'bozuk bir saattir yüreğim hep sende durur' demiş zamanında tomris uyar için yazdığı bir şiirde, işte bu bir kadını kıskanma sebebidir gerisi yalan. tomris uyar ile evliliği süresince tomris uyarın tek rakibi yine kendisi olmuştur hayatına soktuğu insan merkezdedir onun için başka kimseyi görmeyecek kadar içli ve kırılgan bir çocuktur o. ilk evliliğini ailesinin isteğiyle yapmış ve 18 yaşında baba olmuş. şiirin öyle akla bir anda gelinip kelimelere dökülecek bir yazı olduğunu düşünmez, bir matematiğinin geometrisinin olduğuna inanır. tomris uyar ile birliktelikleri süresince cemal süreyya ona dair hiç bir şey yazmamış ki sanıyorum tomris uyar sebebiyle, sadece ölümünün ardından kelimeler dökülmüştür satırlara; (turgut uyar isimli şiir) son dizeleriyle; 'öldüğü gün/ hepimizi işten attılar'. *
son olarakta o muhteşem serüveninin kahrolası dizesini yazmalı; 'her insan bir uyumsuzluktur ölü olmayınca'
yaşadığı dönem ve çevresi dolayısıyla meşhur olan şair. bir çok şeyi gereği gibi ifade edememiştir kanımca. tabi yazdı bir kaç güzel şiirin hakkını yememek lazım. şiir diyince özdemir asaf der susarım.
bir gün bu şairi tanıdığımızda, kendimizi dünyanın girilmemiş bir yerini aniden keşfetmiş gibi sanabiliriz; şimdiye dek niye geç kaldığımıza küfrederiz... ama tadına vardığımız her dizeden sonra onu keşfeden az sayıda kutsal kişiden biriymiş zevkiyle bakarız hayata ve deriz ki: "bizim gizli bir bildiğimiz var, bizim dengemizi bozmayınız!"
"turgut uyar değişen toplumda hep bedel ödeyen insanların tarihini yazdı gibi geliyor bana. akçaburgazlı yekta'nın, malatyalı abdo'nun tarihinden daha önemli, daha öncelikli ne olabilirdi ki? uyar'ın insan coğrafyası yeterince görülmüş ve açıklanmış değildir henüz. şiirinden süzülen hüzün, toplumumuzun üstüne sinmiş olan hüzündür. bu, o büyük harflerle yazılan tarihin mirasıdır bize.
kuşku yok: turgut, çağdaş türk şiirinin büyük bir "ses"iydi. özgün, benzersiz bir ses. yazı'nın inanılmaz biçimde ticarileştiği bir dönemde turgut, has sanatçının tutumunu benimseyip, köşesinde yaşadı. şiirin aylasıydı gözlerinin içinde parıldıyan.
turgut uyar'ın büyük saat'i "çalışıyor" hepimiz için. "
alıntının sahibi: ahmet oktay (şiir atı/4 turgut uyar özel sayısı - aralık 1987)
ilk şiirlerinde garipçilerin ve ulusal şiir akımının etkisinde olan, ancak daha sonra ikinci yeni şiir akımına katılan şair.
askeri okulllarda eğitim görmüş ve bir süre doğuda görev yapmıştır.(kars-digor)daha sonra ankara'ya atanmıştır. özellikle büyük şehire taşınmasıyla birlikte şiir anlayışında da değişmeler meydana gelmiştir. demokrat parti iktidarında artan köyden kente göç sonucu, bireyde oluşan bunalımı ve kapitalist yaşamın bireydeki etkilerini sıkça işlemiştir şiirlerinde.
suni yaşama karşı doğal yaşamı ve tabiatı arzulamıştır. aşağıdaki alıntıda da bu görülmektdir.
geyikli gece
Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk
Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak
Bir yandan, toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık
.......
turgut uyar- (bkz: geyikli gece)
okurken, kutsal bir şeyler okuyormuşçasına kendimden geçtiğim şair:
''...
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar''
"Ankara'da doğdum. ilk hatırladığım mekan, iki katlı, iki katı biraz karanlıkça küçük bir ev ve bu evde ilk zehirlenme...
babam harita binbaşısıydı. Çalışkan bir adamdı, çok iyi bir hattattı. Ankara'nın latin alfabesi ile ilk sokak levhalarını, geceler boyu çalışarak ilk o yazmıştı. Ölümünden on-onbeş gün öncesine kadar çalıştı ve her akşam içti rakısını... seksen yaşını aşmıştı öldüğünde... istanbul'a göçtük...
ilkokula orada başladım. 'Hırka-i Şerif ilkokulu' ya da '19. ilkmektep'...
müziğe ilk yakınlığım alaturkayla olmadı. Oysa babam ut, ölen büyük ablam keman, küçük ablam her türlü telli sazı çalardı. müzikle ilk yakınlaşmam Necip Celal Antel'in tangolarıyla başlar. Hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır... dördüncü sınıftaydım. Henüz kare'ye murabba, paralelkenar'a mütevaziyüladla, yamuk'a sibinmünharif, çarpma'ya darp, bölme'ye taksim diyorduk. bir yıl sonra, beşinci sınıfta değişti terimler. artık nakıs, eksi; mustatil, dikdörtgen olmuştu.
ilk aşkım, sarsıcı, hüzünlü, umarsız ilk aşkım o yıla rastlar. Bir mahalle arkadaşımın dayısının kızı. Onun da benden hoşlandığını sanmak istiyordum. Ne var ki, tek yabanlık pantolonumun tam cebinin üstünde kolay kolay saklanamayan bir yırtık vardı...
Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. Başkalarının, hatta somut başkalarının da değil de, hiç kavrayamadığım bir otoritenin belirlediği ve çoğu zaman saçma bulduğumuz bir şeyler yaşamak...
ilk şiirim 1947 yılında Yedigün dergisinde yayımlandı. Çok önemsemedim. Heyecanlanmadım. O derginin şiir beğenisinin üst düzeyde olmadığı duygusu vardı içimde. Bir inat sorunuydu benimki. Sonraları, küçücük Kaynak dergisi ile inatlaşmaya başladım. Bir yıl sürdü. Başardım...
1948 yılında kur'a usulü tayinle Pasof'a gittim. Yirmi bir yaşında, evli ve bir çocuklu olarak. Pasof'a varışımızın ertesi günü, ilk maaşımı, işe geç başladığım için alamadım ve ilk kez borçlandım. Bakkala gidip kurufasulye almak istedim... yoktu kurufasulye veya benzeri yiyecekler. Böylesi kıyı köşe yörelerde, herkesin kışlık yiyeceğini yaz ortalarında edindiğini öğrendim...
Galiba ilk'ler değil önemli olan. Koşullar. Bir yaşta herkes dünyayı kendine göre görür, kendine göre yorumlar. Bu gördüğü, kurduğu, yorumladığı, genellikle doğrudur, yaratılışı doğrultusundadır...
'Her şeyden biraz kalır' diyor bir italyan atasözü. En inandığım doğrulardan biri. Söylemeden edemeyeceğim bir doğru da şu: aşk söz konusu olduğunda, ikinci de, üçüncü de, sonuncu da ilk'tir."
Senin adın bir deftere yazıldı
Eskimez bir mavi deftere
Adın
Yazıldı
Erenköyünde bir bahar eskir
Savrulur ve eskir sürekavları
Kuzey yarımkürenin çok koyu mavi bir gecesinde
Aşkı Türkçe kavramanın sağlamlığı başlayınca
Bir öğrenci yatakhanesinde
Uzak asyalı bir başka öğrenciyle çatışınca
Bir sürü ıvır zıvır ve ekimler
Bir kahramanlık sandığımız kendimizi
Eskir ucuz ormanlarda yürek avları
Ve eski anaların belbağladığı hekimler
Eskimez senin gurbetçiliğin
Yanar, tüter, dağılır
Ve ince bir duman eskir bir kalın duman adına
Gurbet bir yazgıdır ulusuna
Güneşe çıkmak gibi, alınteri bilinir
Gurbet bilinir, bir duyarlıktır, bir meslektir
Sen herhalde en iyi bilirdin bayramları
Paşalarla, yalılarla uzlaştırılan
Kısa kış akşamlarını, uzun yaz akşamlarını
Kayalar, kayalar ve sahipsiz dağlar adına
Bir türkü gibi öfkede söylenen
Issız hanlar, bilgece susmalar, bakımsız bağlar adına
Puslu ve telaşlı garlardan kaçırdığın
Bir pençeden, bir katılıktan kayırdığın
Her ülkede söylenen bir türkü gibi
Aklığın, eskimez bir kış güzelliğinde
Sıcak evler, karlı yollar, bağlılıklar adına
Bir zorbalığa direnmek adına
Anlaşılmazsa
Söğütler yeşermez, balıklar bırakmaz döllerini
Ellerin bir gezinmedir uykularda
Kimine korkudur, ısınmak kimine
Eskimez bir kış güzelliğinde
Kuzey yarımkürenin çok koyu mavi bir gecesinde
Büyük bir alanda, küçük bir cezaevinde
Ve çok yabancı dilden iki istasyon-arası biletinle
Biliyorum nasıl yaşadığını senin Türkçe yokken
Mahzun ve yaşamaklı - eskimez elbet -
Ülkeni dirençle yaşamak, ülken olmayınca sözlüğünde
Sen bir ağlayış gibisin neden
Bir çocukluğu sürüklüyorsun kanında
Bir güvercin gibi parlar şaşkınlığın
Ölüme yakınlığında bir köylünün, uyumasında
Gök durur ve boncuklar durur pazarlarda
Iğdır'da, Orta Anadolu tarlalarında
Akşam oldu muydu gaz lambası yakılır
Nerde olursa olsun artık. Coğrafyada
Sürekli bir gurbet vardır.
Eskimezsin bir mayıs serpintisi gibi
Bir mayıs serpintisi ki sağlıklı
Ağustos günlerini hazırlayan. Güllerini
Sürer gurbetçiliğin.
Halksız bir yazarın acısını taşıyan
Kalebent bir şehzade gibi mahzun
Börklüce gibi sabırsız haklılığında
ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım,
Şu kaçamak ışıklardan, şu şeker kamışlarından,
Bebe dişlerinden, güneşlerden, yaban otlarından,
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar.
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut.
Bu evleri atla, bu evleri de, bunları da
Göğe bakalım.
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım.
inecek var deriz otobüs durur ineriz.
Bu karanlık böyle iyi, afferin Tanrıya,
Herkes uyusun, iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar, polisler, açlar, toklar uyusun.
Herkes uyusun, bir seni uyutmam, bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz, biz uyumayalım.
Nasıl olsa sarhoşuz, nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım.
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım,
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum,
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi,
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor,
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim,
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım,
Bana dönesin diye bir bir kapattım,
Şimdi otobüs gelir biner gideriz,
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç,
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin,
Seni aldım, bana ayırdım, durma kendini hatırlat,
Durma kendini hatırlat ,
Durma göğe bakalım .
aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim dizboyu sulara
hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var.
'insan hatırlamıyor dün ne yediğini
zaten yediğimiz ne ki hatırda kalsın'
diyerek baba büyüksün dedirten şair. (arz-ı hal).
edit: bu entry kötülendi ya, helal olsun.
Yapı Kredi Kültür Sanat ve Yayıncılık a.ş.'nin isteğiyle bir çok internet sitesinde şiirleri erişime kapatılmış şairdir.
örnek; http://www.siir.gen.tr/
Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
ilkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse