tasavvuf

entry304 galeri13 ses1
    29.
  1. Sofilik sistemi. insan aklının, gözlem ve deneyle yetişemediği alanlarda, asilikle Tanrıya, yaradılışa, ölüme, ezel ve ebede ait konularda gerçeğe kalp yoluyla ve irade gücüyle ulaşılabileceğini kabul eden bir felsefe ve din mesleğidir. Bu deyim, çoklukla bu felsefe mesleğinin, islâm dinindeki karşılığıdır.
    0 ...
  2. 28.
  3. allahtan gelen yine allaha dönecektir.ama bu arada şu yalan dünyanın imtihanından geçmek gerekir.yunus derki:
    "bilirim seni yalan dünyasın
    evliyaları alan dünyasın
    sevdiğim aldın beni ağlattın
    dönüp yüzüme gülen dünyasın."
    3 ...
  4. 27.
  5. Cüneyd-i Bağdadi'ye göre;

    "Hakk'ın, seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir."
    3 ...
  6. 26.
  7. ademden beri gelen tek din islam olması inancıyla mutasavvuflar tasavvufun da yaratılışla beraber başladığına inanırlar. inançların tahribata uğraması gibi tasavvuf da değişik toplumlarda tahribaya uğramış ve değişik isimler kazanmıştır.

    aslına bakarsanız sürekli tasavvuf tasavvuf diyerek sanki din içi bir dini anlatıyormuş gibi yapmaya da gerek yoktur. dini inancı olmayanlar; inançlıları, davranışlarını tanrı korkusuyla düzeltmeye çalışmakla suçlarlar. tasavvuf da bunu vurgulamaktadır. bir kişi cehennem ve cezalandırılmak korkusuyla kendine hakim olmaya çalışıyorsa o kişi, dayak yeme kokusuyla ödev yapan çocuğa benzer. bir kişi cennet ve mükafatlar için halini düzeltmeye çalışıyorsa o kişi, "okulumu geçersem babam bana bisiklet alacak" diye düşünen çocuğa benzerki bu menfaatçiliktir.

    ancak tasavvuf, dini cehennem ve cenneti düşünmeden doğrudan allah sevgisiyle yaşamaktır. allah'ı sevebilmek için ise onu bilmek(marifet) ve o'nunla haberleşebilmek gerekir. işte tasavvufun temel gayesi budur.

    birinci paragrafta söylediğimize dönersek; tasavvuf düşünen insan olmakla başlar. bu yüzden peygamberimiz "bir anlık tefekkür, bir senelik ibadetten hayırlıdır." demektedir. ancak neyin tefekürünü etmek gerekir? bizi marifete ulaştıracak şeyin tefekkürünü... tefekkür olayı başka inançlarda tahribata uğrayıp meditasyon ismini almıştır. meditasyon bir yere kadar yararlı olmakla beraber ne yazık ki insanı en fazla evrenle uyumlu yaşamaya sevk edebilir. tefekkür bundan daha üstün olan şu kudsi hadisi idraka götürür: "ben yere göğe sığmam, mümin kulumun göğsüne sığarım." meditasyon yapanlar için şöyle diyebiliriz ki, onlar ancak yere göğe sığabilecek olan şeyleri idrak edebilirler.

    tefekkür edebilmek için iç temizliği önemlidir. zira yaşamımız boyunca biz de tortular yaratan ahlak dışı düşünceler bizim sürekli konsantrasyonumuzu bozmaktadır. bunu giderebilmek için riyazat yapılır ki bu da aslında sünnettir.

    bu idrak süreci içinde bu yolu aşmış kişilerin deneyimlerinden faydalanılabilir, onların eserleri okunabilir. bu da din dışı bir şey değildir.

    tüm bu yukarda anlatılanlar peygamberimizin zamanında da vardı hala da var. islamla da çelişmemektedir.

    genel olarak sadece bir konunun negatif yönlerini bulmaya çalışanlar ise bu konuda yine sadece kötü örnekleri göz önüne sereceklerdir. bu beşerin fıtratında olan şeydir. "sonra onu aşağıların en aşağısı kıldık" ayetinin işaret ettiği kişiler çoğunluktur. çünkü beşerlik, topraktan olan yanımız gibi tembel ve durgun olmaktır. çoğunluk da bu hali seçmiştir. bu halde olanlardan bir kismi tasavvufu menfaati için kullanır. diğer bir kısım ise tasavvufu kullananlar üzerinden hakaret çalışmaları yapar.
    bu iki kısım birbirinin aynasıdır ve şu ayet onların üzerinedir: "hevasını ilahı edinen, allah'ın onu bir ilim üzerine saptırdığı, işitmesi ve kalbi üzerine mühür vurduğu, görüşü üzerine perde koyduğu kimseyi gördün mü? allah;dan sonra ona kim hidayet eder (ki)?; hala tezekkür etmiyor musunuz?." (casiye,23)
    3 ...
  8. 25.
  9. başka bir açıdan bakılırsa:
    tasavvuf ve tarikat, islam'a ait kural ve esasları şirkle, küfürle karıştırarak bir çatı altında toplayan inanç sistemidir.
    her tarikatte tanrı'ya ulaşmanın yollarını gösteren şeyhler vardır. şeyh tekke kurar, gezici dervişlerle öğretisini yaymaya çalışır.

    oysa hz. muhammed ''size iki emanet bırakıyorum; allah'ın kuran'ı ve benim sünnetlerim'' diyerek kuran ayetlerinin tahrif edilmesini önlemek istemiştir.
    2 ...
  10. 24.
  11. Tanrı bir gün güzelliğini görmek istemiş. aynaya baktığında da tüm kainatı görmüş. işte bu sebeple tüm kainat tanrı'nın güzelliğini bir parçası olarak görülür. Tasavvufun mertebeleri vardır. en son mertebe fenafillahtır. burada âşık(seven yani kul) mâşukla (Sevilenle yani tantı'yla) bütünleşir yok olur. işte bu sebepler bu mertebeye varlıkta yok olma, yokluk alemi denmiştir. tasavvuf felsefesi ilk kez ahmet yesevi tarafından oraya konulmuştur. Onu hikmetleri (anadolu'da ilahi adını alır.) tasavvuf felsefesinin temelini oluşturur. Yesevi'nin divan-ı hikmet adlı eseri de bu hikmetlerinin toplandığı eserdir ve tasavvuf alanındaki ilk eserdir.
    Tasavvufa göre insan tanrının güzelliğini bir yansımasıysa her insan (ya da her varlık) allah'ın bir parçasıdır ve sevilmeye, hoşgörüye değerdir. bunu da yunus emre'nin "yaratılanı hoşgördük, yaratandan ötürü" deyişiyle anlıyoruz. aslında bu görüş hallac-ı mansur'un ene'l-hakk (ben allah'ım) deyişiyle özetlenmiştir.
    Mevlana'nın mesnevi'sinde de belirttiği gibi insan bir ney gibi sürekli ağlar. gerçek varlıktan, vahdet-i vücut'tan asıl vatanından, bütünden ayrı olduğu için. çünkü asıl vatan öteki dünyadır, bütün allah'tır. bu dünya ise gurbettir. parça ise kul. işte bu sebepten mevlana'nın ölüm gününe şeb-i arus (düğün gecesi) denir. çünkü mutasavvıf (burada mevlana olarak ele aldığımızda) öldüğü zaman gerçek varlığa ulaşacaktır, asıl vatan gidecektir. bu da onun için bir düğündür. bir damla su nasıl okyanusa ulaşmak isterse mutasavvıflar da allah'a öyle ulaşmak isterler (burada damla insan, okyanus ise allah'tır)
    ahmet yesevi'nin okuldan okuyan öğrencileri anadolu'ya gelir. bu öğrenciler yunus emre, mevlana, hallac-ı mansur, hacı bektasi veli, gülşehri, pir sultan abdal gibi mutasavvıflardır. bu mutasavııflarımız anadolu'ya gelerek tasavvuf yoluyla islamiyet'i yaymaya çalışmışlardır. bunu da tekkelerinde yapmışlardır. bu sebeple de tekke edebiyatı (12.-13. yüzyıllar) oluşmuştur. işte bizlerin divan edebiyatı olarak bildiğimiz edebiyatın temelleri de böylece atılmış oldu. kimi şairler halk arasından şiirlerini söyledi halk edebiyatını oluşturdu kimileri ise sarayda divan edebiyatını oluşturdu.
    Not:Bunca bilgiyi kötü oylayan yazarı kınıyorum. gelsin daha güzelini yazsın. hodri meydan.
    6 ...
  12. 23.
  13. islamın güler yüzüdür.
    "kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin." hadisine uymaktır.

    birde ilahi hakikatleri anlayamayacaklar karşısında "susunuz." ayetine uymaktır.
    4 ...
  14. 22.
  15. dogunun ve batinin butun din ve felsefelerinin karmasidir. islamiyet'le iliskendirilmesi de sacmaliktir. az biraz didiklenirse tasavvufun islam aleytari hint ve yunan felsefesi kokenli ahlak disi bazi prensiplerini yakalarsiniz. reankarnasyon, hulul, ibaha yani kur'an tarafindan gunah olarak nitelenen seylerin gunah sayilmamasi vs gibi. bundan baska tasavvufun 72 millete yani musluman, hristiyan, mecusi, budist, ateist vs ne varsa hepsine esit gozle bakma prensibi de islam'a aykiridir. islamiyet'in "tanri katinda hak din islamdir" dusturu diger din erbablarinina zulmu mazur gormese de bunlarin gecerli olmadigini soylemesi bakimindan bu meseleyide halletmistir.
    hulasa tasavvuf teranesi insanlari uyusturarak edilgenlestiren bozuk bir fikir muessesesinden baska bir sey degildir.
    1 ...
  16. 21.
  17. ilahi hakikatleri idrak edip yaşama geçirmektir.

    felsefe değildir.cüzzi akıl ve cüzzi irade temelli değildir.
    dini kuralların temelindeki hakikatleri anlama çabasıdır.
    kesinlikle sünnettir. insanın Rabbini bilmeye çalışmasından daha doğal birşey olabilir mi?
    taklitten kurtulup neyi neden yaptığını bilmektir.
    yaşamdan soğumak değil, yaşamı anlamlaştırmaktır.
    tembelleşmek değil, samed ismiyle Allah'tan başka hiçbir şeye muhtaç olmadan yaşamayı ilke edinmektir.
    yobazlaşmak değil, aklın sınırlarını zorlayıp kalıplardan kurtulmaktır.
    pek tabiki vahdeti yaşamaktır. Tüm Hakk dostları vahdet-i vücud a şahittir.
    vahdet sırlarıyla herkese(!) yardımsever, hoşgörülü olmaktır.
    emrolunduğu gibi dosdoğru olmaktır.
    nefsi için öfkelenmeyip, Hak için celallenen adaletten yana olan kişi olmaktır.
    tam hanifliktir. ehl-i tevhidliktir.
    güzel ahlaktır. sonsuz mutluluktur. kendi özüne ihanet etmeyi bırakmaktır. buhranlardan kurtulmaktır.

    "denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa..." hakikatine şahit olmaktır.
    4 ...
  18. 20.
  19. tasavvuf için "seni senden alır, seni sana sensiz verir" derler...
    6 ...
  20. 19.
  21. dinde manevi ve beşeri duygulara yer veren mistik akım. insanın allah'la herhangi bir aracı olmaksızın beraber olması. yaratılan bütün mahlukatların allah'tan olduğuna inanmak. insanın kalbini temizleyerek, allah'ın nurunun aksedeceği bir ayna vasfını kazanması.
    ahlak ve kalp ilmi, kalbi temizlemek, arındırmak, kalpte imanın vicdanileşmesi, iyi ahlak edinmek, iman ve ibadet etmek.
    1 ...
  22. 18.
  23. yaratılanı yaratandan ötürü sevmek *
    1 ...
  24. 17.
  25. islamın en güzel,en kabul edilebilir felsefesi.

    (bkz: yunus emre)
    2 ...
  26. 16.
  27. 15.
  28. 'akıl'la aşka ulaşmaya çalışmaktır*. insanın kendi içine dönerek kendinde varlığın özünü aramasıdır.
    tasavvuf nefsin tüm çekiciliğinden soyutlanıp aşk-ı ilahiye ulaşmak için önce fikren sonra bedenen inzivaya çekilmeye kadar gider.
    1 ...
  29. 14.
  30. Tasavvuf: Ebedî saadete ulaşmak amacıyla, zâhirîn ve batının tamir; ahlakın tasfiye ve nefsin tezkiye hallerini içine alan, mânevî bir ilimdir.

    Tasavvufun genel tanımı ise şudur:

    islam Dini'nin getirdiği hükümlerin, müslüman şahıs tarafından, zahîrî ve bâtınî yönleriyle birlikte, ruhsatlardan faydalanmaksızın, azimet ve takva üzere tatbik edilmesidir. *

    ayrıca yolda yürüyüşünü düzeltebilmektir tasavvuf; güzel bakabilmektir; düşünebilmektir; kul olduğunun farkına varabilmek ve onun dayanılmaz hafifliğini yaşayabilmektir ...
    2 ...
  31. 13.
  32. "tanrı nın niteliği nedir, evren nasıl oluşmuştur, insan ve varlık nedir" gibi sorulara yanıt arayan din felsefesi.

    tasavvuf düşüncesine göre evrende tek bir varlık vardır. o tek varlık da tanrı dır. ezeli ve ebedi olan o tek varlığa salt varlık (vücud-ı mutlak) denir. salt varlık aynı zamanda bütün güzellikleri üstünde topladığı için salt güzellik (hüsn-i mutlak) tir. o salt güzellik bir gün kendi güzelliğini görmek istemiştir. bunun için bir aynaya akseder gibi, yokluğa aksetmiştir. böylece yokluğun içinde evren şeklinde görünmüştür. bu nedenle bizim evrende var olarak gördüğümüz tüm canlı ve cansız varlıklar, tanrı nın bir görüntüsüdür. insan da bu evrende var olduğuna göre, o da tanrı nın bir görüntüsüdür. bu durumda insanda bir varlık ögesi, bir de (tanrı nın görüntüsü olduğu için) yokluk ögesi vardır. insan nefsine hakim olmak suretiyle, yani dünya isteklerinden vaz geçerek (nefsini terbiye ederek) tanrı ya ulaşabilir. bunun için iç temizliği ve gönül rahatlığı gerekir. buna tasavvufta, fenafillah mertebesi denir. bu düzeye erişmiş kişiye olgun insan (insan-ı kamil) denir. bu kişi, insanı ve doğayı bir bütün olarak görür. başka bir deyişle evrendeki tüm varlıklar tanrı varlığını hisseder. bu kişi için ikilik (tanrı ile kendisi) yoktur. her şey "bir"dir. tasavvuf düşüncesini işleyen edebiyata, tasavvuf edebiyatı denir. hallacı mansur, ahmet yesevi, seyyit nesimi, hacı bektaş veli, yunus emre ve mevlana gibi pek çok düşünür ve şair-yazar bu alanda eserler vermişlerdir.
    2 ...
  33. 12.
  34. 11.
  35. 10.
  36. tasavvuf
    "yar olup, bar olmamaktır
    gül i gülizar olup
    zar olmamaktır."
    2 ...
  37. 9.
  38. 8.
  39. 7.
  40. 6.
  41. tasavvuf dinin özüdür.tasavvufun özünde tefekkür (Düşünce) ile marifet-hikmet ve hakikatı öğrenmeye, insandaki ve doğadaki güzellikler ile de ilahi Cemali sevmeye, yani mecazi sevgiden, hakiki sevgiye kavuşmak ister...
    5 ...
  42. 5.
  43. Arapça: taṣavvuf kelimesinin kaynağı hakkında akademisyenler farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Tasavvuf kelimesinin kökü olan "Suf"un kalbi saflaştırmak anlamına gelen Saf'dan, Antik Yunanca'daki bilgelik anlamına gelen Sophia 'dan ve Hristiyan keşişlerin de giydiği yün hırkadan ileri geldiği yönünde görüşler vardır. Bu görüşler arasında akademik çevrelerin linguistik açıdan en tutarlı bulduğu kaynak Suf denilen yün hırkadan kelimenin türetildiği yönündedir.

    Kelime anlamı dışında Tasavvuf sufilerce de içinde bulundukları ve Tasavvufta "makam" tabir edilen ruhsal durumlarına uygun tarifleri yapılmıştır. Bu tanımlar içinde de en genel olanı Kalb ile yapılması ve sakınılması gerekli şeyleri ve kalbin, ruhun, kötülüklerden temizlenmesi yollarını öğreten bir ilim olduğudur.

    Tasavvufda Bilgi Kuramı
    Tasavvufa göre, iki tür bilgi vardır. Biri, çevreden okunarak elde edilen, sözel bilgiler yani "Zahiri ilmi", diğeri ise sadece iç temizliği ile, salt içsel olarak duyularak elde edilebilen "batin ilmi" dir.

    Buna göre, şeriat ve kuran yargıları da dahil olmak üzere, söze dayanan teorik bilgilerin tümü sözel yani dış bilgidir

    Tasavvufa göre, asıl bilginin, tasavvuf bilgisi denilen bu bilgi olduğu; kardeşlik duygusunu geliştirdiği, toplu olarak bir arada yaşama duygusunu güçlendirdiği, insanları iyilik ve olgunluğa götürdüğü kabul edilir

    Dış bilgi elde eden kişi iyi insan olur. Fakat, bu iyilik çoğunlukla, yalnız kendisi içindir. tasavvuf bilgisi olan kişi ise, yaptığı her işte, tüm insanlığı düşünür.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük