Alır o kahveyi gittiğim evin tüm aile fertlerinin götüne sokarım, kusura bakmayın bizim içimiz karadeniz ulan.
Bir anda aleve veririm kurşun yağdırırım o eve, biz zaten istenmediğimizi 100 km den anlarız oraya gitmeyiz bile he gittikten sonra da böyle bir yanlışı asla kabul etmeyiz adam olacaksınız insan gibi söyleyeceksiniz.
Erkeğe yapılan işkence.
Tatlı yiyelim tatlı konuşalım demek varken, tuz neden?
Ben karşıyım arkadaş!
Bir de, bakıp bakıp ihihihihi diye gülmeler yok mu?!
Ahahahaha ayyy ne komik!
Sevdiceğime o gün tuzlu kahve içirmem, yapanın da alnını karışlarım.
Hayatının en güzel kahvesini içecek, tadı damağında kalacak..
Nokta!
bir kere içtik onun da devamını getiremedik. tuzlu karabiberli kahveyi içtiğimizle kaldık.
bizim gelenekler çok teferruatlı. bir insanla evlenmek bu kadar zahmetli olmamalı.
Kıyamayıp da koymayanlar varmış. Yahu koyun gitsin hanımlar niye kıyamıyorsunuz. Yarın bir gün sizin kıyamadığın çok güzel kıyar size. Saçınız süpürge olur süpürge.
Tarihte bunun başka bir anlamı vardı, şimdiki gibi, damadın kıvranarak içtiği seyredilen, kıkırdanarak komiklik malzemesi edilen bir kahve değildi.
Damada tuzlu kahve ikram eden kız, " gönlümde bir başkası var, benden sana yar olmaz" mesajını verirmiş.
Delikanlı da, bunu içer, bundan hiçkimseye söz etmeden, bahaneler uydurarak kızdan vazgeçtiğini söylermiş.
O güzel adamlar, beyaz atlara binip gittiler tabii ki...
Yemin ederim hayatımda gördüğüm en gereksiz olay. ilerde es kaza evlenirsem asla yapmam. Aslında sanırım bunun mantığı kız oğlanı istemezse kahvesine tuz atar gibi biseymis eskiden. Ama suan sacma sapan bir adet. Neymis icerse elinden zehir olsa icermis bilmem neymis. Ben niye sevdigim beye zehir veriyorum arkadaslar. Canim kocam ben ona white mocha felan yaparim kıyamam.
kahve ve fincan ayrılmaz ikilidir. eğer ki bu kahve orta şekerliyse dostluk ve sohbeti perçinler. bu dostluğun, küçük bir fincandaki sıcak siyah sıvıya sığdırılıp üzerine de kırk yıllık hatır kotası konulması bir tek bizde olsa gerek. esasında o kadar çay içsek bile, muhabbetin finiş çizgisini kahve ile uğurlanarak bitiriyoruz.
birde bu fincan anadolu coğrafyasında her zaman tatlı ve şekerli taraflarıyla anılmaz.
özellikle içi kahve dolu fincan, görücüye çıkan damat adaylarının adeta kabusu olmuş, soğuk terler döktürmüştür. ikram edilen çay olsa dert değil, hatta bu tavşankanı çayın devamı da gelse olur. çaya razılar bir kere, zira buna benzer durumları evvelden duydukları ve öğrendiklerinden kapıdan giren gelin adayı kızın elinde tuttuğu gümüş tepsideki masum görünümlü fincan adeta rus ruleti tabancası gibi ölüm kalım savaşına sahne olur. ikram edilen kahveyi damat adayının eline tutuşturan gelin adayı kapının arkasında, yanında kız kardeşleri ile kıkırdar şekilde gülmemek için kendini zorlar. damat adayı fincan elinde öylece bekler ve tereddütte kalır. içinde de " acaba atmış mıdır?" endişesi. o sırada tatlı ve kırk yıllık hatıra sayılan kahvelerini yudumlayan damat adayı yakınları oğlanlarını o vaziyette görünce hafif ses tonuyla " içsene oğlum, ne duruyorsun?" diye sufle verirler. çünkü damat adayı, kendi kahveleri gibi tuttuğu fincanın tatlı olmayan, bubi tuzaklı fincan olduğunu anlamıştır anlamasına ama el mahkum. gözünü yumarak ve besmele çekerek kahvesinden bir yudum alır ki ve o anki refleks ile şimşekler çakıverir. gelin adayı insafsız, bir çay kaşığı atacağı tuzu iki tatlı kaşığı kadar atmıştır. insan, insana böyle fenalık yapmaz bir kere. ama çare yok, gülü seven dikenine katlanacak ve hayatında içtiği kırk yıllık hatırı olmayan kahve de bu olacak.
tahin falan da denenebilir, ya da mehmet efendi ile değil migros kafe ile ya da sokaktaki kuruyenisciden alinan kahve ile yapilirsa tuza fa gerek kalmayabilir.
Afrika’da bi kabilede, kadınlar beğendikleri erkekleri almak için vücutlarına jilet atıp 1 gün boyunca güneşin altında duruyolarmış. Kabilenin adı müslüm baba olabilir. Neyse bizim erkolarda 2gr tuzlu kahve içince ödem oluyorum ya diye enik gibi viyaklıyo