vazgeçme zamanı alkolleri, yorgun akşamlar, Solgun ağaçlar, sessiz sabahlar, yeni doğan aşklar, acısı ciğer sızlatan hiç kavuşamamalar, en gel-gitli aşklaşmalar, en yıldızlı gökyüzleri, en yalnız gece yazları, umutsuz akşamüstü tütünleri, umutsuzluk bağımlılıkları, karamsar özlemler, olmazsa olmaz hüzünler, her şeye rağmen tebessümler tarihinin yani insanlık tarihinin görüp görebileceği en büyük şairim olan sen; şiirlerini sonsuzluğa emanet edip göçeli tam 24 sene olmuş. Görüp görebileceği dedimse, birçoğu görmedi zaten, fark edemedi. Anlamayamadı. Olsun. Koyuyorum insanlık tarihinin kıçına tekmeyi, boş veriyorum. "Bizim gizli bir bildiğimiz var." Faniliklerden çok öte...
pek muhterem Uyar Baba,
Sen gideli çok zaman olmuş. bende yaş 3'müş. sene 85'miş. Nasıl da geçiyor her şey! işin aslı, gidişinin dünya için ne kadar büyük bir mana kaybı demek olduğunu henüz çok yeni öğrendim. 3-4 sene kadar önce tanıştım şiirlerinle. Bu kadar geç kaldığım için hala kendimi affetmiyorum olmamın tek teselli ikramiyesi, "neresinden dönersen zararın, kardır" ekonomisi. Arayı hızla kapatmaya çalıştım. ilerleyen süreçte, yani askere gitmeden hemen önce, türkiye'yi dolaşırken elimde bir tek büyük saat'in vardı.
Memleket hudutlarında şiirlerinle baş başa kaldım. Canım sıkıldığında, sıkılmadığında, akşamda, sabahta, gölgede, sıcakta hep büyük saat'i okudum. okudum durdum. durdum durdum sayfayı başa döndürdüm, tekrar okudum. hiçbir kitabın veremediği bir duyguyu anlatıyordu. işte O zamandan bu zamana hep beraberiz. Sen sıkılmadıysan, ben hayatta sıkılmam. Hayatta? Öldükten sonra da sıkılmak istemem. (Aslında Sıkılganın önde gideniyim. Ama Turgut Uyar ve şiirlerine karşı böylesi bir duyguyu hissetmek mi, hâşâ!) Zira Turgut uyar asla, yalnızca bu dünyaya mahsus değil, anladım. Evrene sonsuz bir şekilde yayıldığına inanıyorum. Eminim hatta. Across the universe... bilen bilir. duyan duyar.
...
Bu işler, güçler ve tüm güçsüzlükler bazen bize uymuyor, uyar baba. Gördüğün üzre, Dağınıklık problemim var bir de. ağustos 22 dedim ama başka mahallelere gittim. Aya yıla güne saate haddinden fazla manalar veren andavalların çağındayız usta. Ota bota her şeye öyle derin manalar yükleniyor ki! Ve maalesef görülmesi gerekenlere bakması gereken gözler öylesine kör ki! Dünyanın en güzel şiir kitaplarından biri olan, dünyanın en güzel arabistanı'nın ikinci baskısını, çıkışından tam yirmi sene sonra yapabildiğini öğrendiğim gün, bu dünya benim için bambaşka bir anlam ifade etmeye başlamıştı zaten. insanlar böyle galiba. herkes edebiyat sevecek diye bir şey yok. peki ya bizzat o dünyanın içindekiler? Yeteneksizler, ilişki fetişistleri, lobi fareleri, manipulasyonseverler, yalapşapizme gönül veren popülistler cirit atıyor her yanda. ve bunu, cirit sporunu gerçekten sevdikleri için yapmıyorlar. onda bile samimi değiller. klişeleşmiş sözlerden, kalıplaşmış yollardan uzaklaşmıyorlar. saçma sapan bir akıl tutulması almış başını gidiyor... neyse, Boş veriyorum usta, peki. "Az, daha çoktur" ilkesi Belki bu noktada da doğrudur. Birkaç on bin kişi biliyoruz ki, evet, bizim gizli bir bildiğimiz var. Bu sebeplerden ötürü Ağustos'un 22'sinde işte, Turgut Uyar'ı anmak önemli. ona saygı duruşunda bulunmak, Dünya şiirindeki doldurulamaz yerinin altını çizmek önemli. ve tüm göçmen şairlere tebessüm etmek...
...
Sevgilerin bile acıyabildiği akıp giden şu hayatta şiir krizlerine girdiğimde, ağırlaştığımda, insanlara sövesim tuttuğunda, insanları sevesim geldiğinde ve gitmediğinde, bir güzele âşık olurken, ortalarda tek başıma kalakalıp susarken, oyalanırken, anlamsızlığı anlamaya çalışırken, kendime kızarken, çok üşümek'i haddim olmadan besteleyip kendi kendime çalıp söylerken, vazgeçme sularında yüzerken, umutsuzluğu alıp alıp ciğerime meze yaparken, soytarılıklar komedisine sırtımı dönüp sakin sakin sakinlemeye çalışırken, ama hepsinden öte, her şeyden öte en çok beklerken, beklerken, beklerken yanımda hep büyük saat'in, aklımda sen varsın.
büyük saat'in zamanı durduruşuna şahitlik etmek? Bu onuru, bu hüzünlü güzelliği yaşayabilen şanslı insanlardan biri olabilmek? Sırf bu güzelliğe ortak olduğum için bile iyi ki yaşamışım diyebilirim. iyi ki yaşamışsın ki bu mutlak güzelliği bana yaşatmışsın. Yaşatıyorsun. Yaşatacaksın.
iyi ki varsın uyar baba. iyi ki hala varsın. iyi ki hep var olacaksın...
geç keşfedilen usta. ya da bu sadece benim salaklığım. duru bi' güzellik onunkisi. hafif kekremsi bir tat bırakıyor şiirleri. ''büyük saat'' demişler. yıllanmak gerek.
...
hiçbir şeye hazırlıklı değildik
oyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildik
...
altı çizgili sözcükler deryasıdır kendisi. eklemeden duramayacağım:
"biz o zaman yaptıklarımızın günahını değil, yüceliğini biliyorduk. bu, iki gücün yeniye varması, bir yeni yaratmasıydı. bir çiftleşme değil tekleşmeydi."
hızla gelişecek kalbimiz
kalbimiz hızla.
sürgünlerin umutsuzluğunda
kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar
farksız çarpanların umutsuzluğunda
ve köprü başlarının umutsuzluğunda
ve köprü başlarının umudunda.
sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara
temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda
ve eski dağlarda, eski dağlarda kış
kovalarken ülkesini
hızla gelişecek kalbimiz.
kendi öz hüznümüzün öz tarlasında
bozkır dayanıklılığımızın tarlasında
kalbimiz
ellerimiz ayaklarımız arasında
ve kimsenin bölemediği şarkıyı
güllerin, buğdayların ve acının şarkısını
bir haziran uygulayacak sesimize.
sütçünün sesiyle birlikte
erkenci işçilerin sesiyle birlikte
şoförün sesiyle birlikte
sabaha başlamış sarhoşların sesiyle birlikte
yaman sarhoşların sesiyle birlikte
ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların
ve herkesin ve herkesin
sesleriyle birlikte
bir haziran uygulayacak
kimse bölemeyecek ve kalbimiz
hızla gelişecek.
yıkıntılara karışan eski bir bahar
büyük olmaya elverişli bir bahar
eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen
insanlara göre bir bahar
suların kana kestiği yahut
suların kana kestiği bir bahar.
hızla gelişecek kalbimiz
bir mavilik kalıbında
bir odada, en olagel bir odada
en sade, en insanca bir odada
bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada
bir kadın bir erkeğin
bir kadınla bir erkek olduğu
ellerin ve omuz başlarının
birbirini bulduğu.
birden gerçekliğini algılayarak
saat çalınca ve görünce güneşi
birden vazgeçilmezliğini algılayarak
önemli ve gerekli buluşunu kendini
birden hatırlayarak
geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini
ve her şeye ve ölüme kalbimiz
hızla gelişecek
çağımıza pek uygun bir hızla
gelişecek kalbimiz
kalbimiz
yerin ve göğün alt edilmez bir dirilikte olduğu
tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.
kalbimiz
kalbimiz hızla gelişecek.
Önce sesin gelir aklıma
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm
Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli
Sonra cumartesi günleri gelir
Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.
Kırk kere söyledim bir daha söylerim
Savaşta ve barışta, karada ve denizde,
Düşkünlükte ve esenlikte
Zamanımız apayrı bize göre
Yanyana olduk mu elele
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.
içim güvercinleri okşamış gibi rahat
Sen yanımdayken ister istemez
Geniş meydanlarda akşam üstleri
Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar.
Sen yanımdayken ister istemez
Uzak ırmakları hatırlıyorum.
Arasıra düşmüyor değil aklıma
Yabancı kadınların sıcaklığı
Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım
Yanında ihtiyarlamak istiyorum...
Şimdi gemiler geçer uzaklardan
Gönlüm güvertede sereserpedir.
Işıklı geceler,saz sesleri, peynir ekmek
Ne biletim ne param ne dostum var
Pır pır eder yüreğim bakındıkça...
-Uyan Turgut um, garibim, uyan
Bura Terme'dir.
Terme köprüsünden kamyonlar geçer,
Irgatlar üç orada beş burada konuşurlar
Bir gece başlar, yarı siyah, yarı kırmızı
Cigaramı yakar evime dönerim...
-Gidin gemiler, gidin
Vardığınız yerlere selam edin
Gün olur bütün kaygılardan uzak
Ben de gelirim...
Üç yıl sonra mıydı bilmiyorum
ama ekimin onbeşiydi biliyorum
ekimin onbeşiydi ama
ekimin onbeşinde ne oldu bilmiyorum
herkesin sular gibi dağıldığı ama herkesin
bir sur önünde miydik bir yolda mı
semtini bilmediğim bir karakolda mı
sonra topluca bir bahçede durduk
bıktım böyle sayrılıklardan
ateşim çıksa neyse ne
neyi bıraksam aklımdan bir suya karışıyor
bir büyük savaşda Kıbrıs kıyılarında
vurulan ve ölen bir askerin
çelik miğferi gibi
dipde ışıltısını görüyorum yalnız
elimi eteğimi çekiyorum bahçeden
sazlıklara vuruyorum belleğimi
zalim bir ilk yazdı ama yaşadığımız
işte bunu unutmamalı unutmamalı
bir ölüm nefes alırken bir dudakta
öbür bütün şeyleri nasıl anlatmalı
miğferin paslandığını usul usul
bir yangının söndüğünü
ve suların pırıl pırıl kaldığını
bir otobüs Mersin'den Mardin'e giderken
o zaman aşkınla dol kalbim
nerden ne kadar derlediysen o kadar
senin kendine seçtiğin alamet-i farika
uzun bir gece görünümünde geçerli hala
binlerce pazartesi geçti ömrümde
hangisiydi o çıkaramıyorum
bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu
demek oldukça eski
bir de saçma sapan şeyler
bir kızın diz altını örneğin
bir adamın çirkin sigara içişini
nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada
hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna
kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil
kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana
güzel bir öğle vakti
eski güzel bir aksamı hatırlayarak
sonra dopdolu şeyler
damacanalar gibi
içim kabarıyor
sonu olsun diyorum
neyin sonu ama
hiç değilse bu taş basamakların
uyar baba'nın şiirini daha yakından tanımak ve anlamak ve ruhuna bir kadeh votka kaldırmak isteyenler için; fırat caner tarafından turgut uyar'ın huzursuzluğu başlıklı bir doktora tezi yazılmış, ara ara kaçamak göz attığım. kesintisiz okuma keyfini en müsait zamanıma ayırıyorum zira kısa sayılmayacak bir uzunlukta. aşağıdaki linkten indirilebilmekte:
Kısacık yoğun bir akşam
herkesin yüzünün bir anıya karıştığı
yoğun bir akşam
bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
ve bir intihar üstüne söylenti
bütün kıyıları dolaştı durdu
kısacık bir akşam
Kısacık serin bir akşam
kelebeklerin atlarla yarıştığı
yoğun bir akşam
bazı mektuplar damgalandı postanelerde
oturuldu bir takım şarkılar söylendi
bir adam bir kadının kapısını vurdu
kısacık bir akşam
Neyi söylesem bir kahramanlıktı
içinde azıcık buluştuğumuz
bir bulutla bir kağıt peçete arasında
kısacık yoğun bir akşam
şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
kısacık yoğun bir akşam
Her şey bir unutkanlıktı
arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
kısacık yoğun bir akşam
biliyordum bir soğuktu nereye varsam
bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
kısacık yoğun bir akşam.
Kim karıştırdı gerçekliğine
yaşadığım sonsuzluğun
ve oturuldu bir takım şeyler söylendi
imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
kısacık bir akşam
duraladım ne yapsam
Kim karıştırdı gerçekliğine
su terazilerindeki ensizliğin
ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
kısacık bir akşam
o kadar kısa ki bir akşam
yüzümü suyun ardında buldum
kıyılar bu yüzdendir öyle dediler
kısacık yoğun bir akşam
serin bir akşam öyle söylediler..
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
ben sevmezdim dedim, yalan dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
iii.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
duyamadım derdim, tekrar et!
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum
iv.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
olur öyle dedi palyaço,
herkes alçaktır biraz
otur ulan! dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz
rakı doldur! dedim, eksilmesin!
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim
örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz
v.
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
ben sevmezdim dedim, yalan dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz
vi.
haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz
bizim çıplak topuklarımızmozayıkların üstünde ya
durmuyoruz günaşırı duvarlarımızı yeşille maviyle
badana ediyoruz
durmuyoruz dünyayı yeniliyoruz
bir koltuğu oradan alıp öteye yerleştiriyoruz
pencerenin yerini değiştiriyoruz
halıları temizliyoruz, yemekler pişiriyoruz
soğuk sularla yıkıyoruz ayaklarımızı kollarımızı
boynumuzu
işimiz bitiyor, oturup sevilmeyi bekliyoruz
onlar o zaman geliyor...
arthur rimbaud nun türk şiirine düşen gölgesi..kitapları -hiç değilse dunyanın en guzel arabistan ı adlı yapıtı- dunyanın belli başlı dillerine cevrilse bizim gururumuz da kapıkule'den ötelere taşsa..
''bu benim gerceğim.durmayıp şarkı soylemek
durmayıp yalnız kalıyorum.ufacık yesilli adalarda
yalnız kalmaya savasıyorum.kadınlarla.erkeklerle.çocuklarla.
tarihlerle bilimlerle kalabalıkla savasıyorum
büyük tapınaklar kuruyorum.kara taştan.kalın arabalar koşuyorum
kendim girip tek başıma tapınıyorum.yaralarımı sarıyorum
birden biryerden o ışık.bir yerden o ses
artık sana attıgım temeller tutmuyor
çünkü sen hiç yoksun.hiç olmadın..''