şahsımın oynama şerefine eriştiği en uzun rpg'dir.
18 ana görev, 14 yan görev, 8 companion, 8 college of winterhold, 15 thieves guild, 22 dark brotherhood, 8 sivil savaş ve 12 daedric ve 5 questline* olmak üzere tamı tamına 110 quest bitirmişim... ve miscellaneous objective'lerden de 163 tane. onları da questten saysan 273 quest... höeah! temizlediğim dungeonlara girmiyorum bile...
hepsinin sonucunda da level 40 olarak oyunu bitirdiğimde oyuna gömdüğüm zaman yuvarlak olarak 93 saat. daha da uzatılırdı zorlamak suretiyle ama ben noktayı koymak gerektiğine karar verdim. arkadaş 93 saat nedir, göt göte koysan nerdeyse tam 4 gün! çin/kore usulü durmadan oynasan garanti ölürsün, hiç kaçar yok. bethesda yapmış. tabi her zamanki gibi zilyon tane buglı yapmış ama artık adamların signature özelliği gibi bir şey bütün oyunlarınınn bug cenneti olması. adamlar bitirir bitirmez oyunu veriyorlar piyasaya, test mest hak getire. ama bir yandan düşününce de, hayvanlar gibi büyük bir oyun, bütün bugları temizlemek istesen blizzard entertainment no.2 olursun, oyun çıkaramazsın. o da zor.
gerçek bir oyuncu için asla "en iyi oyun" yoktur. "türünün en iyi oyunları" vardır. seversin veya sevmezsin; ama skyrim rpg türünün en iyi oyunlarındandır. nokta.
sabahın kör bir vaktinde uyurken aniden odama giren anneme saldırmama sebep olan ve bu olaydan sonra sildiğim oyun.
iyi oyun hoş oyun da adamı hasta ediyor. ruh hastası... psikolojin falan bozuluyor yani o derece. günde 4-5 saatimi ayırıyordum bu oyuna zamanında... derken bir gün bir göreve denk geldim, ana görev falan da değil öylesine... neyse girdim bir köye, görevim köyden bir kişinin evine gizlice girip, değerli bir eşyayı görevi aldığım kişiye götürmekti. verdiği altın da altın hani, o zamanın altınıyla ev alırdın ev...
gittim köye, eve girdim bir baktım evde uyanık bir herif var. ayıktı bu hemen tabi hiç bir şey demeden saldırdı üstüme. dövdüm onu öldüresiye dövdüm. öldürdüm de. aldım nevaleyi, kapıdan çıktım. çıkmaz olaydım... köy ahalisinden ileri gelen dalyan gibi gençler, kadınlar, çocuklar toplanmışlar, ellerinde meş'aleler, kılıçlar beni bekliyorlar... "ulan bunların ne ara haberi oldu" diye düşünürken ben, bir hışımla bana saldırmasınlar mı... aynen eve geri döndüm. kapattım kapıyı da, duruyorum öyle. dışarı çıkamıyorum, hala dışarıdalar biliyorum. bekledim bekledim, ne yapsam diye düşündüm derken saate baktım, hayli geç olmuş. oyunu kaydedip uyudum.
kaç saat uyudum hatırlamıyorum ama kapının açılmasıyla uyanmam bir oldu. hemen yatağımdan kalktım ve elime geçirdiğim bir şeyle -ki telefondu bu şey- kapıdan içeri giren anneme saldırdım. kadını yere yatırdım, "oğlum dur napıyosun, lan öküz dursana benim" diye bağırdığında anladım olayı... annemi köylülerden biri, gerçek hayatı da skyrim ile karıştırmıştım...
hemen bilgisayarı açıp oyunu sildim tabi. artık annem ben ve telefonum mutlu mesut yaşıyoruz. ama annem bir daha odama kapıyı çalmadan girmedi... iyi tarafı da varmış lan oyunun, silmese miydim?...
Bir kaç ana görevden sonra sıkılıp onun bunun evine Lockpick ile girdiğim Oyundur. En değerli eşyaları alıp Satıyordum. Bide Whiterunda kralın evine gidip Ordan altına benzer kılıçları aldım.
Kılıçları aldıktan sonra Alik'R savaşçılarına kimse yokken saldırdım. Gören görgü tanıklarınıda kesip 0 bounty ile 2 scimitarla mutlu mutlu dolanıyordum.
Scimitarları büyüyle geliştirdikten sonra Demircidede Geliştirdim. 20 damage veren kılıç 30 damage verdi düşünün.
Ondan sonra şu aldıklarımı bir güzel sattım sözlük. 60 tane Black (tam hatırlamıyorum blackla başlıyordu) içkisi çaldım ve Riverwood meyhanesinde kafayı diktim.
Ee tabi tekrar Whiteruna gittim. Whiterun stablesnin kilidini kırıp oradaki yaşlı kadını öldürüp Anahtarı aldım. Eee tabi bi tane guard gelmezmi. Hemen diyaloğa girip krala hizmet ediyorum dedim oda Tamam abi büyüksün havalarına girip Kılıcını kınına sokup çıktı tabiki.
bende kadının üzerini aradım ve parasını pulunu aldım. Sonra cesedini görmediğim bir noktaya attım.
Artık whiterun stable benimdi lan. inanamıyordum sözlük. Artık başımı sokabileceğim bir ev vardı. ha tabi Sırf bunun için birde beni gören adamıda Flame yağmuruna tutmuştumda Değdi be sözlük.
oyun esnasında senaryoyu bırakıp akan suyu ve şelaleyi 10 dk. boyunca gözlerime inanamadan seyretmeme sebep olan, kurgusu, grafikleri, ejderhaları, silah ve büyü efektleri ve bağırmaları, inlemeleri ile oyun dünyamda direk net ilk sıraya yükselen oyundur.
Stormcloak-imperial mücadelesi ve toplantılarda hangi toprakları kimin alacağına sizin karar verebiliyo olabilmeniz çok enteresan bir ayrıntı idi, hatırlatmak isterim.
eğer suikastçi tarzı bir karakter tercih ettiyseniz, giyebileceğiniz en karizma armorun nightingale armor olduğu rpg. kendilerini thieves guild görevlerini bitirerek alabilirsiniz. eğer ayrıca light armor kasıyorsanız 250+ armor rating ile karizma görüneceğim diye korunmasız kalmazsınız. okçuların ebony arrow kullanması estetik açısından yerinde olacaktır.
keşfedilesi, dev bir serbest dünya sunan, karakter gelişimi konusunda kısıtlamaması, karakter sınıfı seçtirmeyerek yaptığı yenilikçi hareketle, hoş atmosferi, gerçekten yaşıyormuş gibi görülen dünyasıyla şahane bir role-playing oyunu. lakin senaryoyu ve yan görevleri gözden geçirince, 38. seviyeye gelip, ana hikayeyi bitirip yan görevleri de bıkana kadar yaptığınız halde hala akılda kalan neredeyse hiçbir karakter içermeyen oyun. ejderhaların çıtır çerez modunda olması, ayı görünce bile şöyle bir irkilip dikkatli savaşmak icap ettiği halde her ejderha ortaya çıkışında -ki az buz da çıkmıyorlar bir yerden sonra. aynı anda 2 tanesiyle karşılaştığınız bile oluyor tesadüfen- "of ulan yine mi bu lavuklar" dedirtmesi de oyunun atmosferine darbe vuran bir başka konu elbette. herkesin söylediği şey bu zaten, madem 10 tane ok atıp öldürebiliyoruz yoldaşımla, o zaman ne gerek var dovahkiin'e bilmemneye. hadi bunu oyuna biraz daha aksiyon ve hız katmak için yaptınız diyelim, peki karakterlerin yüzeyselliği ne olacak ey bethesda? oyun boyunca aklımda yer eden 2 karakter oldu. biri ara sıra atar gider yapan ulfric stormcloak, -ufaktan spoiler- high hrotgar'daki toplantıda high elf lideriyle aynı masada oturmam tavrını hatırlıyorum mesela. bir de o toplantıya da başkanlık eden, hrothgar'ın gedikli dedesi var, ağırbaşlı, pasifist, olgun duruşuyla aklımda kalmış. onun dışında bu oyunda (biz dahil) hiç kimsenin kişiliği yok. üçüncü sınıf aksiyon filmi detayında karakterler dolu ortalıkta. fallout'ta da aynı sıkıntıyı yaşatıyor bethesda. sen o kadar güzel bir dünya kurgula ama böyle bir şeyi görmezden gel. şu güzel ortamı bozuyorsun bethesda.
34 level olduktan sonra, bir de 150 tane görevi bitirdikten sonra bayan oyun. ister istemez ana görevi yapmak istiyorsunuz.
--spoiler--
aela'nın durmadan şu adamın evindeki kutup ayısını öldür görevleri en sıkıcıları. bana sorarsanız oyunun en eğlenceli görevleri gauldur ve ana görevler.
--spoiler--
20 level'da lydia ile evlendim.* karı koca o zindan benim bu mağara senin dolaşırken bizim hanım hakkın rahmetine kavuştu. hemen açtım tabi konsolu çaktım bi resurrect hatun dirildi. ama ne diriliş!? kadın hem satıcı oldu** hem de evli değiliz lan artık.
üstüne üstlük bir daha da evlenemiyorum amk. sikerim böyle işi. yardım edebilen yazarlara bedava hava ve su verebilirim.
A blade in the dark göreviyle beraber oyunu bıraktığımdır.
Yahu o delphine denen gacı wardrobe önünde odun gibi duruyor. Talk diyorum 1-2 ağzını oynatıp yüzünü wardrobeye dönüyr. Bende wardrobeyi açayım diyorum bide ne göreyim? Anahtar lazımmış!!!!!!! Nereden bulayım lan ben bu anahtarı!
Sonuç olarak=Bu öfkemle 2 tane alik'r savaşçısı öldürüp scimitarlarını 2 elimede alıp frostbite wenomla ve bileyerek güçlendirip ona buna daldığım oldu.
Not=O nasıl bir game of the year lan? Yıl olmuş 2012 hala buglar var. 3 patch yaptım hala o büyük buglar var. Yapma skyrim. Daedric swordla deşerim seni.
21 saat oynadığım ve henüz 16 level olduğum yeni neslin en iyi rpg'si. oyunun müthiş bir oynama süresi var. zibilyon tane görev manyak büyük bir map. bu kadar fazla görev olmasına rağmen hepsinin birbirinden özenle hazırlanmış olması ve her bir dungeon'ın ötekilerden farklı olması gibi çok güzel yanlarının olmasına karşın kötü yanı yok mudur? vardır. bir kere şehirler neredeyse boş. iki çift laflayacağımız adamlar yok malesef. skyrim mi wasteland mi belli değil. diğer bir kötü yanı ise dragonların çat diye ölmesi. bu kadar kolay ölmeleri bence doğru olmamış. tabii bunu bizim seçilmiş kişi olmamıza filan bağlayabilirsiniz ama ne olursa olsun dragon bu lan. yine de oyunun size sürekli farklı şeyler sunması bu eksileri örtbas ediyor. grafiklere zaten diyecek hiç bir şey yok. ben ps3'te oynuyorum ve atımla bir dağın tepesine çıkıp manzara izlemişliğim çoktur. yeni başlayacaklara tavsiyem ana görevi sona saklayın. yan görevlere takılın, gezin tozun.
--spoiler--
ölümü elimden tatmış olan asi ruh, büyük insan ulfric stormcloak'ı nordic bir cennet olan sovngarde'da görmemle elim ayağıma dolaştı. paçalarına sarılıp salyamı, sümüğümü akıta akıta ağladım. af diledim affa layık olamasam da..
keşke dedim ulfric, kader bizi daha doğru yerlerde tanıştırsaydı. hani ne bileyim o helgen'den seninle beraber kaçsaydık. bir iki gece dağlarda çarpışsaydık omuz omuza. bir kızı sevseydik ortak. viski sevmiyor olsaydın da bir yetmişlik skooma alıp gelseydim bir akşam. ateşi yakmaya odun getirseydim mesela. bir güzel çiğköfte etseydik beraber. kazancı bedii tadında ağıtlar eyleseydik..
skyrim'in etrafı, high hrotgar aman aman
gezme ceylan bu dağlarda
seni avlarlar
anandan babandan yardan ayrı koyarlar
üzülme dedi skyrim'in son başbuğu. büyük önder, asi ruh. dost dediğin yaşatamasa da öldürmeyi bilmeli. senin suçun bu düzene doğmuş olmak. ekmeğini yediğin emperyallere bulamak hayalini. kalın surlarının arkasında güven bulmak, nord bedeninin huzurundan ziyade. kim olsa aynı hançeri vururdu. kim olsa kanımı dökerdi. ama kim olursa olsun, sovngarde'da girebiliyorsa, bu kader ikimiz için de divines'in yazgısıdır. aslında vuran da bir vurulan da bir. biz birer tahayyülüz yüce perdede yansıyan..
o an küçük bir çocuk yüzünü yıkadı yaşlı pınarda. elini çevresiyle kurulayıp ekmek almaya gitti fırına. o an bir tandır daha yandı skyrim'de. analar sabah çayı pişirdi küçük nordlarına. o an bir aile sarıldı huzurla. küçük çocuk gökyüzüne bakakaldı.. özgür skyrim!
--spoiler--
bunda dawnbreaker diye super bi sword var. bi dungeonda bi adamla kapıştıktan sonra shrine da duran daedric bi silah. zaten daedric questlerin birinde oluyor. adamı indirip kılıcı almadan önce kılıcın önünde durup fireball atarsan kılıca, klıç copy oluyor ve düşüyor. önce yerdekini alıp sonra diğerini alıp gidip görevi tamamlarken birini verip diğerini saklayabilirsin böylece.