ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da, özellikle Fransa’da ortaya çıkan, varlığın, varoluşun özden, içerikten önce geldiğini, yani insanın önce var olduğunu, daha sonra tutum ve davranışlarıyla, eylemleriyle kendini sürekli olarak yarattığını, biçimlendirdiğini öne süren, insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur diyen felsefe ve yazın akımı, öğretisi.
insanların önce var olduğuna sonradan öz kazandıklarına inanırlar bu yüzden varoluş özden önce gelir derler. insanın varoluşuna bu yüzden bir anlam yüklemezler. tipik kafirler işte.
bi bunlar bide nihilistler gibi yazı yazabilirseniz çok kişiyi tavlarsınız. ciddi diyorum, bunların o kasvetli sözleri milleti kendinden geçiriyor. bakın çok enteresan, ulan hayat çok anlamsız diyen benim anadolu nihilistti amcam neden karizmatik bir hal alamıyor? sonuçta aynı şeyi söylüyor.
Fransız varoluşçuluğudur, absürdtür, saçmadır, sartredır hiçbir önemi yok. Yaşadığını bildiğin her an acı duyuyorsun ve bundan kaçamazsın. Uyku var ya uyku,varoluşçuluğun tek placebosu. Tüketimcilik de olmasa biz ne yapardık! Okul olmasa nasıl unuturduk bu acıyı! Anlamsız sorumlulukların rutini olmasa ne halt ederdik!
insandır ki kendisini nasıl yaparsa öylece var olur, değerlerini kendi yaratır, yolunu kendi seçer. yeryüzünde insana yol gösterecek, kendisinden başka hiçbir şey yoktur. insan, kendi kendisini yarattığı için, özgür ve sorumlu olmak zorundadır.
varoluşçuluk, nesnel varlığı insansal varlığa, insansal varlığı kişisel varlığa, kişisel varlığı da kişisel düşünceye indirgemekte ve zorunlu olarak idealizme varmaktadır.
evren, insana karşıdır, mantıksal olarak anlaşılmazdır ve ölüm gibi fizikötesi bir anlaşılmazlıkla son bulmaktadır.