iş ve okul çıkış saatlerinde binenlerin götünü kaçırmak için çok zor dakikalar geçirmesine mekan olan toplu taşıma aracıdır. Ayrıca, son durak dışındaki duraklarda "ben burdan nasıl inicem lan?" diye düşünmeden inmeye çalışmanın çok büyük cezalara sebebiyet verdiği rivayet edilmektedir.
sehir ici rayli tasimacilikta kullanilan bir arac. ama yanlis olmasin tren degil tramvay, bir cok teyze burada yanlisa dusuyor. tren degil tramvay teyze.
"türkiye'nin tramvaylara veda etme kararını verdiği tarihler ile türkiye'nin amerika ile sıkı ilişkilere girdiği tarihler üç aşağı beş yukarı aynıdır. galiba yazmıştım! 1947 haziranında türkiye'ye gelen bir iktisat heyetinin başkanı, göğsünü gere gere diyordu ki: "türkiye'ye herşeyden evvel, her türlü kalkınma ilanlarından evvel yol ve liman lazım olduğunu inanmak icap eder." o tarihlerde bu sözlerin, siz kalkınmayı boşverin, size satacağımız motorlu araçlar için yol yapın, ihraç edeceğimiz malları indirmek için liman inşa edin anlamına geldiğini sosyalistlerden başka kimse anlamamıştı. chp de, sonradan devralan dp de işe şehir içi yollarını asfaltlamak, motorlu ve benzinli araçlar için elverişli hale getirmekle başladılar.sonra tramvayları kaldırdılar.arkasından sokaklarımız en iddialı, en lüks, en işe yaramaz , en çok benzin yakan amerikan otomobilleriyle doldu. bunu ilerlemek, çağdaşlaşmak sanıyordu bizim yöneticilerimiz.1950’lerin ilk yıllarında avrupa'ya yolum düşüp oralarda tramvayların tıkır tıkır işlediklerini görünce ne kadar şaşırmışımdır! türk'ün aklı geç gelir diye atasözümüz vardır, ne kadar doğru!"
4 sene kadar kullandım. hergün 7:15 tramvayını kullanan bir kıza aşık oldum. konuşmaya cesaret edemedim. okulu bitirdikten 1 sene sonra o kızı buldum, ulaştım ve çıktık. kısacası tramvay insanın hayatında olumlu etkileri de olan bir vasıtadır. aşık olduk kötü mü?
1.10 ytl ücret karşılığında taşımacılık yapan trafik sıkıntısının baya az olduğu ama iş çıkışı saatinde forttan öteye giden davranışlara mahkum kalabileceğiniz araç
"yalnızsınız ulan siz" diye sadece tramayın içindekilere değil "bize" de bağırıyordu eleman; bencilliğe diretilen bir toplum oluşumuza bağırıyordu. unutulan şey bencilliğin "yalnızlık" doğurması. herkesin bencillik için arkasına sığındığı şeyler vardı. kiminin parası, kiminin karısı, kiminin yaşlılığı, kiminin silahı. senaryodaki açık şuydu. hepimiz içimizden dedik ulan bir kişi de saldırıp kurtarmıyor onca kişiyi. barizce sırıtıyordu ama anlatılmak istenen de oydu. bencillikten mütevellit yalnızlık ve herşeyi birilerinin üzerine atma. senaryoyu kasmış olarak görmektense bu tramvayın hele hele istanbulun kalbinden geçen tramvayım aslında ülkemizin tamamı olarak görmek daha faydalı olacaktır anlaşılmasına.
maalesef birileri hatta direkt annemiz babamız bize kendimizi kurtarmamızı elalemin derdinin bizi germeyeceğini dayattılar. çünkü sindirilmişti zamanında onlar da. düşüncelerinden ötürü, ibadetlerinden, değerlerinden, emeklerinden ötürü sindirilmişlerdi.
sinema sadece mantıklı senaryo, kusursuz ve realist oyunculuk ve görüntü değildir.