Sabah alarmımı her gün yeniden ayarlamam gerekiyor. Bir alarmı hafta içi her gün için çoğaltıp telefonun tepesinde saat simgesini görmek bana sabah uyanacağımı hatırlatıp sinirimi bozuyor çünkü.
Mesela bir pilav yapıldı diyelim onu taze taze yedik sonra soğudu dolaba koyuldu. Onu çıkarıp yiyemem hiç. Bekleyen yemeğe karşı önyargım var. Yemek bozuk değil ama yiyemiyorum.
Yazdığım mesajı ilk olarak sesli düşünür sonra yazıya dökerim. Kulaklarım kaşındığı zaman dilimle damağımı kaşırım. Yatağımın tek tarafı duvara bakıyor ve ben hep duvarıma başımı değdirip uyurum.
çok zor şarkı severim ama sevdiğim bir şarkıyı üst üste 5 6 kez sıkılmadan dinlerim.
yaya yolunda aynı renkteki taşlara basmaya çalışırım. farklı renkteki bir taşa basarsam tekrar basıp normal bastığım taşa dönerim.
portakal ve mandalina yerken ağzımı büzerim.
Uyuduğum odanın kapısına götümü dönmeden uyuyamıyorum.
Eve oğlancı bir hırsız girse direkt hazır malzeme.
Bir oyunu torrent üzerinden indirip bitiriyorum. Sonra steamden aynı oyunu satin alıyorum. Ama Steamdeki duruyor öyle. Kurmuyorum. Şirketin hakkını yemiş gibi hissediyorum böyle yapmazsam. Vicdan azabı çekiyorum bildiğin.
Biri yutkunmaya hazırlık yaptığı an yada balgam çıkaracağı an bende onunla beraber Beklerim ve o yutkundugu an bende yutkunurum. Ister istemez böyle bir durumda buluyorum kendimi. Eğer bağlamıni çıkarıp dışarı atmaz ise yere tükürürüm. Atsada tükürürüm gerçi. Igrenc bişey fakat her zaman dikkatimi kendisine çekiyor. Onu izlemekten alikoyamiyorum kendimi.
Aklıma kötü bir anı geldiğinde derin bi iç çekerim. Sıkıldım sanılır bulunduğum ortamda. Fakat aslında sıkan şey geçmişin yükü, geleceğin belirsizliğidir.
Dışarda yemek yiyorsam doysam patlasam bile tek bi kırıntı bile bırakamıyorum. Üstelik tuvaletim gelse bile yemek yediğim yerde yapmam sanki o zaman param boşa gitmiş gibi gelir.
Modern dünyanın sıkıntıları işte.