amokaçi, nijeryaca - buna amına koyim dedi. küçükken hep evin en küçüğü diye bakkala yollanan amokaçi nijeryayı hatırladı. annesi onu bakkala gönderirdi.
hemen bi koşu karşıya West Edmonton Mall alış veriş merkezine geçti. sucuğu ve yağı aldı. fener zaten kendinde vardı. torbaya koydu ve çeeeeek diye bağırdı.
Empire State Building tepesindeki özel eğitimli adamlar torbayı çekti. sucuğu filan çöpe attılar. fener lazımdı onlara. sucuk ile yağ hedef şaşırtmak içindi. boşuna özel eğitimli değillerdi.
ajan makkıley ajan makkıley ... ajan makkıley... nabzı atıyordu. bir ikit tokat vurdular ve ajan makkıley uyandı. ekip gerçektende çok iyi eğitim almıştı. biriki tokatla adamı uyandırabiliyorlardı.
sana bunu kim yaptı dediler.
- görmedim arkamdan geldi dedi ajan makkıley.
fazla uzaklaşmış olamazdı. birisi ajan makkıley in yanında kaldı. diğeri farklı yerlere dağıldılar.
ekipten biri kanların devam ettiği yere doğru iz sürdü. Empire State Building in damında güvercin barakası vardı. belliki burda biri güvercin besliyordu. hemen barakaya yanaştı. barakanın zinciri kırıktı. silahını çıkarttı. feneri ağzıyla tutuyordu. kapıyı açtı ve onu gördü - yat yere yat don t move..
bana yardım etmeyecek misin dedi içerideki adam. elleri kanlıydı yara almıştı. belliki boğuşma yaşanmış. tam kaldırıyorduki kapı aniden açıldı ve siyah paltolu kar maskeli bir adam elindeki susturuculu 6 patlar la dank dank 1 er el ateş etti. artık ikiside yaşamıyordu.
kar maskali adam ajan makkıleyn in yanına gitti. yüzünü okşadı kar maskesini çıkarıp sarı saçlarını rüzgarda dalgalandırdıktan sonra kanlar içinde yatan ajan makkıleyn in dudağından öptü. hemen hürriyeti sabah gaztesini aradı. mafyayla devleetin iş yaptığını anlattı. Empire State Building damında güvercin barakasında cesetleri var dedi.
sonra jandarmayı aradı. o bölge jandarma bölgesiydi. cebinden çıkarttığı mendili ajan makkıleyn in yarasına bastırdı. tampon yaptı yağni. kan biraz durdu.
şimdi gitmem lazım dedi sarı saçlı bu cesur kadın. ayağa kalktı. Empire State Building in korkuluklarını aştı. tam o esnada ajan makkıleyn - cenıfıır diye seslendi.
cenıfır arkasına baktı gülümsedi ve kendini aşağı saldı.
ajan makkıleyn Johns Hopkins Hospital da sargılar içinde yatıyordu. ajan roberto elinde çukulatayla ziyarete geldi. kapıda da iki tane polis vardı. başta içeri almadılar ajan robertoyu.
makkıleyn: hayır vermeyeceğim.
roberto:vermezsen öldürürüm.
makkıleyn:hayır öldüremezsin çünkü size lazımım.
roberto:ooooo makkıleyn hadi ama adamım.
makkıleyn: o su mo su yok bu işin istediğinizi alamayacaksınız
roberto: hımm.