Olric adında hayali bir karakteri olan kültleşmiş kitap. olric için oğuz atay'ın iç sesi de diyebiliriz. son zamanlarda sosyal paylaşım sitelerinde olric adına açılan yüzlerce sayfa, insanı bıktırır hale getirmiştir ve herkes kendine hayali bir arkadaş edinme çabasına düşmüştür. ***
--spoiler--
"beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna..."
--spoiler--
Değeri ölümünden sonra anlaşılan Oğuz Atay'ın yegane eseri. insanların gizli saklı yaptığı şeyleri o kadar gerçekçi bir şekilde ve yüze vurarak anlatıyor ki... Bütün pisliklerimizi... Ve işte buna bayılmak... Tutunamayanlar, benliğimin içinde kaybolmama neden olan, ruhumu duvardan duvara çarpıp içimdeki hisleri birer birer yere döken kitap... O üslubu tatmadan, o kurguda kaybolmadan, onun hissettiklerini hissetmeden yitip gitmeyin...
"Yıllardır bir genç kız yanıma yaklaştığı zaman, ona söyleyeceğim acı ve alaylı sözler hakkında o kadar hayal kurdum ki, siz bütün bunların ağırlığına dayanamazsınız." Tutunamayanlar'dan...
bu eser 10 adımda tutunamamanın yollarını gösteriyor esasında. bir baş yapıttan ziyade nazarımda bir
rehber olmasının temel sebebi de budur zaten. 21. yüzyıl insanının içine düştüğü cinnet halini karakterlerindeki ruh haliyle ziyadesiyle anlatmıştır. peki biz ne zaman vaz geçtik hayata tutunmaktan? buharın gücüyle çalıştırdığımız treni cuf cuf yola salarken, post modernizm denilen illetin pençesine düştük kanaatimce, atay'da bu trenin içindeki yolcuları anlatır aslında eserinde. ben nerdeyim, adem'le havva'nın yediği haltın acısını neden ben çekiyorum diye sorgulaya sorgulaya zihinlerdeki tanrıyı öldürüp, vicdan da görünmez bir tanrıça yeşertmenin hikayesini yani...
oğuz atay en sade deyişle bu dünyada bir adaletin varlığına inanmıştı. hepimiz gibi umudu vardı, bir yerlerde iyilerin kazandığına dair, muhtemelen uyumadan önce uzay boşluğunda sadece iyilerin kazandığı bir dünya var diye geçiriyordu içinden. fakat çağ en büyük oyununu yaptı ve adaletin yerinin bu kainatta olmadığını ve tanrının bize oyuncak diye onu verdiğini anlattı ona. ve atay dayanamadı, bıraktı sıkı sıkıya tutunduğu ipi. yüreği adaletin yokluğuna dayanamayan bir adamın hayata tutunamayan hikayesi... yolda yürürken yüzünü saniyeyle gördüğümüz kadınların, adamların hikayesi, tutunamayanlar bir çağ yangınının ağıtı.
Kitabı okuyunuz, etkileniniz * ; ama bokunu çıkartmayınız lütfen. hani saw filmini izleyip sevgilisini testereyle kestikten sonra parçaları buzdolabında saklayan bir adamın haberi çıkmıştı 2-3sene önce. heh işte, bizim toplum empati olayını götünden anlayan bir millet. kendine öyle yakın hissediyor ki kahramanları onun etkisi bir türlü geçmek bilmiyor. ilk zamanlar etrafınızdakilere çekici gelebilir bu cool tavırlarınız ama bir yerden sonra ciddi anlamda şu gözle bakılıyor size 'çakma selim ışık' hatta daha da abartanları için yer yer 'çakma oğuz atay'... Yapmayın demiyorum, hobi olarak yine yapın ama 25 yaşına gelip 'kimse beni anlayamaz böhüee' şeklindeki ağlak tavırlarınız gerçekten bıktırıyor insanı.
yeri gelmişken; (bkz: nasıl yaşadım on yıl bu evde) *
yıkıp geçer. başka kitapta bulamazsın o tadı. dolanırsın mal gibi. tekrar okunmalı. hayat o kadar basit değildir. acı vardır, içimize işleyen. berbat olursun okuduktan sonra ama unutamazsın nedense bu kitabı.
vakti zamanında okumuş olduğum, amma velakin bir sınav icabetiyle tekrar okuduğum oğuz atay eseridir. efendim böyle bi' acayiptir. "sen nasıl onca sayfa noktalama işareti kullanmazsın?" falan dedirtir ki en güzel bölümlerinden birisi de orasıdır. oğuz atay bildiği her şeye değinmiş, bir sürü tekniği kullanmış, bir o kadar da göndermeler yapmıştır. adeta beynini bu kitaba kusmuştur.. sonracığıma" kerhane" bölümü de baya güzeldir kanımca... gecenin şu vakti beni zar zor başından kaldırtarak entry girmeye zorlamıştır bu. kim mi? olric tabi ki de!
olric'i keşfeden arızalılar da tutunamıyo , olric'i kaybedip arayanlar da..
tek tutunanlar olric'i görmezden gelip , onu susturmaya hatta yok etmeye çalışanlar..
kitabı cidden okuyan herkes gibi , hayatımın kitabı..
gittiğim her yere taşıyorum tılsım gibi.. sonra kaybedip orda burda yeniden yana yakıla alıyorum.. en son almanyada hiç bi yerde bulamadım , taşınırken kaybettiğim için kütüphaneden çıktısını aldım..
evet tüm kitabın çıktısını , özetin değil..
bu kitaptan sonra kaybeden tripleri bi yüzeysel geliyo ki sormayın.. kitabın tek kötü yanı da bu..
"ben çok acılar çektim kızım" ( bi tekila shot yutup )
"hayatım boyunca hep kaybettim ben" ( markalı gömleğinin kollarını kıvırırken)
"sende kaybettiğim şeyleri yeniden buldum" (eli hatunun elini okşarken )
--spoiler--
selim olsa, sabaha kadar uyumaz, düşünür dururdu. ben olsam yatardım. üniversitede okurken de ben, gece yarısı olunca yatardım; o, çalışmasını sabaha kadar sürdürürdü. saçların dökülüyor, uykusuz çalışmaya dayanamıyorsun; oğlum turgut, ihtiyarlıyorsun. uykusuz kalabilmen sinir kuvvetinden. benimki adale kuvveti. kollarıyla selimi soluksuz bırakıncaya kadar sıkardı: sen birden çökeceksin selim. çünkü neden? çünkü için boş senin. birden, kollarımın arasında için boşalacak: birden, üçüncü boyutunu kaybedip bir düzlem olacaksın ve ben de seni duvarda bir çiviye asacağım. havaya kaldırdığı selimi duvara sürüklerdi. siyah saçlarından yakalayarak başını duvara dayar: dökülmeyen saçlarından asacağım seni, diye bağırırdı. erkeğin kılları göğsündedir, oğlum selim. hemen gömleğini çıkarır ve boynuna kadar bütün gövdesini kaplayan kıllarını gösterirdi selime. iğrençsin turgut. sen onları, üniversite kantinindeki kızlara göster. kapat şu ormanı. bir erkeğin yanında soyunmasından sıkılırdı selim. beni, aşağılara çekiyorsun turgut. senden kurtulmalıyım. turgut, pantalonunu da çıkarır, kollarını açarak bağırırdı: ben, senin bilinçaltı karanlıklarına ittiğin ve gerçekleşmesinden korktuğun kirli arzuların, ben senin bilinçaltı ormanlarının tarzanı! yemeye geldim seni. benden kurtulamazsın. ben, senin vicdan azabınım! bağırma, anladık. benim vicdan azabım bu kadar kıllı olamaz. ruhbilimci tarzan, lütfen giyin."
--spoiler--