yaşlanmak.bir tahtanın üstünde
kışa saklanan iki elma.
biri şişip çürüyor.
öteki kuruyup buruşuyor.
olanak varsa bu iki tür yaşlılığı,
sert ve hafif olanı seç. *
en güzel birşey. hele de yılların sana hediye ettiği izler de varsa yüzünde ondan daha fazla gurur duyulması gerekecek başka birşey daha yoktur lakin bazı hayasızlar bu çizgileri çirkinlik olarak görüp saygısızca anılarını botoksluyorlar. esefle kınıyoruz burdan onları.
yaşlanmak büyükmektir, içine konulduğun kap küçülürken büyümesini başaranlar için sadece ikinci etaptır, insan büydükçe insanlık kabını doldurur, büyümek kötü ise bırakın hiç doğmayalım böylece hiç yaşlanmamış oluruz.
bazıları yaşlılığı hastalıkmış, iğrençlikmiş gibi lanse ederken yaşlılığı sevinçle bekleyip içini doldurabilenler yaşamın gençlikten ibaret olmadığını kavrayabilenlerdir tepelerine üçüncü bir göz daha takıp aralanmayan perdeleri de aralayanlar. hayatı bütünüyle algılayanlar sadece duvarın önünü değil arkasını da görürler ve mutluluğu gençlikte değil tümüyle insan olmakta ararlar. mutluluğu yakaladıkları zaman da ruhları beslenir her geçen gün gençleşir. kabuğu genç görünüp içi çürüyenlerden daha dayanıklıdırlar çünkü dokunulduğunda tok ses gelir, gürdür, içi doludur.
Haftasonları çizgi film izlemek için erken kalkmanın ne demek olduğunu biliyorsak,
Pazar geceleri yıkanma günüyse,
Bizimkiler dizisi ertesi gün okul olduğunu bir süreliğine unutturduysa,
Pili bitmesin diye kasetleri kalemle havada sardığımızı,
Telefonların jetonla çalıştığını hatırlıyorsak;
Tutti frutti çok ayıp ve olağanüstü merak uyandırıcı bir şovsa,
Okulda coca-cola kutusunu ezip maç yaptıysak, (kızlar yan yatırıp üstüne tam ortasına ayağını yerlestirip üstüne basıp yürürlerdi, topuklu ayakkabi gibi olurdu)
Apartmanın altındaki zil veya taksi diafonuna basmak müthiş heyecanlı bir yaramazlıksa,
Bakkala gönderilmenin en güzel yanı küçük sarellenin dibini minik plastik kaşığıyla kazımak veya leblebi tozu yiyip konuşmaya çalışmaksa,
Kasete kayıt yapılabilmesi için alt tarafinda bulunan karelerin bantla kapatılması gerektiğini öğrenmenin önemini biliyorsak,
"bandıra bandıra ye beni" şarkısını hızlı söylemeye çalıştığımız günler varsa,
Rönesans sanatçılarını ilk kez Ninja Kaplumbağaların ismi olarak tanıdıysak,
Parliament pazar gecesi sinemaları müziğini duyduğunuzda içimizde hala garıp duygular uyanıyorsa (yarın okul var hüznü, ailenin seni yatırıyor olmasına duyduğun kızgınlık, o güzel mavinin romantizmi...)
Gençlik hayalimiz Beverly Hills'teki havuzlu arabalarsa.
Kolalı jelibonun önce kapağını yediysek,
Sayısız joystik kırdıysak ve gün gelince artık joystik satılmadığını fark ediyorsak,
annemizin poşetler dolusu taso,misket, gazoz kapaklarını attığını öğrenince ağladıysak,
büyüktü insanlar o zamanlar
herkes büyüktü
sıra arkadaslarımdı belkı büyük olmayanlar
ürkekmiydi acaba onlarda benim gibi
benim gibi belli etmeden ürkermiydiler?
bi gün tavanı yapılırken
açıkta kalmasınlar diye
aralarına tahta parçası sıkıştırdığım evin
cok sonraları yapılan üst katında otururken
onca sevgiyi tüketeceğim hiç aklıma gelirmiydi?
filmlerdeydi sevdalar abiler ablalar
onlardı aşık, seven onlardı
ve filmlerde yaşlanılırdı
bir çırpıda diger sahnede
oysakı değişebilirmiş bile sehrin ışıkları
yeni umutlar taşınmaktaydı
her bir bucagına inci gerdanlıgın
ellerim, kollarım, annemin sacı
sanki daha gecen yaz dogan kuzenlerım bile
degişmişti
ilerliyordu elbet zaman
ardına bakmadan
bakışlarımdaki ürkek oğlana acımadan
degişmeyen ne vardı
bi tek gökyüzü, yıldızım
hep aynı saatte aynı yerde salınışı
sebebsizmiydi yaşadıklarım?
bu kadar hızlımı yaşıyordu herkes?
tükeniyordu sanki avuclarımda ömrüm
neresiydi hedef neresiydi merkez?
dante gibi ortasındamıydık
şiirlerdeki gibi
kıyısında kenarındamı?
karamsar geliyordur umarım o tarafdan
ama biri bi gün bu yazdıklarımı okuduğunda
tüyleri diken diken olursa
yola erken çıkışımın ispatıdır
yıldızıma ıyı bakın
onunla selam gönderin ben haberini alırım
yaşlanmak çaresiz, devası bulunmayan bir hastalık olarak geçer ilyada destanında. bu görüşe katılmamak elde değildir. yaşlanmamak, ölmemek için insanoğlu yüzyıllar boyunca uğraşmıştır, tıp bilimi de bu uğurda bu kadar gelişmiştir ama son hep aynıdır.
ayakta çürümek.
gençliğin yokluğuna alışmak.
ölümün sindirerek, sinsice gelme süreci.
yitirilenlerin, hiçbir zaman elde edilemeyenlerin hesap dökümünün yapılması.