araştırma yapmadım ama hemen hepsi de 2010-2011 sezonunda trabzonspor'un şampiyon olduğunu biliyorlar.
partisinin adı adalet ile başlayan ve bu ülkenin başbakanı olan kişi ise yarın bu şehre gelerek akyazı projesi olarak bilinen yeni stadın temel atma törenine katılacak.
bu şehirden biri de çıkıp bu hususta bir hesap soramayacaksa o kişiden adamlığınızdan şüphe ederim.
bu kadar basit...
%99'unun trabzonsporu tutmaları ve milli duyguları yüksek olmalarından ötürü takdire şayandır trabzonlular... ancak türklüğü red eden, barzani-apo ile sarmaş dolaş olan bir oluşuma da milliyetçilerse pek tabii tepkilerini koymalılardır. trabzonlular özünde aslında laz falan değillerdir. trabzon ağırlıkla çepni türküdür. lazlar türkiye'de rize, artvin hattında bulunan ve sayıları yarım milyonu geçmeyen kafkas kökenli küçük bir topluluktur. zaten osmanlı'da da trabzon bir eyaletti ve başka bir adı da yoktu. lazistan sancağı ise rize, artvin hattında trabzon eyaletine bağlı bir sancak idi. lazlar yaşadığı için(ancak yine sadece lazlar yoktu) o ad verilmişti. trabzon, giresun, ordu, samsun'u dahi laz, elazığ, erzurum, erzincan, malatya, gaziantep, kilis, osmaniye, sivas, kahramanmaraş, kars, ığdır, ardahan gibi ama türkmen, ama azeri türkü ama karapapak türkleri nüfus yoğunluklu illerimizi de kürt zanneden cahiller veya bunu kasıtlı yapan hainler var... ozan arif ustaca cevabı vermiştir zaten "elazığ'da gakgoşlar, erzurum'da dadaşlar türklüğüne laf ettin mi yedi ceddinden başlar" kaldı ki bir yerde kürt, arap, laz nüfusun fazla bulunması bir şeyi değiştirmez orası yine türkiye cumhuriyeti sınırları içinde türk toprağı olarak devam eder... bu avrupa'da da, amerika'da da her yerde de böyledir...
özetle lazistan sadece ufak bir sancaktı, sonradan bu ismi almıştı ve nüfusu da sadece lazlardan oluşmuyordu. yine Türkler, Gürcüler, Hemşinliler, Rumlar ve Poşalar şeklinde etnik gruplar vardı. başbakan'in bugün bilgisizce veya birilerinin dayatması ile kürdistan diye bahsettiği yer de osmanlı'da dahi sadece 17 senelik geçerli olmuş bir şeydir... yani yalnızca diyarbekir eyaleti dediğimiz van, hakkari, siirt, mardin'i falan içerisine alan bir yerdi. osmanlı döneminde kürtlerin iyi sayıda nüfusunun bulunduğu güneydoğu ve kuzey ırakta diyarbekir, musul, şehrizor, rakka ve halep eyaletleri bulunuyordu. ve bu eyaletler de hiçbir zaman saliyaneli gibi özel statülü eyaletler değillerdi. 19. yüzyılın başlarından itibaren bölge üzerinde yoğunlaşan oryantalist çalışmalar ve özellikle de tanzimat döneminde etkisini artıran batılı devletlerin hasta adam diye tabir ettikleri osmanlı devletini parçalama siyaseti bağlamında düşündükleri planlar doğrultusunda seyahatnamelerde, çizdikleri haritalarda ve kendi yazdıkları eserlerinde doğu anadolu için armenia, diyarbekir eyaleti için de kürdistan tabirini kullanmaya başlamışlardır. 1847 yılında yapılan zorlama bir düzenleme ile de van, hakkari, siirt, muş ve mardin sancaklarını içerisine alan bölge kürdistan eyaleti olarak olarak adlandırılmış ancak bölgenin gerçekleri ile örtüşmeyen ve hiçbir tarihi zemini olamayan bu suni dönemde 17 yıl sonra yani 1864 yılında kaldırılmıştır. zira buralarda da tek başına kürt nüfus yaşamıyordu. türkmenler, ermeniler, zazalar, araplar, süryaniler gibi toplumlar vardı ve bölgenin gerçeklerine de hiçbir zaman uymamıştır.
eğer öğrenciyseniz ve şehrin yerlisi olmadığınız sürece ister şehrin yarısını tanıyın daima yabancılık hissine kapılacaksınız. berbere gidin, doktora gidin nereye giderseniz gidin hatta bir yere gitmeyin yoldan adam çevirin iki laf edin adamın ilk yarım dakika içinde soracağı soru bellidir "öğrenci misin?" hatta bu soru artık o kadar klişeleşmiştir ki adamın soracağı bu soruyu gelmeden üç saniye önce hissetmeye başlarsın. azıcık düzgün şiveyle konuşuyorsan ya da burnun kaşın gözün onlara benzemiyorsa hemen teşhisi koyarlar. bu bizden değil diye. bir de hemen mod değiştirip şehrin misafirperver yerlisi konumuna ani bir geçiş olur bu zaman diliminde. zorla kendini misafir gibi hissettirirler. "hahaha bizden değil bu yabancı" gibi devamlı süregelen tarzda davranışlar artık bıkkınlık haline gelir neticesinde.
bu şehrin kendisi ve yerlisi ile ilgili hakkında kötü entry girmek cesaret işi doğrusu. doğru düzgün gelişmemiş ortalığın apaçi kaynadığı göt kadar şehri cennet sanan yurdumun muhafazakar yazarlarından bazıları başınıza bela olabilir çünkü. dersin ki "yok kardeşim hepsi öyle değil iyiler de var içlerinde" falan adam der ki yine de "amııagorum adam gibi gonuş". ironik bir tepki tabi.
aman seri eksiye dikkat. güzel şehirdir güzel. insanları kendilerini bir bok zannetmez. olgunlaşmış, eleştriye açık kişilerdir.
karadeniz'in en gelişmiş kentlerindendir ama nedense insanları bu gelişmişlikle paralel yol almazlar... neden bilinmez değişmek istemezler, farklı olanın kabulu zordur bu şehirde, hep bir tutuculuk gözlenir.. belki yaşayanlar için daha farklıdır ama dışarıdakilere hissettirdiği budur.
bünyesinde barınan insanların iq seviyesinin ortalaması 61'miş. onlara her yer trabzon, her şey şike. yeryüzünden silinseler ya da siktirip gitseler keşke.
karadeniz'in en güzel illerinden biri. şu meydandan minibüsleri kaldırsalar orası bi rahat etse çok daha güzel olacak. bir de çömlekçi kentsel dönüşüme girecekmiş herhalde yıksınlar valla rezil ediyor güzelim şehri.
şehir insanları olarak herkesin ortak noktası trabzonspor olan ve 2010-11 futbol sezonunda şike ve teşvik ile rakibinin haksız bir rekabetle önüne geçmesi sebebi dolayısıyla bugün ahlaklı isyanını trabzon - atatürk meydanı'nda saat 14:00'da toplanmak üzere devam ettiren görünüşte bu ülke sınırları içerisinde ancak bir o kadar da bu ülkeye yabancılaştırılmış bir şehir.
biz adaletten, doğruluktan, haklıyız ama güçsüzüz* demekten bıkmayacağız.
hırsızları, arsızları ve tüm bu yaşananları görmezden gelen omurgasızların da bir an önce siktirip gitmesi tek temennimizdir.
özellikle güneyden geliyor iseniz, henüz uçaktayken yeşili görüp tabiatı ile farklı hissediyorsunuz.
yörenin en iyi muhafaza edilmiş, dağlara kadar uzanan trabzon kalesini gezmeden, Fatih/irena Kulesi olarak bilinen cephaneliğe bakış atmadan, trabzon halkının ulu öndere hediyesi olan atatürk köşkünü ziyaret etmeden, akçaabat semalarında köfte yemeden(ilk kez trabzon'a gelen arkadaşlar, önünde farklı şehir plakalarının olduğu mekanlara girmesinler, yerel plakalı 28, 55, 25, 29, 08, 52 araçların olduğu mekanlar tercih edilirse, gerçek akçabaat köftesinın tadı damaklarda kalacaktır) herhangi bir yaylanın sisli havasını içinize çekmeden, arnavut kaldırımlarının verdiği dinginliği hissetmeden, sürmene yahut şehir merkezindeki karpi'de enfes pideler yemeden, doğanın üç ana rengini görmeden(bordo,mavi,yeşil), kamuoyu nezdinde ses getirecek bir derbiyi izlemeden, derbinin galibi trabzonspor ise akabinde süleyman restaurant'daki çoşkuyu görmeden, boztepe'den güneşin batışını seyretmeden, uzungöl'ün huzur veren sessizliği ile büyülenmeden, ganita'da çay içmeden, sümela'yı solumadan, uzun sokağın sonundaki simitçiden trabzon simidi yemeden, zigana'da güne karla merhaba demeden, kızlar manastırını görmeden, ayasofya'yı ziyaret etmeden dönülmemesi gereken.
hem antik hem rahatlatıcı bir tatile ev sahipliği yapabilecek kapasitede, ülkenin en yeşil coğrafyalarından birine sahip olan, mavi ile yeşilin düet yaptığı şehir.