Çok sevdiğim terim.
Evet bana göre tesadüf diye bir şey yoktur, tevafuk vardır. Allah birini veya bir şeyi benim karşıma çıkarttıysa vardır bildiği. Bu nedenle hayatıma giren her insan birer öğretmen benim için, karşılaştığım şeyler hep bir ders. insanların hayatımda Kalıcı olup olmamaları bir süre sonra önemini yitiriyor. Önemli olan ne öğrettikleri ve benim onlardan neler öğrendiğim.
...
Daha birkaç gün önce birine yazmıştım bu yazıyı; şimdi bu başlık çıktı karşıma. selam olsun hayatıma bir şeyler katan öğretmenlerime.
tesadüften farklıdır. aslında o karşılaşma, temas, denk gelme tasarlanmıştır. bu noktadan hakeret edince de tesadüf diye bir durumun olmadığı ortaya çıkıyor.
Tevafuk, iki şeyin birbirine uygun ve denk gelmesi demektir. Özellikle tesadüfü kabul etmeyen ve arkasında ilâhî bir güç ve iradenin varlığı hissedilen durumdur.
yol da ayagınızın dibinden geçen karınca bile tesadüfen geçmez, her şey belli bir düzen intizam içerisinde olur
düşüncesinin islami terminolojideki karşılığı
Tevâfuk, birbirine denk gelme, latîfâne (hoş, zarif) bir şekilde uyum içinde olma anlamına gelen islamî terimdir. Anlamlı ve hikmetli (bilgece) amaçlarla, latîf bir şekilde birbirine yakışan ve birbiriyle ilişkili olan, uygunluk arz ederek bir düzenin varlığını gösteren, kısaca birbirine tevâfuk eden her şey, evrende tesâdüfe yer olmadığını işaret ve ispat eder.
Aynı şekilde; bir başıboşluk, belirsiz sebeplerle veya kendi kendine oluşma ya da doğa kanunları adı verilen bir "tabiat hâkimiyeti" düşünülemez. Hiçbir şey Allah'ın bilgisi ve kudretinin dışında olmadığı gibi, idaresi dışında da değildir.
Tümel (bütünsel) ya da tikel (kısmî) herşeyde bir amaç ve bir irâdenin belirtisi vardır. Allah dilemedikçe hiçbir şey olmaz. Bütün bunlar gösterir ki: "Kâinatta tesâdüf, hakîkî olarak yoktur."
Esâsen bütün bilimler, evrendeki bu nizâmın düsturları, esaslarıdırlar. Bu yolda yapılan tüm bilimsel çalışmalar ve araştırmalar, asla tesâdüf ve mantıksızlığa yer olmadığı, her şeyde yüksek gâyeler ve yüce hikmetler bulunduğu ilkesini peşînen kabûl ile bunları keşfetme amacına yöneltilmiştir.
Bütün bu hakîkatler, tevâfuka; yani her şeyin birbirine denk gelip bir nizâm ve uygunluk içinde oluşunun anlamına işâret ederler. Buna göre tevafûk, akla "perde arkasında birinin olduğunu" gösterir. O, Sultân-ı Kâinât'tır. Her şeyin anahtarı O'nun yanında, her şeyin dizgini O'nun elindedir. Her şey O'nun emriyle halledilir. Hiçbir şey başıboş olmayıp, onun iradesi dışında değildir.
En küçük fertleriyle dahi, bir bütünlük ve birliği muhâfaza ederek uyum içinde olma durumu, yani tevâfukat; Kur'ân'da dahi bulunmaktadır.