dede de bana "yaa sen bana sktiri çektin ama ben yine senin bu haline acıyarak sena yardıma geldim." "yaşa be dede, dedem benim" dedim sevinçle.2. cümlem ise "dede köpeğimi sen mi öldürdün oldu." o da" yok evladım ne öldürmesi. ben bir şey yapmadım. "hapishanenin önüne sıçınca onu belediye görevlileri zehirledi oracıkta" dedi.
"ya dede sende de amma çok bilmece var yahu dedim. bilemedim cevabı. ipucu versen nasıl olur hah?" dedim. dede de bana gülümseyerek baktı ve ilk ipucunu verdi.
"uçak mı yoksa dede?" dedim.
-evet yiğenim, uçak bildin dedi.
gel otur yanıma da birlikte uçak dedi.
allah'ım sana geliyorum diye haykırmışım bir an.
nerdeyse tokatı yiyecektik gene...
çok utandım.
ama dedeciğim her zamanki gibi metanetli davranmıştı.
kalbimi kırmadan güzelce ütü olduğunu söylemişti.
dedeciğim diyorum artık. çünkü o benim dedem olmuştu...
uzuyorduk engin gökyüzünde...
her şey iyi güzeldi de ütü ne alakaydı diye içimden geçirmeden edemedim tabi.birileri benimle dalgamı geçiyordu.kamera nerdeydi..ben bu kaçak girdiğim yaylı sazlar grubundan ne zaman çıkacaktım..
bütün bunları düşünürken, birde tebessümle düşündüm ki;
bütün bunlar dedenin oyunlarıydı.
öyle bir özelliği vardı dedemin..
ne zaman beni görse hep bilmece sorardı.
aramızdaki samimiyetin bir göstergesi olsa gerekti..
pamuk dedeme gittikçe ısınmaya başlıyordum. o sinirli hali geçmişti. aslında çok dengesiz biriydi, durup dururken sinirleniyor, bazen hulusi kentmen tadında bağrına basıyordu beni. çözemiyordum dedeyi bir türlü. psikolojik sorunları olabilirdi. hemen olaya el attım ve şu soruyu sordum ona.
bu nasıl bir oyundu.kuralları varmıydı.silahı denize atmakla iyi mi etmişti.çoğunluk yakalanınca örgüt çözülmüşmüydü.geçen ay seviştiği kız gerçekten hamilemiydi..
bu ve benzeri sorular kafamda ucusurken ucaktan agır adımlarla ındım dedeyıde bir daha hic gormedim.
ancak artık dakotadaydım onemlı olan hacer ve donald amcaydı.
donald amcanın yanına gittim, olanı biteni iyice anlattım.
bana inandı ve hak verdi.
"artık senin yerin benim yanım" dedi.
işte bulacaktı bana.. herşey düzelmiş gibiydi sanki.
hacer'i sordum.
nasıl dedim?
"iyi" dedi. evlendi dedi. kocası da pilot dedi.
birden şimşekler çaktı beynimde...
"acaba" dedim.
hemen ağzını aradım amcamın..
"kocası nasıl biri" dedim.
"yaşlıca biri" dedi, "ak sakalları var uzunca" dedi.
3.ncü kez allah'ım dedim.
yoksa! yoksa!
hayır! bunu kaldıramaz bu yorgun yüreğim.
anlattığı kişi benim dedeme harfiyen uyuyordu.
yapacağım birşey yoktu. bir yanda sevdiğim kadın ve iki çocuğu, diğer yanda ise dedem..
internette dolaşan şarkı geldi aklıma.
"kalbime gömerim o zaman" dedim. "unutupta silerim o zaman" dedim.
artık hiçbir amacım kalmamış, zavallı yüreğim bitap düşmüştü.
amcamın elini öpüp, tekrar memlekete geri dönmeye ve teslim olmaya karar verdim.
Gözlerinin sulandığını gördüm. Bana anlatmaktan kaçındığı bir şeyler vardı sanki. Nedir? diye sormaya korkuyordum. Sormak zorunda kaldım.
"Hacer öldü" dedi.
"Tüh anasını satayım" dedim.
onca yolu boşuna gelmiştik. Geri dönmek için param da yoktu. Hava alanında beklemeliydim. Sonra harika bir olay geldi başıma. Paris Hilton adlı kadın, polis eşliğinde sınırdışı ediliyordu. Beni gördü.
arrubareana nin tasmasinda marijuana isareti vardi.evet bu gercekten bir i$aret olmaliydi. kopegin yanina comelmi$ken kafami kaldirip paris in yuzune baktim. ne i$? der gibi..
o herzamanki me$hur yandan gulumsemesini yapti , benimle gel dedi ve goz kirpti