beraber karanlığa doğru yol aldılar, yine yeniden.
ayın karanlığı aydınlatmadığı saatlerde çıkacak herhangi bir ses ikisi içinde çok korkutucu olabilirdi.
alacakaranlık olduğu sırada ileride görülen bir mezarlık ile ikiside irkildi,
göle vuran ayın ışığı ile göl kenarındaki mezarlık aydınlanıyordu, kurtların ulumaları ve ormandan gelen çıtırtılar ile tüm korku öğelerini birebir yaşıyorlardı, işte tam bu sırada gelen bir ses ile korktular.
yavaşça arkalarına doğru döndüler,
ne görsün? bir zamanlar sözlükte troll ergen diye eleştirdiği 15 kişilik grup! önlerinde hbbia ve bluevelve ona saldırdı. hamza'nın olmayan mikrofiber damarı bir kez daha kanadı. hamza felç olmuştu. bluevelve tüm kanıtları yok edip açlık grevine devam etti.
25 km öteye gidip bekçinin woswosuna atlayıp benzinliğe gitti. orada tuvalete girip telefonu açtı. zall'ın hesabını açıp şifreyi hemen ''amgotmemehaha'' diye değiştirdi. kendisinin döven 15 kişilik grubun hepsini sözlükten sildi.
oysaki böyle miydi buralarda hayat. herkesin herkesten kaçtığı bu yerlerde, herkes için her şey olmak ne kadar boş bir çabaydı. en iyisi yalnızlığının tadının çıkarmaktı, kendinden bile kaçarcasına...
en iyisi gidip bir tavuk tantuni yemekti, bol yağlı, bol baharatlı, bol limonlu...
bilal ise kekeledi. konuşamadı. rıza baba bi şeyler karıştırdığını anlamıştı . bırak o tırmığı evlat diyim elindem almıştı. rıza baba ve ekibi bilali sorguya almışlardı. bir mesut tokatlıyor, bir çoban tekmeliyordu.
Bilal bu sözle adeta yıkılmıştı. Dehşet saçan gözlerini Çoban ve Mesut'a dikti ve kem kem onlara baktı. Amacı kendisine pislik diyen bu insanlara 'Haski' gibi nazar değdirmekti. istediği oldu. Aynı saatlerde Suat, en sevdiği porselen takımı temizlerken fincanlardan birini düşürüp kırdı ve acı sesi tüm mahallede duyuldu;
tam 10 dakika tuvalette kaldı. çıktığında ise bitkin haldeydi ter içindeydi. birden telefonu çaldı fakat ses kulağında uğulduyordu nereden geldiğini kestiremiyodu.
o sabah hızla bulunduğu yerden çıkıp, kendini ormanın kuytu köşesinde oturan pembe tolga'nın evinde buldu. ev o kadar korkunç bir evdi ki ormanda yolunu kaybeden biri cesaret edip kapıyı bile çalamazdı.
yavaşça kapıya gelip iki kere tıklattı. içeriden ses gelmediğini görünce bir anda kapı kendiliğinden açıldı. içeri o kadar karanlık ve korkutucuydu ki heryerde örümcek ağları vardı. yavaşça şöminenin önüne kadar yürüdü,
+ evde kimse yok mu!
acaba bu eve gelmek onun için bir sonmuydu?
tam arkasını dönecekken kafasına aldığı sert bir darbe ile yere yığıldı.
saatler sonra karanlık bir odada, sert ve dolgun kalçaları yukarıda kalacak şekilde yüzüstü yatağa bağlı bir biçimde uyandı.
gelen ses sonrası bağlı olduğu yerden yavaşça kalkmaya çalıştı. ancak yapamıyordu! belki de artık kurtuluş yoktu, kaçınılmaz son onun için hayırlara vesile olmalıydı.
+ kimsin sen?
- merhaba ben pembe tolga.
+ neden beni bağladın, ne istiyorsun benden.
- dolgun kalçalarını istiyorum.
+ hayır beni öldür yeter ki onlara dokunma!
- nihahahahaha *
diye naralar atan tolga pantolununu çıkarırken jack hem ağlıyor, hemde içinden nasıl olduğunu merak ediyordu!
tolga üstüne çıktı, tam minik tolgayı empoze edecekken sert bir cisim bu sefer pembe tolganın ensesine geldi.
uyandığında çıplak zenci dolu bir odada bağlı olmayarak uyandı...
zencilerden biri kara murattı ve uzun zamandır pembe tolgadan intikam almak için bu günü bekliyordu.
aynı anda çıplak zenciler tolganın küçük kıçını yemeye başladı.
cenifır ve cek hızlıca evden çıkıp ormanda koşmaya başladı.