Araştırmacı usta yazar ve şair. fevkalade dizelerinden biri,
"Kabuğunu koparmadan ne bir elmayı soyabildim, ne de iyileştirebildim bir yaramı.. ama karşıma çıkınca, kızmadım hiç elma kurduna bendim çünkü bıçağı saplayan onun yurduna.."
ilkokul birinci sınıfta okuyan çocuk, okuldan çıkar çıkmaz çırak olarak çalıştığı dükkâna gidiyor, yerleri siliyor, ustasına çay dolduruyordu...
gece geç dönüyordu evine. avluya açılan bir kapı bir şato kapısından farksızdı.
çocuk, ayak parmaklarının ucuna kalkıp mandala uzansa da dilini aşağıya çekecek güç cılız kollarında yoktu...
yorgun çırak, kapının eşiğine oturuyor ve sokaktan kendisine yardım edecek bir gece bekçisinin ya da sarhoşun geçmesini bekliyordu...
zaman makinesi icat ve bana tarihte yalnızca bir güne gitme hakkı verilse hiç düşünmeden o çocuğun önünden geçmek isterdim.
beni görünce sevinecek ve şunları söyleyecektir. 'abi ben terzi çırağıyım.
ustam işten geç bıraktı... gücüm yetmiyor... şu kapının mandalını açsana!..'
gülümserdim... saçlarını okşardım, diyeceğim ama başında mutlaka 5 numara traş vardır! ..
açardım kapıyı...
o da 'sağ ol abi' der ve yorgun bedeniyle avlunun karanlığında kaybolurdu gözden... ben de derdim ki ardından:
'sen sağ ol baba! .. hayatta bana açtığın tüm kapılar için sen sağ ol!...'
hayat içinden derlediği minik ayrıntılarla derinden yaralayan...
kendisi nasıl dayanır bu kadar yaraya?!
--alıntı--
son evi gösterin bana istanbul'da
vapur sesinin duyulduğu
ki kapısını çalıp
söyleyeyim içindekilere
daha çok kedi yavrusu ezilsin diye
eski iskeleleri
sahil yoluyla ayırdıklarını
denizden
--alıntı-- ...*
hayran olduğum bayıldığım insan, lakin facebookta binlerce hayranı olan bir sayfasında aralıksız altın çilek reklamı yapılıyor. haberi varmıdır bilinmez.
bir arkadaşın dediğine göre, meddahlıktan falan dem vuran adam. desene çocuk avutan hikayeci. başka da bir olayı yok saçma sapan olayları birbirine bağlamaktan başka.
anında görüntü show da dumlupınar hikayesini canlandırsınlar diye oyuncuları dahil ettiğinde çok kızdım kendisine o duygusal hikaye ne hale geldi fakat kendisi kadıköy iskelesinde öğrencilerle buluşacakken kalkmak üzere olan vapuru görünce bi telaşla jeton alıp vapura binen ve iskelede kendisini bekleyen öğrencilerin şaşkın bakışlarıyla uzaklaşan tatlı heyecanlı birisidir.unutmuş bir an kalkmak üzere olan vapuru görünce koşup yetişmiş
eğitsel nitelikli bir o kadarda duygu yüklü yazılar kaleme alan, nev-i şahsına münhasır düşünce adamı ay hırsızıyla kitaplıklarımızda şiirleriyle benliğimizde yer edinen büyük şahsiyettir.
üzülmeyin dostlarım
ezbere bilirim latince sözcüklerini
hayvanlar ansiklopedisinin
adını bilmemiş olmaktan
utanmayacağım asla
tabutumun içine girecek
ilk böceğin..
istanbul oyuncak müzesi'nin kurucusu. üstelik ailesinden kalma tarihi konağa açmıştır bu müzeyi.
ayrıca ısrarla kız kulesi'nin restoran yerine müze yapılmasını istemektedir. ne de güzel düşünmektedir.
Maçka'nın yetiştirdiği sanatçılardan. Kendisi ile aynı ilkokuldan * mezun olmuş olmanın bile bana ilham kaynağı olabildiği ender kişilerdendir. Canlı olarak dinlediğim bir hikayesi var-ki konuşmaya başladığında susmayı bilmez; fakat güzel de konuşur be-hatırladığım kadarıyla * buyrun:
"...Harun'la* Trabzon'dan Maçka'ya doğru yola çıkarlar. Arabayı Sunay Akın kullanmaktadır. Pek de iyi kullandığı söylenemez. Maçka'nın virajlı yollarında bir o yana bir bu yana gider gelirler. Harun durumun ciddiyetini fark eder;
-Abi, istersen ben kullanayım.
-Geldik zaten, habu virajı da aldık mı Maçka.
...derken virajı alamazlar. Çıkarlar yoldan; fakat pek hızlı olmadıklarından yumuşak bir inişle yoldan ayrılırlar ve kenardaki bir ağacı arabanın altına alırlar. Ağaç da gençtir ve pek büyük değildir. Eğilir hemen. Yine de arabanın burnunu havaya kaldırır. Sunay Akın'ın elleri direksiyonda, Harun koltuğa yapışmış vaziyette...Çıt çıkmaz arabada. Ve Sunay Akın sessizliği bozar: