insanların hırsları uğruna yapabileceklerinin çok sürükleyici bir biçimde anlatıldığı filmdir.birbirlerinden ayırt edilmemeleri için ikizlerden diğerinin de parmağını kesme olayı gerçekten etkileyiciydi.
hugh jackman ve christian bale'in başrollerini paylaştığı, saplantı ve aşırı hırs sonucunda insan oğunun neler yapabileceğini, neleri feda edebileceğini gösteren iki sınır tanımaz sihirbazın hikayesinin mükemmel senaryo ve terş köşeler eşliğinde işlendiği 2006 yapımı harika film.
efendim; simdi olay örgüsü, senaryo, oyunculuk harika. hatta okadar enfes ki; filmde bugun bile mümkün olmayan insan kopyalama seysi 1700 lü yillarda yapiliyor.(bilemedin 1800, idare et) ve izleyici hic yadirgamiyor bunu.
cünkü filmde ön planda tutulan ama sonra anlasilan olay, borden in kendini kopyaladiktan sonra kopyasinin zamanla farkli bir kisilige bürünmesi vakalarin buna paralel gelismesi. yani adam bize klonlamayi zaten kabul ettiriyor film de ve bunun üzerine devam ediyor. daha da kimseden "ulan olum insanmi kopyalanirmis, sacma film bu" diye bir laf duymadim.
filmin güzel olmasından öte en büyük artısı tesla denen insanüstü varlığın bu filmde adının ve çalışmalarının geçmesidir.
sırf bunun için bile izlenesidir.
zira kendisi adına ne doğru dürüst belgeler, ne de biografi filmi vardır maalesef.
yaptığı tespit ve girdiği entry de sözüm ona türkçe avukatları tarafından eksi verilmiş kendisine desteklerimi fışkırtıyorum. başlığa ilk girilen entry de yazılması zorunlu tanım vesayre yüzünden yeterince kasıyorsun zaten birde salağın biri gelip tanıma eksiyi basıyor bende ona küfürü sövüyorum.
Yönetmenliğini Christopher Nolan'nın yaptığı 2006 yılı Amerika, ingiltere ortak yapımı film. Yazar Christopher Priest'in aynı adlı romanından (Prestij (Roman)) sinemaya uyarlanan filmin özgün adı; The Prestige'dir
harika anlatımıyla insanı büyüleyen film. her sahnesinde "kesin yine bir şey çıkacak" hissine kapılıyor insan. hırs ögesi mükemmel işlenmiş. insanı özeleştiri yapmaya da itmiyor değil.
tekrar tekrar seyrediyorum, her defasında farklı bir parçası etkiliyor beni. sonra oturup düşünüyorum, sanki gerçekmiş gibi adamları anlamaya çalışıyorum, hatta işi 'şöyle yapmalıydı, o zaman böyle olurdu'ya vardırıyorum.
aynı anda hem kendini öldürüyor, hem de intihar ediyor olma fikri beni rahatsız ediyor, henüz algılayabildiğim bir şey değil. bir insanı öldürmek yeterince kötüyken, bir de bu insanın tüm düşüncelerini, duygularını, korkularını bilip de onu öldürebilmek akıl almaz. sonra öldürülen insanın da kendisi olduğunu hesaba katıyorum, o makineye bilerek giriyor. ve bu bir kere olmuyor, defalarca yapıyor aynı şeyi. korkunç.
gerçi şimdi iki aydır yirmiyi aşkı izlediğim için ana konudan kopmaya başladım. bu aralar aklımı sarah kurcalıyor. 'senin ne olduğunu biliyorum' diyor kendisini sevmeyen ikize. gerçeği bilmek istediğini söylüyor, sevilip sevilmediğini soruyor, ve olumsuz cevap aldığında intihar ediyor.
neden? aslında kendisini sevmeyen kardeşe mi aşık? yoksa ikisi de kendisini sevsin mi istiyor? madem gerçeği öğrendin, kendi kocanla doğru düzgün hayatını yaşa, diğerini de rahat bırak. dışarıya karşı bir şekil işinizi ayarlarsınız, çok zor değil. veya bunca zamandır kandırılmak ağır geldiyse çek git. sonuçta karşında iki farklı adam olduğunu öğrenmişsin, 'sen de beni sev' nasıl bir saçmalıktır anlamış değilim. ne de olsa bir film, mantık hatası falandır diye düşünüyorum, yoksa filmde iyi kalpli kimse kalmayacak.
cutter da günlüğü alabilmek için fellon'un sandığa hapsedilip gömülmesine yardım etmişti. sonra da vurucu sahnelerde ortaya çıkıp 'sen ne yaptın böyle!' diye feryat edip güya ahlâklı geçiniyor.