ne saçmalıyosun kızım sen dedi albırt elindeki taşı alıp kadının kafasına attı kadın kanlar içinde yere yığıldı adam hiç pişman değildi içindeki hırs geçmemişti ta ki kadının öldüğünü anlayana dek...
ne saçmalıyosun kızım sen dedi albırt elindeki taşı alıp kadının kafasına attı kadın kanlar içinde yere yığıldı adam hiç pişman değildi içindeki hırs geçmemişti ta ki kadının öldüğünü anlayana dek...
albırt itt schaub lorenz in ensesine bir tokat yapıştırdı ve siktir git burdan dedi.
--------------------------------
1 ay sonra
--------------------------------
tersadam o gün çok mutlu uyandı. kendini romantik bir ayı gibi hissediyordu. naif ve huzurlu bakışlar atıyordu. takım elbisesini giydi. sevgili karısına hoşçakal öpücüğü verdi ve işe gitmek üzere evden ayrıldı. yolda giderken arabası bozuldu.
esrarengiz ve yemyeşil olan bu orman içerisinde nasıl hayatta kalacağını bilmiyordu. "bilmediğim şeye bulaşmam, öleyim bari" dedi içinden. sonra süper market bulmak için ağaçların yosunlu taraflarına doğru koşmaya başladı.
kayınpeder sinirlendi. ellerini yumruk haline getirdi ve tersadamın gözüne vurdu. daha sonra 150bin dolarlık bir çek imzaladı. "kızımın peşini bırak." dedi. tersadam çeki görünce gözleri adeta dolar işaretine büründü.
bu sefer bir tokat yedi. eski sevgilisi ayı "işte sen busun, allah cezanı versin" dedi ve onu evinden kovdu. tersadam köşeyi dönmüştü. çeki cebine koyup bankaya doğru ilerledi. bankaya girdi ve gişeye yaklaştı. aman allahım o da ne? çek cebinde yoktu.
kırılan çekin parçaları para sayma makinesinin estirdiği hafif meltemle havada uçuyordu. kırılmıştı bir kez kim bilir kaç iskontodan geçmişti. kim bilir kaç kaşe basmışlardı üzerine. bir daha göremeyecekti merkez bankası kasalarını. yavaş yavaş parçaları veznenin önünde yere gelişi güzel yayıldı. güvenlik görevlisi şaşkınlıkla bakıyordu parçalara. güvenlik görevlileri zaten güvenlik dışındaki her şeye vakıftı. kırılan çekin yarattığı derin sessizlikle irkilmişti bankanın içi. banka müdürünün "ne oluyor orada" nidasıyla sssizlik ortadan ikiye ayrıldı. ve artık kırılan çek değil sessizlikti. herkes bir nanosaniye duraksadıktan sonra sanki çek hiç kırılmamışçasına işlerini yapmaya devam etmeye başladı. ve herkesin aklına işten çıkış saati bütün ağırlığıyla yeniden oturmuştu. saatler geçmek bilmezken akreple yelkovan aynı hatta çalışan minibüsler gibi telsizle her an haberleşiyorlardı sanki. 4 numaralı gişede bir stresli çalışan var al onu al? diyordu belki akrep yelkovana değnekçilerin zamanı olmuştu artık geçişken akımlı boyutlar. alacakaranlık yaklaştıkça umutlar artıyordu. akşam erken inmiyordu bankahaneye.. ve ayakları prangalıydı pargalı ibrahimin 4 numaralı gişede. belki de bir atm kadar değeri yoktu o'nu aldatan zamanın gözünde.
ardından sikimsonik güvenliği deviren, eli silahlı kar maskeli 3 adam bankadan içeri girdi ve elemanların ele başı amaçlarının sadece para olmadığını başka şeylerdende istifade edeceklerini söylüyordu. bir anda tüm müşteriler ve çalışanlar götü kurtarma telaşına girmişlerdi...
yakında yapılacak söykü dergi çalışmasını hazırlayabilmek için yazmaya başlamalıydı. şehrin en lüks otelinde iki günlük yer tuttu ve hemen bir taksiye atlayıp gitti. şöminesini yakmışlardı; içerisi loş ve tam çalışılacak ortama uygundu.
kendine bitlis'ten getirttiği tütünle bir sigara sardı. mini bardan viskisini aldı ve laptop un başına oturdu. başladı yazmaya. konu ''kalem''di.