vefa

    63.
  1. Yürek ve vicdanı olmayan insanda aranmaması gereken şey.
    8 ...
  2. 62.
  3. Vefanın manası, sevgide devamlılık, ölünceye kadar din kardeşini, öldükten sonra da, çocuklarını ve dostlarını sevmeye devam etmektir.
    7 ...
  4. 56.
  5. "Şimdilerde sadece bir semt ismi" demeyeceğim. Biliyorum ki , vefalı olmanın hakkını veren insanlar hâlâ var.

    Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur ya hani, bizim birlikte içilmiş nice kahvelerimiz var.

    "Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum" diyor ya Hz. Ali, bizim öğrenilmiş nice harflerimiz, hecelerimiz var.

    iyi gün dostu olmak değil marifet, kötü günde dertdaş olmak mühim ya hani, bizim sırt sırta verdiğimiz, nice kötü günlerimiz var.

    Söz vermek her kişinin, sözünü tutmak da er kişinin kârıdır ya hani, bizim tutulmuş nice sözlerimiz var.

    Ey şair, "Bir sonbahar bir de ölüm vefalı" diyorsun. Yanılıyorsun, vefalı olan insanlar da var!
    6 ...
  6. 61.
  7. çağrıştırdığı tek şey boza

    öyle de gamsızım.
    5 ...
  8. 31.
  9. Yaşlı bir bey sabah erken evinden çıkmış yolda ilerlerken bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
    Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
    Hemşireler önce pansuman yapmışlar ve 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler.

    Yaşlı bey huzursuzlanmış; "acelesi olduğunu röntgen istemediğini" söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
    "Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim gecikmek istemiyorum" demiş.
    "Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz" deyince.
    Yaşlı adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor" demiş.
    Hemşireler hayretle "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün
    onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?" diye sormuşlar.
    Adam buruk bir sesle

    "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş.
    5 ...
  10. 84.
  11. Vefa artık sadece bir boza markasıdır.
    Hunharca gömdük, duasını bile okumadan.
    Püüüü insanlığa!
    5 ...
  12. 7.
  13. Ger derse Fuzûlî ki "güzellerde vefâ var"
    Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır.
    5 ...
  14. 11.
  15. üzerinde hakkı olan insanları; sevgiden, saygıdan, hatırdan, vicdandan, (çıkarcı olmayan bir düşünce ile)emeklerinden dolayı unutmamak, saygı sevgiyi ve ilgiyi (gönülden, içten) eksik etmemek.
    4 ...
  16. 23.
  17. son on yıldır yapmanın alışkanlığı ile elindeki torbayı, idrar torbasını boşaltıyordu tuvalete, sonra da çöpe ve ellerini temizliyordu tıpkı yemek yemeyi, su içmeyi neden yaptığını düşünmeden yapışı gibi... torbanın sahibi kırk dört yıllık eşi, hayat yolundaki arkadaşı, kocasıydı.

    seni yolda koydum, seni koruyamayacağım üstüne bir de günlük bakımlarımla seni çok ama çok yoracağım, benim yüzümden şanssız kadın oldun.. sözleriyle talihine kahrederdi kocası. o da elbette bu talihten hoşnut değildi ama sözü "başa gelen çekilir." di.
    üstelik başına bu geleni yeni verilmiş bir görev gibi kabullenmişti. hayatının ona sunusuydu, alıp kabul etmişti.

    insandı ve elbette yorgunluktan tahammülünün zayıf düştüğü anlar oluyordu. insandı ve yıllarca yaparken nasıl yaptığını düşünmeden yaptığı onca kişisel işini bir başkasının yapıyor olmasına karşı tahammülünün zayıf düştüğü anlar oluyordu. ve hiç sebepsiz kavga ederken buluyorlardı kendilerini... neden sonra yaptıklarının farkına varınca sebep neydi düşüncesinde göz göze geldiklerinde incir çekirdeğini bulamamanın şaşkınlığı ve keyfiyle gülüşüyorlardı.
    bu hep böyle olmuyordu elbette saatler süren küslükleri de oluyordu ama barışma anının heyecanlı tadıyla hoşlaşacakları vakit geliverince tazelenip sevgileri büyümeye coşmuş fidan oluveriyordu yeniden.

    son on yılda alıştıkları yeni yaşam şekilleri dilekleri değildi elbette, kimin dileği olur ki; evlatları dört göz ile evlendirebildikten sonra başbaşa dünyayı gezebilecek ekonomik güce sahipken en az iki kişinin yardımıyla tekerlekli iskemleye taşınabilmek...

    evlatlar... evlatlar işlerinden, ev gailelerinden fırsat bulduklarında alıp bir yerlere götürüverdiler mi ya... işte o yaşanabilecek en mutlu an, içlerindeki yavruları yorduk sıkıntısıyla beraber. diğer taraftan hissedilen kıvanç, evlatlara verebilmişiz ana-babaya vefa duygusunu...

    allah'ın hediyesi idi, o'ndan gelen hiç bir şeye hiç bir güç engel koyamazdı...kula düşen aldığı hediyeleri ile yapması gerekenleri gücü mertebesinde başarabilmek felsefesiyle hayata alışmalar geliştikçe, ibadet düşüncesi almıştı adamı; hali için rabbine şükrünü sunacağı, beterin beteri olduğu inancıyla kendini ve yarenini daha büyük sınavlardan koruması için beş vakitlik buluşmalara vefasızlık etmemeliydi.
    abdest olayı söz konusu değildi elbette mesane mayisi için bağlanan hortum nedeniyle... araştırdı, sordu soruşturdu ve bir gün küçük bir kavun büyüklüğündeki taş yatağının yanındaki yerini aldı, teyemmüm taşı... artık buluşmalara engel kalmamıştı... ellerinin, başının ve gözlerinin hareketi buluşmasına en güzel vasıta idi... ondan mutlusu yoktu artık...
    kadın da bir yapabilmenin, bir başarmanın keyfini yaşıyordu...nasıl yaşamazdı, onun keyfi ona keyfdi daralan dünyalarında...
    sıkıntıları göğüsleyişte birliğin devamını başarabilmeyi dahi kendinden görmeyip allah'ın nasiplendirmesi olarak ifade ederken de bahşedilenle taçlandırılışın ifadesi vardır yüzlerinde... hayatlarına engeller koyan bu hediye ile başetmek mükafatı için seçilmiş ruh olma duygusuyla kattıkları, asla dillendirilmeyecek olan imanlarına vefadır...

    zamanın hengamesinde görülen/duyulan havadisler ise insanlığın sadece menfaat peşinde koştuğundan bahsediyor ve bırakın sağlığını kaybeden eşi yarı yolda bırakmayı, işini kaybetti; ihtiyaçlarımı (yiyim/giyim/filim) karşılayamaz artık, hadi herkes kendi yoluna deyiveriyordu insan(cık)lar.

    bir simiti paylaşıp, çayı aynı bardaktan içebilerek sıkıntıyı, birbirlerine daha bir yaklaşma sebebi sayışla kutsayan anlık keyiflerle morallenebilme...
    nerelerde kaybedildi bu değerler...
    neydi bunu yaptıran... neydi...

    notumsu: birbirini kabulleniş, bir oluş ve çıkılan yola baş, yürek, gönül koyuştu... akde/ahde vefaydi bu...
    vefa...
    4 ...
  18. 6.
  19. Vefa yok dil-rübâda bezm-i işrette muhabbet yok
    Gönülde sabr sakide mürüvvet meyde lezzet yok
    (abdi)
    4 ...
© 2026 uludağ sözlük