kişinin dünya görüşüne, inancına ve ahlaki sınırlarına göre biçim değiştiren içsel bir hesaplaşma halidir.
zira vicdan, insanın kendi doğrularıyla kurduğu sessiz mahkemedir. kişi, benimsediği manevi yahut ahlaki ölçülerin dışına çıktığında, yaptığı şeyin yanlış olduğunu bilmenin ağırlığıyla baş başa kalır. yediği nanenin, normal şartlarda yememesi gereken nane olduğunun farkındadır ve ruhunda başlayan o huzursuzluğa da vicdan azabı deriz.
meselenin tuhaf tarafı ise aynı eylemin bir başkasında hiçbir yankı uyandırmamasıdır. evli olduğu halde eşini aldatmayı kendi ahlaki sınırları içerisinde olağan gören biri için ortada ihlal edilen bir değer yoktur. dolayısıyla vicdanı da hayli relaxtır.
fakat aynı eylem, kendi doğrularına ve sadakat anlayışına aykırı yaşayan başka birini içeriden kemirebilir. çünkü insan bazen yaptığı şeyden ziyade, kendisi hakkında bildiğiyle yaptığı şeyin artık birbirine sığmamasından rahatsız olur. asıl hesaplaşma da burada başlar.
hele bir de telafisinin olmadığını biliyorsa, insan kendi vicdanının karşısında ebesinin emcüğünü tersten görür.