ilk denememde okuyamadığım, şuanda ikinci denememde yarısına gelebildiğim kitap.
Okumayanlar atıp tutmasınlar hakkında. Tamamını okuyamayacaklarsa da kitaptan alıntıları okuyup fikir sahibi olsunlar.
oğuz atay'ın insan psikolojisini derinlemesine işleyen ve kişilik arayan birini konu alan bu roman 20li yaşlardaki bir okuru daha derinden düşünmeye iten bir şaheserdir.
Babamin okudugumu gorunce uzuldugu kitap.iki sene once universite kutuphanesinden alip okumaya karar vermistim.isminden cok herkes tarafindan begenilmesi dikkatimi cekmisti.masamin ustunde kitabi goren babam kizim bu nasil bir kitap dedi.cok begenilen bir kitap tavsiye uzerine okuyorum demistim ama babam kitapta kendime dair birseyler buldugumu dusunmustu.onunla birlikte bende uzulmustum.
"kotu bir resim asarim korkusuyla;hic resim asmadim, kotu yasarim korkusuyla hic yasamadim" sozleri ise kitabin bana gore en anlamli sozleridir.
Öyleyse, ben de hayatımın sonuna kadar aynı yerde kımıldamadan oturacağım, herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur. Oturacağım ve bekleyeceğim.
Selim'den:
Şimdi gitmek isterdim. Özür dilemek, kendimi olduğu gibi bırakmak isterdim. Ne yazık ki bütün bunları gerçekleştirecek gücüm yok.
Düğümler, istenildiği an çözülmüyor. Bir söylemekle açılmıyor kapılar.
Soracaklar anlattıracaklar. Neden önce öyle diyordun da şimdi böyle?
...
Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar, kapının ordaki küçük delikten bakıp da kim o demeseler. Sonra hemen içeri alsalar beni. Ben anlatmak istesem bile hemen sustursalar; biz herşeyi biliyoruz.
Herşeyi biliyor musunuz gerçekten?
...
oğuzcuğum atay'ın ota boka "olric hede hödö" yazan ergenler tarafından piç edilmiş eşsiz romanı. allahtan o dönemi de atlattık. neyse, ne diyorduk? bu kitap öyle çarçabuk okunmamalı. yavaş yavaş, sindire sindire okunmalı. zaten yer yer ziyadesiyle çarpıp "bugünlük benden bu kadar" dedirtiyor. sonunda da dumura uğratıyor yine. anlama meselesi var bir de. defalarca okuyup yine de anlamadığını söyleyen birçok kişi var. bu kitabı anlamak zekadan çok içinizdeki boşluğu doldurmasıyla ilgili. yapboz gibi, parçaya uyuyorsa oturuyor. hem de şöyle irisinden bir öküz oturuyor ta içinize. toparlamak gerekirse, mutlaka okunması gereken eserlerden. ama bokunu çıkarıp sağa sola "hede hödö olric" yazarak değil, lütfen. insan gibi okuyun.
Tehlikeli Oyunlar'ın önsözünü okurken editör sağolsun sonunda ne olduğunu öğrendiğim kitap. Tutunamayanlardan önce Tehlikeli Oyunlar okunabileceğini düşünememişler mi niye önsöze sonunu yazarsın be adam.
içinizde adlandıramadığınız fakat üzerinizde ağırlığı hissettiğiniz bazı boşlukları dolduran kitap. hayatınızın akışını, fikirlerinizi değiştirir, değiştirebilir. bazıları için gerçekten de tesiri büyük olacak kitaplardan tutunamayanlar. sadece kitap, bir kurgu, bir edebi eser değil, çok daha fazlası.
odağı sanılanın aksine ruhsal bunalım değil türk aydını olan eserdir. oğuz atay yeterince bilgi sahibi olmadan ahkam kesen, batı hayranlığı yüzünden kendi insanına ve hatta kendisine yabancılaşan türk tipi aydını eleştirmek istemiştir. örneğin; kitabın başlarında "bana anlayış göstereceğin yerde komidini gösterdin" denirken batı'nın materyalist bakış açısına vurgu yapılmıştır.
oğuz atay'ın başucu niteliğindeki şaheseri. Elbette çağının ötesinde olduğundan, çağının anlamları içinde boğuldu. Ve anlamayı bir tür zamana uydurma girişimi haline getirenler tarafından susuturulmaya çalışıldı ama başarılamadı. işte en güzel kısımlardan biri;
"'Başkalarına yaptıklarını hemen unuturdu. Başkalarına kötülük ettiğini hissetmenin acısına dayanamazdı. "Bütün öfkelerimi öyle içten duyuyorum ki, kimsenin alınmaması gerek bana; bu yüzden ancak beni beğenebilirler," diyerek şımarıkça gülerdi.
"Beni ya şımartın, ya da kapı dışarı edin! "diye bağırırdı.
"Yarı içtenliğe dayanmam zor benim. Bir kişi mi kalacak? Tamam: bir kişi kalsın."
Sonra gene bağırmaya başlardı: "Ben günahkarım: bana vurun! "
Oğuz atay'ın yazdığı romandır. Selim ışığın hayatını ve intihar sürecini turgut özben'in gözünden okuyacaksınız. Hayata tutunamayan bir adamın , aslında etrafındaki her şeye eleştirel gözle bakan bir adamın bencilce yaşantısını sunmuş bize oğuz atay. Selim ışık , sevgisizlikten , anlaşılmamaktan , parasızlıktan , duyarsızlaşmaktan ya da aşk yüzünden intihar etmedi. Selim bencilliğinden intihar etti. Ayni veronika'nin yaptığı gibi. ( Veronika ölmek istiyor- paulo coelho ) , selimi daha iyi anlamak için veronika'nin hayata tutunma sürecini okumanizi tavsiye ederim.
--spoiler--
kötülüğe karşı direnmeyeceksin sözünden büyük bir ferahlık duyuyorum. insana gerçek hürriyeti bu direnmemek kazandıracak gibi geliyor bana. yalnız, insan bir saniye bile aklından çıkarmamalı isanın bu sözünü. yoksa bütün çabalar boşa gider. insan, bir an için olsun, duygularına kapılıp karşı koymaya başlarsa, benim gibi olur sonunda. nereye döneceğini, kime saldıracağını bilemez. isa bu gerçeği çok iyi biliyordu: hiç yanılmadı bu konuda. sorguya çekildiği sırada bir muhafızın attığı tokada biraz sinirlenir gibi oldu; fakat gene kendini tuttu. bense, sarhoşlar gibi küfrediyorum içimden (ve dışımdan). haksızlığa uğradığımı sandığım zamanlarda göğsüme doğru bir yumruğun beni sıkıştırdığını hissediyorum. oysa insan, yalnız davranışıyla değil, içinden de kötülüğe karşı direnmemeli; hayatında kötülüğe direnmekten başka yüksek ve güzel şeyler olmalı ki bütün ilgisini bu konuya toplamasın benim gibi. bütün vaktini bununla kaybetmesin ve sonunda yorulmasın benim gibi. her nefes alışında bu cümleyi alıp vermeli insan: kötülüğe karşı direnmeyeceksin.
ilk tokadı yediği zaman insan bu gerçeği bilse... yapılan işkenceler önemini kaybeder. önemsiz bulduğunuz için de işkence yapılmaz size: faydasız hareketlerden kaçınır insanlar. oysa, yüzünüze bakar bakmaz, gözlerinizin ifadesinden, size eziyet etmenin onlar için faydalı olacağını görüyorlar. ne kadar gözlerinizi kaçırmaya çalışsanız fayda vermiyor, daha beter oluyor. sizi ölü sanmaları gerekiyor önce: bizden bu dünya için ümitlerini kesmeleri gerekiyor. bir ölüyü konuşturamayacaklarını bilirler ve vazgeçerler işkenceden. haksızlığın insan ruhunu nasıl yıprattığını biliyorlar ve bunun için ısrar ediyorlar. herkesin başına bir sorgu yargıcı dikiyorlar: neden bu sözü söylediniz? neden mi? öyle istedi canım. olmaz. bir sebep bulmalısınız. mantık denen bir zehir aşılamışlar. nedenini bulmak sorumluluğunu duyuyorsunuz. canın cehenneme, diyemiyorsunuz. hürriyet, gerçek hürriyet kalkıyor ortadan.
--spoiler--
--spoiler--
Ekmeğini kazanırken bireyin yapacağı işler, onu bazı ilişkiler kurmak zorunda bırakacaktır. Bu ilişkilerde, işinin dışında devam edecek herhangi bir eylemden kaçınmalıdır birey. iş arkadaşlarıyla gerçek bir dostluk kurmaktan kesinlikle sakınmalıdır. Yalnız, bunu yaparken, çevre ile ilişkilerini aksatmayacak; bu geçici arkadaşlarında, kendisine karşı dargınlık, kuşku ve kızgınlık yaratmaya çalışacaktır. Çevresindeki kişilerin düşmanlığını kazanmadan ölçülü bir yakınlık kurmalıdır onlarla.
--spoiler--