kepçeyle almanın en güzel örneği.
bir yanımız hep özlem; sahip olamadıklarımızın, sahip olduklarımızdan fazla olmasından sebep. sahip olduklarımızın kıymetini bilemediğimizden. insanın aç gözlü olmasına en somut örnek.
sol yanımız ise hep kavga. yüreğimizi orada taşıdığımızdan belki... aynı ekmek için dövüşmek, aynı dost için vurulup düşmek gibi, sade bir gülümsemeyle. ki gülmek, en ideolojik eylem...
soğuk bir pazar günü, şöminenin başında kırmızı şarap içerken, okunan kitaptan alınan tada yakın bir tat var bu yazarda.