ayak sesleri yağmurunkine karışıyordu ve adımları gittikçe hızlanıyordu. bir yandan düşen yıldırımları sayarken bir yandan da kaldırım kenarından yürümemeye dikkat ediyordu. yağmur çok hızlanmıştı, sanki onun yürüdüğü caddeye daha çok yağıyordu. Bir çocuğa kızar gibi kızdı kendine ve yavaşlayıverdi, bir şey unutmuştu geldiği yerde, geri dönmek istedi fakat karar veremedi. bir ileri bir geri giderken, birden aklına sinüziti geldi ve hızlı adımlarla yürümeye devam etti.
bir yandan koşar adımlarla yürüyor, bir yandan da küfür ediyordu, ''ne lanet bir gün'' diye aklında geçirirken yanından hızla geçen araba yerdeki tüm suyu üzerine boca etmişti. o kadar öfkeyle dolmuştu ki, en az adımları kadar hızlı küfür etmeye başladı. aklına ne gelirse uzaklaşan arabanın arkasından söylüyordu. sonra başını eğip ayaklarına doğru şöyle bir kendini süzdü. zaten sırıl sıklamken, bir de yerdeki kirli suyun üzerini mahvetmiş olması dayanılır gibi değildi. birden bir başka arabanın sesini duydu ve hemen kaldırımın diğer tarafına geçip yürümeye devam etti. bir müddet sonra neden o arabanın yanından geçmediğini merak ederek arkasına baktı ve arabayı bir sokağa girerken gördü. bu duruma bile kızmıştı. eve ulaşmasına daha en az yarım saat vardı. "lütfen yağmur dursun" diye içinden geçirdi fakat aksine yağmur daha da şiddetlenmişti. artık aklına edebileceği bir küfür bile gelmiyordu.
yarım saatin sonunda sırılsıklam bir halde nihayet evinin kapısının önündeydi, birbirinin aynı iki anahtardan birini kapı deliğine götürürken bir anda durdu. yanlış anahtar olduğunu düşünüp diğerini soktu fakat kapı açılmadı. sonra ilk anahtarla kapıyı açarken birden ikinci arabanın onun kaldırımın diğer tarafına geçtiği halde yanından geçmemiş olması aklına geldi ve yanlış anahtarla o arabayı birbirine benzetti.
söylene söylene içeri girdi ve doğruca banyoya gitti. ıslanmış elbiselerini çıkarıp kirlilerin içine attı ve duşa girdi. bir an evvel rahatlamak ve bu lanet günü unutmak istiyordu. sıcak suyun altında bir yandan gevşemeye çalışırken bir yandan da evde yiyecek bir şeyler olup olmadığını düşünüyordu. dün karşı komşusunun verdiği bir tabak türlü aklına geldi. yemek hazırlaması gerekmeyecekti. o kadar kötü şeyin üstüne bu onu sevindirmişti. "ne iyi kadın" diye düşündü ve sıcak su musluğunu biraz daha sola çevirdi. banyodaki ayna buhardan kapanana kadar suyun altında kaldı. bu onun en büyük zevklerinden biriydi, her zaman ayna buğulanana kadar duşta kalır sonra da fön makinasıyla aynayı kuruturdu, yine öyle yaptı. sonra temiz elbiselerini giyip doğru mutfağa, dün tok olduğu için tadına bakamadığı türlüyü yemeye gitti. türlüyü dolaptan alıp tencereye boşalttı ve ısınması için ocağa koydu. sonra oldukça hafif hissederek kendini, içeri gidip sevdiği şarkılardan oluşan kasedi teybe koydu. yemek yerken müzik dinlemek çok hoşuna gidiyordu. ama en çok hoşuna giden şey; her yemekten sonra bir sigara yakıp balkona çıkmaktı. sonra yine birden yüzünde bir "kahretsin!" ifadesi belirdi, sigarasını işyerinde dağınık çalışma masasının üstünde unutmuştu. yoldayken de aklına gelmişti ama sigara için geri dönmeyip " bir büfeden alırım nasıl olsa " diye düşünmüş fakat yağmurdan ve üzerini ıslatan arabaya sövmekten unutuvermişti.
birdenbire daha az önce yakaladığı neşeyi kaybetmiş tüm keyfi kaçmıştı. yemekten sonra sigara içemeyecek olmasına ve bir tek sigaranın moralini bozabiliyor oluşuna çok kızıyordu. dışarı çıkıp sigara alamazdı çünkü hem yağmur devam ediyor hem de açık bir büfe bulabilmesi için en az yedi sokak yürümesi gerektiğini biliyordu. oflaya puflaya salondaki koltuğa uzandı, bir müddet sonra dinlediği şarkıya eşlik ettiğinin farkına varmıştı ki; tam bu sırada kapı sesini duydu. birisi şiddetle zile basıyordu, hemen yerinden fırlayıp kapıya koştu, gelen karşı komşusuydu.
kadın çok rahat ve kendine güvenen tavrıyla;
- neredeyse öldüğünüzü düşünecektim, dedi gülümseyerek.
- afedersiniz duymadım, bu aralar biraz dalgınım da, diye cevap verdi ama bu cümleyi her kelimesinde kekeleyerek söyleyebilmişti.
kapıyı biraz geç açmış olmanın verdiği mahçupluk, kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan etkileyici parfüm kokusu ve karşısında duran olgun, bakımlı ve gerçekten güzel bir kadın, onu hiç olmadığı kadar heyecanlandırmıştı.
- rahatsız ettiğim için çok özür dilerim ama dayanamadım sigaram bitti ve bende tek başıma dışarıya çıkmak istemedim, varsa bir sigara isteyecektim, dedi kadın.
ama kadını süzmekle o kadar meşguldü ki, cevap veremedi. dün ona yemek getiren kişinin bu gözardı edilemez güzelliğini nasıl da fark edememişti. omuzlarına kadar inen düz, kızıl saçları, omuzlarında kıvrılıyordu. şakakları pembe ve belirgindi, gözleri ise yüz metreden farkedilecek kadar iri ve sanki birbirine komşu iki deniz gibi maviydi. ufak burnu bu güzel yüzde hiç de göze batmıyordu. alnındaki birkaç çizgi olgunluğunu hatırlatıyor ve sürekli gülen pembe dudakları usta bir ressamın fırçasından çıkmış gibi bu güzel tabloyu tamamlıyordu. ince beyaz boynundaki mavi taşlı kolye, gözleri ve mavi benekli beyaz eteğiyle mükemmel bir uyum sağlıyordu. neredeyse bileklerine kadar inen eteği bacaklarını tam olarak göstermese de sol ayak bileğindeki halhal, bacaklarının güzelliğini hayal ettirebiliyordu. ince parmaklı beyaz elleri sırtına doğru sarkan işlemeli siyah şalını omzuna doğru çekerken pembe dudakları kımıldadı;
- var mı sigaranız? diye yineledi kadın.
göğsüne fazla gelen nefesini kontrol edemeyerek ve kekeleyerek;
- özür dilerim bu aralar dalgınım da biraz, diyebildi.
gülümsedi kadın
- evet biliyorum az önce de söylemiştiniz, dedi ve ekledi;
-bana bir sigara verecek misiniz?
-Çok üzgünüm ama malesef benim de yok, sigaramın bittiğini eve gelince anladım. yağmurdan dolayı da dışarı çıkmak istemedim, dedi.
Kadın güzel yüzünü buruşturuverdi, hiç beklemediği bir cevapla karşılaştığını çok belli etti.
-Eee peki ne yapacağız? diye sordu
Daha önce gitmemeye karar vermişti ama bu güzel kadını, kafasındaki sinüzit agrısına ve dışardaki yağmura rağmen sigarasız bırakamazdı, ayrıca bu durumdan kendinin de kârlı çıkacağını biliyordu, bir anda;
-Ben gider alırım, dedi ve cümleyi kurarken çoktan kafasında bir senaryo yazmıştı....
sonradan anladı hala unutamadığı eski sevgilisinin şifresini giriyordu küfür etmeye başladı kendine kızdı. topladı kafasını tekrardan girdi ve hoşgeldin 'bıdık' dedi sözlük sen geç takıl ben geliyorum diyordu. başlıklara bakarken birden gözü bir şeye takıldı. onun burada olmaması lazımdı. acaba o şey neydi...
o şey eşşeğin zikiydi, sabah sabah sol frame de koskoca 'eşşeğin ziki(732)...' şeklinde bir başlık görmek, onu ürkütmüştü, birden çıkıverdi sözlükten, alel acele feysbukunu açtı ve...
camdan yolda yuruyen bir essek goruncete kadar. essek sehrin ortasında sikini salmıs yuruyordu. hayal mi goruyordu yoksa gercek miydi anlayamadan cama dogru kostu ve bakmaya basladı. gordugu sey onu cok sasırttı...
babası eşşeği sıvazlıyordu 'canım, gülüm, bidanem' diyordu utandı babasından. bunlar başına gelemezdi. bir anda pompalıyı eşeğemi babasına mı uzatıcağını düşündü ve hafif ağlamaklı bir sesle...
küçük john baba fazla konuşma şahin k burada dedi annemi mutfakta sıkıştırdı. şimdi onun yanına gitmeliyiz. babası ya eşşek ne olucak dedi. john baba eşeği sandalyenin ayağına bağlıyalım sonra ilgileniriz dedi.
anne aşağıdan yetişin diye bağırırken. şahin k. yeahhhh diyordu.
bilirim dedi aynı okulu okuduk, aynı kızları sevdik, aynı takımı tuttuk emrah la. emrah'ın dedi, dedi ve gözleri doldu john un.
emrah içeri girdi 'anneme ne olmuş john' dedi. amcan dedi amcan nuri amcan annneni çok severdi dedi. ve john irkildi etrafına baktı. ne şahin k vardı ne de annesi. mutfakta 3 erkek kalmışlardı. emrah, babası ve kendisi.
birden mahallenin kasabı içeri koşarak geldi. john koş annennnn dedi! john şaşırdı bir karışıklık vardı işin içinde emrah'ın annesi annesine genelde böyle derler di...
köpekler korkmuştu olanlardan. şahin k alati kaptığı gibi bağcılar da bir hastaneye gitti taksiye binerek. bütün millet köpeklere odaklanmıştı utanmıştı köpekler kaçmak istiyorlardı bulundukları yerden ama beceremiyorlardı kilitlenmişlerdi. ikinci katta balkonunu yıkayan teyze 'ben hallederim dedi' ve sabunlu suyu köpeklere döktü herkez yaşlı teyzeyi alkışlıyordu.
cemil abi john babasına sert bir sesle 'lann yavsak hasan' eşeğim nerde diye sordu. hasan kem küm etti tam söyleyecekten. oradan caminin imamı dediki.
burası nasıl mahalle zivanadan çıktı sıçtınız bağcılara dağılan lan godoşlar dedi. başka bir semte gidin. artık rahat rahat karıya kıza bakamıyorum dedi.
ihtiyardan ayarı yiyen genç adam ayaklarını kıçına vurdura vurdura, ortamdan ko$arak uzaklaştı. bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının farkındaydı.
hıdır kriz nedeni ile elinde bir çok dairenin olduğunu söyledi. konutlardamı, belediyeye mi yakın, yoksa varoş mahllesin de ucuz yollu bir yermi olsun dedi. varoş olsun dedi cemil abi, john babası belediye yanı olsun dedi alt yapı sorunu az asaiş fazla olur dedi. john sinirlendi ne salak adamlarsınız dedi. paramız var siteler olsun hem güzel kızlar var. güzel kızların güzel anneleri olur dedi ve herkez kabul etti.
hıdır abi sitelerden olsun dediler. hıdır kabul etti. arabaya atlayıp kağıthaneye giderken arkalarına. bir ekip otosu takıldı korkmuşlardı cemil abinin elinde hala kanlı döner bıçağı duruyordu tırstılar...
--reklamlar--
"hayat cok yorucu" diyordu okyanusun herhangi bir yerindeki denize sıgara izmaritini atan adam.. "hayat çok sıkıcı" diyordu bir haftadır devesine hiçbir turist binmemiş arap.. "hayat ne kadar acımasız" diyordu 4. çocuğunuda açlığa kurban etmiş etiyopyalı kadın..
siz de "hayat x'dir" diyenlerdenseniz jupiter toplu konutlarından ev almanızın zamanı gelmiştir.. "jupiter, dünyadan sıkılanların yeri.."
--reklamlar--
(arabanın lambasını açmak güzel bir fikirdi. bağcılar da bir kez daha denemişlerdi)
ilk önce hıdır sinirlen di dediki burası 'gazeteciler' değil 'başak konutları' dedi. bir zamanlar çok gelip gittiğin yer dedi cemil unuttunmu!. bu ses cemile yabancı gelmedi saşırdı yutkundu. john ve babası şaşırmıştı babası john nu biraz geri çekti.
hıdır bağırdı. piç cemil unuttun mu beni oysa seni ne sevmiştim. 'hülya' ben bir zamanlar sana güvenen 18 yaşında ki o güzel kız. sana bekaretimi verdim ben güvendim sana evlenecektik kandırdın beni. dünyam yıkıldı herkeze rezil oldum ve cinsiyet değiştirdim diye ağlayarak dizlerinin üzerine çöktü ve bağırdı 'seni beklediğim günlere yazık senden başkasını sevmedim' ama sen beni o orospuya değiştin.
herkez şaşkındı. cemil bir şeyler söylemek istiyordu gözleri dolmuştu...
evet dedi gireceklerse adam gibi girsinler biz kaç zamandır takip ediyoruz. bir düzen tutturmuş gidiyoruş okusunlar anlasınlar sonra birşeyler söylesinler cemil haklısın dedi hülya pardon hıdır-hülya cemil'in sevgilisi.