ahu'nun okuduğu mektupta ecevitin babasının ahu'ya "hapishanede öyle acılar çekilir ki oraya düşen kişi ile çıkan kişi bir olmaz" demesi onun geçmişinde de benzer bir durum olabileceğini düşündürttü. ecevit'in babası ecevit çok zor durumda iken ona yardım edecek ve bu nedenle ölecek diye düşünüyorum. gerçi gençliğinde hem karısının hem oğlunun hayatının içine sıçmış ölsün zaten de bana göre dizide olma nedeni bu.
adli sicil kayıtları suçun cinsine göre belli süreler sonunda silinebiliyor, çocukların sicillerinin adli sicilde temiz görünmesi normal. ancak polislerin kullandığı sistemde silinen kayıtlar da görünüyor, yani işe gireceksiniz savcılıktan iyi hal evrakı istediler, "adli sicil kaydı yoktur" olarak yazıyor aldığınız evrakta ama herhangi bir nedenle polis sizi araştırıyorsa geçmişe dönük silinmiş maddeleri de görebiliyor. gurur'un bu kişilerin ortak yanının aynı çocuk hapishanesi olduğunu en azından bunların ıslah evinde kaldığını tespit etmiş olması gerekirdi şimdiye kadar. hatta ilk gün.
tanıklarını hastanede damat'la bırakmaları çok inandırıcı olmadı, sarı erketeye yatmalıydı. ben orada ecevit'in babası olaya el koyacak diye düşündüm ama mahkeme sahnesinin çok çabuk ilerlemesi, mahkemenin suçlular lehine sonuçlanacağına işaret ediyordu. öyle ya adamlar suçlu bulunsa dizi biter.
Final sahnesinde Sarı'nın, pasif gardiyanı, öldürdükleri umut gibi hap kutusunu ağzına boca ederek öldürmesi ve "umuta onu unutmadığımı söyle" demesi ve adamın ölmesi şahaneydi.
tanım : bana göre en güzel türk dizilerinden biri.
neysem tanımı geçecek olursak, fragmanını izlememiştim, konusunu bilmiyordum, orjinalini de ne izledim ne de konusu hakkında bir fikrim vardı. öylece, hakkında birşey bilmeden izledim diziyi internetten. kim oynuyor, olayı nedir, fikrim yoktu. çiviledi beni oturduğum yere. dört bölüm peş peşe izledim, beşinci bölüme yetişemedim, şimdi de onu izleyeceğim.
neler olacağını bilmeden izleyen bir insan olarak, tecavüzü konduramadım önce. yok artık dedim. olamaz dedim. o duvara dayanmış iki minik el. benim erkek kardeşim var. haytanın teki. düşünüyorum, düşünmemi engelliyorum, empati bazen katlanılır birşey olmuyor. korku filmlerinde kendimi avuttuğum birşey vardır, "gerçek değil, gerçek hayatta böyle şeyler olmaz"
bu diziyi izlerken bu cümleyi kurabilmek isterdim.
5. bölümde suskunlar'ın başına gelen aynı bunun gibi bir olay değil miydi?
istediğin kadar iyi planla istediğin kadar mükemmel oyna bu oyunu, hayat seni her seferinde yener. korkma, bak bir geleceğinden içeri. öyle şeyler görürsün ki, geleceğe ait tek bir görüntü yeter anlamana. bazen hesap etmediğin küçük birşey tüm kaderini altüst eder. herşeyi hesap et. hesap edemeyeceğin birşey çıkacak karşına, herkesi dahil et ustaca oyununa. yinede çıkar oyununu bozacak bir oyunbozan.
--spoiler--
korkma, bir bak geleceğine, bul kendi oyun bozanını ve geriye dönüp sıkıyorsa bitir onun işini. çekinme, herşeyin sonunda düzelmeye başladığı o günü, o saati, o anı hatırla. ve çok sert düşmeye hazır ol. istediğin kadar iyi yerleştir taşlarını, öyle bir oyun çıkarki karşına; en değerli taşını feda etmen gerekir. tek bir görüntü yeter anlamana istediğin kadar düşündüğünü san herşeyi. bazen hesap edemediğin küçücük birşey tüm kaderini altüst eder. olmaz dediğin herşey kapının arkasında seni kolluyor, olmaz dediğin herşey büyük bir sabırsızlıkla olmayı bekliyor. hesap ettiğin herşey yanıp yanıp kül oluyor. hani şanslıydın, hatırla o zaman.! tam bitti derken, nasıl düştün o tuzağa? çünkü biri sana ihanet etti. çünkü elbette birtek şeyi hesap etmeyi unuttun.
çünkü oyunu bilmeden bir oyunbozanı davet ettin.
--spoiler--
eşi ve çocuğu tehdit edilen gardiyan mahkemede yalancı şahitlik yapmak zorunda kaldı. flashback ile o sahneyi görene kadar herkes gardiyana küfür etti ama işin aslı ihanet değilmiş. mecburiyetmiş. bilal ise hırsının hakkı olarak gardiyanı öldürdü. gardiyan ölene kadar şahsen rahatsızlık duymuyordum. ama ölünce pişmanlık oldu.
işte böyle bir dizi. zamanında öyle hatalar yapılmış ki masum insanlara, şuan haklı haksız herkes diken üstünde.
acı çekmekten zevk alanların izlediği dizi. sanırım. acıklı bir dizi olduğunu arkadaşlardan öğrenince izlememe kararı aldığım dizi. ne anlıyor insanlar tv karşısında oturup salya sümük ağlamaktan hakkatten anlamıyorum. herkes çok mu mutlu da akşamları ağlama moduna giriyor harbi anlamıyorum.
Oyuncularin oyunculuklarini kelimenin tam anlamiyla konusturduklari dizidir. Turkiyeden beklenmeyecek guzel bir dizidir. Ancak ben ahu karakterinin zayif kaldigini dusunuyorum. Onun haricinde kadro cok iyi. Konu ve muziklere zaten lafim yok.
ve ayrıca sarp akkaya ile beraber özellikle murat yıldırım oyunculukta çılgın atmaktadır. kenan imirzalıoğlu'ndan daha iyiyim ya da eksiğim yok mesajını çakmıştır özellikle takoz irfan ile karşılaşma sahnesinde.
an itibariyle ecevit.in gurur denen burnu havada çakma polisi g...t ettiği dizidir. özür diletti lan polise.
not: ben avukat değilim ama bir polisin avukatı böyle basit bi şüphe için merkeze çekip sorgulamasını anlamadım, bildiğim kadarıyla bakanlıktan izin filan alınıyo, avukatların özel statüsü var, öyle s...nin keyfine göre avukatı sorguya çekemezsin.
her diziye yapılan kolay kestirip atma yargılarına takılan dizi. ezel ile benzerlik varmışta müzikleri de benziyormuşta. elbet ufak tefek detaylarda hatalar olcaktır bunları görmezden gelmeyi bilmek lazım.
dizide en çok hoşuma gidense üç arkadaşın basit şeylerde aldığı keyfi görmek. o basit şeylere çocukluklarındaki gibi gülmeleri. belki bizleri de bu kadar etkilemesinin nedenlerinden biri de budur.