tasavvuf muhabbettir. ve her güzel varoluş,inşa muhabbetle gelir. muhabbet aşkın yoludur. muhabbet sevmektir. muhabbet önce karşısındakini düşünmektir. tasavvufta önce can sonra canan denir. çünkü oradaki can da cananın canıdır.
insanın kendi iç dünyasına doğru o dünyanın sahibine ulaşmak için kendini kendinde bilmek kendini kendinden bilmek için, bilmediğini bildirene yaptığı yolculuk. hz.muhammed "bana eşyanın hakikatinden nasip ver " diye dua edermiş. kuran-ı kerim'de , "kendi içinizde olup bitenlere de mi bakmıyorsunuz" mealinde bir ayet var.
demişki o mezhepler üstü felsefe mimarı mevlana;
"demedim mi şu görünene razı olma
madem ki ben güneşe kulum güneşten söz açmalıyım sana"
"sen sensiz gel bende bensiz ne varsa şu ırmakta var"
insanın ırmağı kendi içinde akandır, insan kendi içindeki bilgiyle yaşayandır, kendisine bilgiyi lutfeden onu iç yolculuğuna çıkaran, ezelde insanın tanrı'sına verdiği söz, ruhuna üflenen ilahi nefestir.
kendimden bir çıkabilsem buna da ulaşacağım. yani tasavvufa. 29 yıldır kendimde patinaj çekiyorum. bu da benim ayıbım olsun. içsel bir yolculuğa çıktım. kayboldum.
tasavvuf ummana(allah'a) ulaşmanızı sağlayan bir araçtır efenim.ehil insanda bambaşka dünyalar ,kapılar açmakta marifet meselesidir.herkes marifetince ulaşır, kimi patikadan,kimi uzun yoldan dolanırda dolanır sevgiliye ulaşmak için kainatı,sistemi,döngüyü,yaratılışı,amacı,gayeyi anlatır.(sen çok mu biliyosun derseniz hayır haşa! ne haddime biz kimiz ki?)..
(bkz: bir ben var benden içeri)
Tasavvufu Allah´a giden yollardan biri gibi düşünebiliriz. Bu yolda iki hedef vardır. Birinci hedef eskilerin tabiriyle Allah´a ermek, ikincisi ise ölüm ötesi yaşama hazırlık.
en zor adımı (bkz: terk i hesti) kısmıdır. kişi bu adımda maddi ve dünyevi arzu akabinde heveslerden vazgeçmektedir. mevlana'nın tabiri ile bir ateş gibi yanıp, kavrulan adım bu adımdır. eğer kişi inşallah bu adımı başarı ile geçerse büyük bir aşama kaydederek sonraki adıma geçecektir.
her insanın içinde hapsolmuş ilahi kıvılcım'ını beden engelinden kurtarıp allah'la irtibata geçirmesini amaçlayan öğreti. sanıldığı gibi hinduizm ve budizm'den etkilenmemiştir. peygamber tarafından bu öğreti sahabelerin önde gelenlerine aktarılmıştır. hz. ebubekir, selman-ı farisi ve hz. ali en bilinenleridir.
dervişmürşidinin kendisine yol göstermesi ve rehberliği sayesinde nefsini kademe kademe olgunlaştırıp kalbiyle allah arasındaki irtibatı sağlamlaştırır. işte tüm bu eğitim sürecine tasavvuf denir.
Tasavvuf; kemale ermek için ruhu, ibadet, zikir ve fikir gibi şeylerle terbiye ettirip nefsi kalb hastalıklarından tezkiye etme yolunu gösteren ilimdir. Konusu, zikir, fikir, ahlak, riya, muhabbet, buğz, tevazu ve kibir, hırs, mürakabe, mücahede ve tevekkül gibi şeylerdir. Yukarda yapılan açıklamadan anlaşıldığına göre şeriat dört dallı bir ağaç gibidir.
Şeriaata –islama- inanan herkesin mutlaka onun muhtevası olan bu dört dala da inanması gerekir. Çünkü ilm-i kelama ait olan Allah ve sıfatlarına ve fıkha ait olan namaz ve oruca iman etmek gerektiği gibi tasavvufa ait olan zikir, fikir ve ihlas gibi şeylere iman etmek de gerektir. Demek kelam ve fıkhı ilahi olduğu kadar tasavvuf da ilahidir. Zira Kur'an-ı Kerim kelam ve fıkıh meselelerinden söz ettiği gibi zikir, fikir ve ihlas gibi tasavvuf meselelerinden de söz etmiştir. Tasavvufu Hz. Ebubekir veya Hz. Ali'ye isnad etmek doğru değildir. Ayrıca "Herkesin mutlaka bir şeyhe intisab etmesi gerekir” diye bir şart yoktur. Böyle olsaydı mutlaka Kur'an veya sünnet bunu kesin olarak açıklayacak ve islam'ın farzlarından biri kabul edecekti. Mesela kelam ve fıkhı için bir kelamcıya veya bir fakihe intisab etmek icab eder mi? Etmez. Etmediğine göre tasavvuf için de bir mutasavvıfa intisab etmek de icab etmez. Ve bunun için delil yoktur. islam'ın kaynakları meydandadır. Ancak herkes için bilinmesi gereken kelam ve fıkhı meseleleri öğrenmek zorunlu olduğu kadar tasavvufi meseleleri öğrenmek de zorunludur. Yani kelamdan Allah'ı ve sıfatlarını bilip O'na iman etmek, fıkhıtan namaz, zekat, oruç ve hacc gibi meseleleri öğrenmek ve uygulamak vacib olduğu kadar zikri, fikri, ihlası, muhabbeti, öğrenmek ve onu uygulamak, riyakarlığı ve müslümanlara karşı buğzun haram olduğu bilmek ve ondan uzaklaşmak da vacibtir. Ancak bir kimse kelamcı veya fakih olmak isterse bir kelamcıdan veya fakihten mutlaka ders almak ve derse devam etmek mecburiyetindedir. Yoksa ne kelamcı ne fakih olur. Kezalık bir kimse mutasavvıf olmak istiyorsa mutlaka bir tasavvuf mürşidine devam etmesi lazımdır.
tasavvuf; allah ın varlığını bilme, kainatı ve var oluş sebebini anlama, insanı mükemmel bir varlık haline getirebilme anlayışıdır. vahdet - i vücut inancına dayanır. vahdet - i vücut, tek varlık demektir. tasavvufa göre iki türlü varlık vardır: asıl varlık, gölge varlık. asıl varlık allah tır. o ölümsüzdür. onun dışındaki her şey sonradan yaratılmıştır ve ölümlüdür. bu yüzden mutasavvıflar, gölge varlık olan dünyaya değer vermezler.
tasavvuf, islamiyetin temel kurallarına dayanarak nefsi yani öz benliği arıtma, ahlakı güzelleştirerek dini yaşama ve allah a ulaşma bilimidir. evrenin oluşumunu, tanrı nın niteliğini vahdet - i vücut yani varlık birliği anlayışı ile açıklayan dini ve felsefi bir akımdır.
tasavvuf, zamanla ekolleşmiş ve kurumlaşmıştır. kendilerine insan - ı kamil denilen mürşidler, okul açarak halkı eğitmeyi amaçlamışlardır.
tasavvuf okullarına tekke veya dergah denir. o dönemde bugünkü örgün eğitimin karşılığı olarak medreseler de vardır. medreselerde ise; tıp, astronomi, fen ve din ilimleri birlikte öğretilir.
tasavvufta önemli olan ilahi aşktır. aşk, bütün güzelliklerin kaynağıdır ve insanı allah a götüren en kısa yoldur. tasavvuf okulunda korku değil, sevgi esastır. dergaha devam eden öğrencilere derviş veya mürit denir.
islam ın temel prensiplerine dayanan tasavvuf; kalbi allah sevgisi ile doldurarak nefsi arıtmayı, ahlakı güzelleştirmeyi ve insanı allahın sevdiği kâmil insan haline getirmeyi amaçlar.
tasavvufa göre evrenin varlık nedeni, allah ın iradesidir. allah, kendi güzelliğinden, kudretinden bir iz göstermek istediği için evreni yaratmıştır. bu tecelli dir.
en el hak (ben allah'ım) temalı bir düşüncenin islamı yorumu şeklinde bakabiliriz. islama, arap geleneğinin dışında ufuklar açmış bir kültürdür de. bu bakış açıları yadırgandığından birçoklarınca islamla ilişiksiz oldukları yaftalanmıştır. nesimi, hallac ı mansur gibi mümessilleri kesilerek, yakılarak öldürülmüştür. günümüzde alevi toplumunda hala varlığını sürdüren bir islam yaşayış biçimidir.
en el hak'ın açıklaması : ben allah'ım derken, kuran'da herkesin ruhunun tanrının bir nefesinden ibaret olduğu ve bu yüzden karşıdaki insanın da allah'tan bir parça taşıdığından kırılmaması, insanların kendine ve insanlara iyi davranmasını, allah'a ulaşmak için içindeki parçasına o'nun emrettiği gibi yaşayarak yaklaşmasını ve sonunda allah'a kavuşmasını arzular. bu sayede insana can verenin allah olduğu ve allah'ın bir parçaları olduğu unutulmadan, o'na yaraşır yaşamanın ona ulaşmak için zaruri olduğu gerçeğine vurgu yapar.
adamın biri mutasavvıf nasıl olabilirim demiş bir bilgeye
oda ona bir soru sormuş yemek bulunca naparsın? bulamazsan naparsın ?
adamda bulamazsan sabrederim bulursam yerim demiş .
bilge bunun üzerine ;
biz bulamazsak şükrederiz bulursak paylaşırız demiş .
senin yaptığını köpeklerde yapar ilk insan ol demiş.