insanları siyah ve beyaz olarak görmeyi bırakalım. Herkeste vardır bi grilik. Düşmanlığımızı da dostluğumuzu da belli ölçülerde savuralım.. Galerideki bey tarikattan bahsetmiş başlık tarikate intikal etmiş. Tarikat ile tasavvuf aynı minvalde değerlendirilmez. Zühd ile de tasavvuf aynı mefhumlar değil. Tarikatlerin içinde de az problemlisi var çok problemlisi var.. Söylesin birisi bana problemsiz bir dünya var mı zaten.. Allah hidayet etsin deyip geçmek gerek..
seriatten hakikate yapilan seyahattir. varmak arzu edilendir. pek cok dusunur dort basliga ayirir tasavvufu.
1) allah'i bilmek
2) allah'in isimlerini, sifatlarini ve islerini bilmek.
3) nefsi ve kotuluklerini idrak etmek.
4) dunya duzenlerini ve vesveselerini anlayip, bunlara sirt cevirmek.
Bir gün Abdullah bin Mübarek, Şam’a gitmek üzere sefere çıktı. Giderken, yolda ölmüş bir merkep gördü. Yanı başında ayakta bir fakir de ağlıyordu. Abdullah bin Mübarek ona niye ağladığını sordu. Fakir, cevap olarak; “Ben fakir bir kimseyim ve çoluk-çocuk sahibiyim. Bunu üç yüz dirheme almıştım. Bundan sonra ne yapacağımı düşünerek ağlıyorum!” dedi. Abdullah bin Mübarek; “Sen bunu sağ iken üç yüz dirheme almıştın. Şimdi ise bunu senden semeri ile beş yüz dirheme alıyorum” deyip, beş yüz dirhemi sayarak eline verdi. O gece fakir, rüyasında mahşeri gördü. Baktı ki, bahçeler, bağlar içerisinde bir merkep! Yularını ve palanını altın ve mercanlarla süslemişleri Yanı başında bir melek, şöyle nida ediyordu: “Kim buna binerse ona müjdeler olsun.” Fakir bunu duyunca, meleğin yanına gelip dedi ki: “Bu benim ölen merkebimdir. Bunu bana ver!” “Evet, bu senindir. Fakat ölüsüne sabır etmediğin için, şimdi başkasının oldu. Baksana, yuları üzerinde ne yazıyor?” Fakir yulara bakınca bir de ne görsün; “Bu, Abdullah bin Mübarek hazretlerinin bineğidir” yazılıydı. Sonra fakir, uykudan uyanıp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kendi kendine; “Bana yazıklar olsun, bir hayvanın ölmesine bile sabredemedim” dedi. Hemen beş yüz dirhemi alıp, doğruca Abdullah bin Mübarek hazretlerinin yanına gitti. Parasını geri vermek istedi ve dedi ki: “Ben satıştan vazgeçtim.” “Sen akşam gördüğün rüya üzerine geldin. Ben de vazgeçtim. Beş yüz dirhemi de sana hediye ettim” buyurdu.
Abdullah bin Mübarek (rahmetullahi aleyh), bir hâtırasını şöyle anlatır: “Şiddetli bir kıtlık ve kuraklık senesi Medine’ye gitti m. Halk ile beraber yağmur duasına çıktık. Üzerinde adî ketenden iki elbise bulunan ve birini izâr, diğerini de peştemal olarak kullanan siyâhî bir genç, benim yanı başıma gelerek pturdu ve; “Yâ Rabbî! Amellerimizin kötülüğü’, günahlarımızın çokluğu, senin katında yüzlerimizi kararttı. Bizi terbiye etmek için rahmetini bizden kestin. Ey Hilm ü vakar sahibi olan ve ey kulları kendisinden iyilikten başka bir şey bilmeyen Rabbimiz! Şu anda kullarına rahmetini inzal etmeni senden dilerim” diye dua etti. “Bu saatte, bu saatte” derken gökyüzü bulutlandı ve her taraftan yağmur yağmaya başladı. Oradan ayrıldık. Fudayl’ın yanına gittim. Fudayl (rahmetullahi aleyh); “Ne oluyor, seni mahzun görüyorum?” dedi. Ben hâdiseyi kendisine anlattım ve siyâhî delikanlının bizi geçmiş olduğunu söyleyince, Fudayl, bir âh çekerek bayıldı ve yere düştü.”
ot çekip gördüklerini gerçek sanmaktır. gerçek diyorum tasavvuf bundan fazlası değildir. ayrıca aklın bittiği yerdir bu. bir insan kendine bunu neden yapar anlamak güç.
(bkz: yunus emre) (bkz: ahmet yesevi) tasavvuf turk islam kulturu icin bu iki isim demektir. Sonrasinda haci bektas veli ve haci bayram gelir. Geylani, ibnul arabi vs. Vahdeti vucudbmesleginin basi olsalar da yunusun yesevinin kulturuyle ayni degildir.
(bkz: yetmis iki bucuk millet)
Bir çeşit meditasyon malzemesi, ruhu dinginleştirmek, sakinleşmek ve huzura ermek için araç, Osmanlı akıl hastalarını tedavide tasavvuf musikisi kullanmıştı, tasavvufu gereksiz bulmak veya allah'a ulaşmanın yolu olarak görmek aynı ahmakça fikirlerdir.