ormanda kaybolmamak için akıllı olan cenifir kıçındaki donu ufak parçalara ayırarak kendilerine yol yapıyordu. fakat rüzgar bu ya yaptığı için don parçacıkları uçuruyordu. cek cenifirin kafasına vurarak;
- kıçındaki donu ben yırtacaktım. bütün fantazimi kaçırdın cenifir.
+ seni lanet olası cek. kaybolmamak için yol yapıyorum. vahşi duygularını bir kenara bırakıp buradan çıkmalıyız artık.
- uyan artık bebeğim. bu bir rüya ve buradan çıkacağız.
+ umarım şu pislik yazarların kalemleri kuvvetlidir bizi buradan çıkarabilirler.
tam bu sırada cenifır ceke dönerek,
+ cek bak orada bir tekne var.
- iyide bu nehir nereye çıkıyor.
+ bilmiyorum cek, arkamızda o zombi zenciler verken burada kalamayız.
dediler ve tekneye doğru uçurumdan aşağıya doğru inmeye başladılar.
kayalıklar o kadar dik ve keskindi ki sonunda inmeyi başardılar.
teknenin sahibinin parçalanmış cesedi suyun knarında duruyordu, acaba piranalarda mı vardı bu hikayede.
büyük tereddütler sonrası tekneye binerek nehirden aşağıya doğru gitmeye başladılar.
zombi zenci lafı i am legend filmini getirmişti cenifır ın aklına. sağa kalan tek insan will smith ti ama o da zenciydi. bu işte bir bit yeniği vardı ama çare yok olayın sıcaklığında çekivermişti şuursuzca.
ve gördüklerinin şelale değil merhaba ben pembe tolganın ruhuydu. intikam için geri dönmüştü.
cenıfır yazarın hayal gücü karşısında yaktığı samsun sigarayı ağzından teknenin içine düşürdü.
düşen sigarayı eğilip yerden almaya çalışırken giydiği tayt cırt diye yırtıldı.
cenıfır ve cek hızla pembe tolganın hayaletinin bulunduğu yere doğru sürükleniyordu. sürüklendikleri yerde ya pembe tolganın hayaleti kıçlarını yiyecek, yada şelaleden düşüp öleceklerdi!
bunu üzerine cenifırın aklına titanik filminde rose un ceki tahtaya almadığı geldi. hemen cırtlayan taytını çıkardı ve suya atladı. ceki arkasında bırakarak.
daha sonra cek pembe tolga tarafından yenildi, yutuldu.
cenıfır şelaleden aşağıya doğru düştüğünde suyun şiddeti yüzünden bayılmıştı. uyandığında nehir onu kilometrelerce sürükleyip, karayiplerde bir adaya fırtlatmıştı.
cenifır yavaşça gözünü açtı ve tangası ile kaldığını gördü.
sonra sudan çıkıp yukarı doğru yürüyen cenıfır seslendi,
+ where are you from,
+ this is fuck me!
ne dediğini o bile anlamamıştı. çünkü onu ingilizce dublaj yapan ingilizce bilmiyordu.
sahil boyu yürümeye devam etti. ada ıssız ve köhne bir yerdi. yerliler, yamyamlar, tamtamlar, fikir muhendisi fikriler var diye çok korkuyordu.
bu korkular ile cebelleşen cenifır ileride köhne bir kulübe gördü ve oraya doğru yürüdü.
Kulübe adete gecmisinden izler tasiyordu jennifer'ın. Neredeyse Bütün esyalarin kir ve pas içerisinde olmasına rağmen, pencerenin kenarında emanet gibi duran saksı içerisindeki çiçek hemen dikkatini cekmisti. Massengena çiçeğiydi bu. Küçük bir çocukken, annesi orkidelerle dolu verandada bu ağaca benzer çiçeğe ayrı bir özen gösterirdi.
-belki de güneşe en çok ihtiyaç duyan canlı budur, bak yapraklarına, nasıl da dua eder gibi açılmış güneşe doğru.
Annesi geldi gözünün önüne bir an. Acaba ne yapmaktaydı şu anda. O da, yapraklarini güneş ışıklarının her zerresini yakalamak ister gibi açmış yukka çiçeğine mi bakiyordu, kimbilir?
cenifır nereye düştüğünü anlamadı bir an. ya kötü yola düşmüştü yada romana ''cenıfır ın yolu'' olarak devam edecekti.
kararını verdi ve kendisini kaslı erkeğin kollarına atıp ağlamaya başladı.
buraya nasıl geldim bilmiyorum. lütfen bana yardım edin.
+ ne oldu sana kuzum.
- tam sizin yanızıa gelecektim, birileri beni kötü yola düşürmeye kalktı.
+ isminiz nedir,
- cenıfır, ama siz parizyen diyebilirsiniz.