starbucks

entry2077 galeri129 ses2
    1079.
  1. ergenlerin yer bildirimi yapmaya pek bi meraklı olduğu yer.
    0 ...
  2. 1080.
  3. Bok atanların yüzde doksanının gittiği yada gitmek için fırsat kolladığı mekan.

    Aynı durum ilişkide cinsellik olmak zorunda değil samimiyetsizliğinde görülür.

    ilik gibi manitalar gelir, genelde sohbeti severler, gezmek eğlenmek yaşam tarzıdır onlar için. Böyle yavru ceylanların takıldığı mekan nasıl kötü olabilir sorarım size?
    0 ...
  4. 1081.
  5. Gidenlere gereksiz yere bok atıldığını düşündüğüm mekan.
    Hava atmak için giden tipler ilk çıktığı zamandı heveslerini aldılar bıraktılar artık kalmadı o tipler.
    0 ...
  6. 1082.
  7. Hayatımda hiç ziyaret etmediğim kahveci. Övünebilceğim kadar önemli bir olay değil de.. Ergenliğin nirvanasındayız ama evde paşa paşa salep içiyoruz.
    1 ...
  8. 1083.
  9. dünyanın en gereksiz mekanlarından biridir.
    ayrıca hala buraya giden insanlar var.
    bu haysiyetsiz kapitalizm köpekleri gezi döneminde kendine sığınan halkı dövüp ve polise vermişlerdi.

    buraya gidene zaten solcu demiyorum da gezide sokağa çıkan çıkmasa bile (belki sürü psikolojisyle) paylaşım yapan ulusalcılar, sözde solcular, sözde sosyalistler olm neden bu kadar riyakarsınız?
    bir kahveye 10 lira verme çarkın dişlisi olma...
    çok mu zor lan.
    o gün illa şekilli karamelli bişey içmesen bi yerin mi şişiyor canısı?

    01.06.2013
    'arkadaşlar kesin bilgi starbucks kendine sığınan eylemcileri dövüp polise verdi!!1!1! yayalım!!1!!'

    01.06.2014
    'bi karamel bıdı bıdı büyük boy, ohhh hemen yer bildirimi yapayım'
    0 ...
  10. 1084.
  11. 1085.
  12. kapitalizm ve sömürünün kalesiymiş?

    Starbucks?

    böylesine ilkel bir düşünceye, sabahın şu saatinde ket vurmak istemem.

    eleştirisel bir tahlil yapmadan önce sermaye'nin anlam ayrımını iyi bilmek gerekir.

    şahsi fikrimce, kahve içmenin gösteriş gibi lanse edilmesi doğru değil. oyun teorisini kurgulayıp, blueprint çalıp, liva'da föndü yemek minvalinde bir düşünce bu.

    Genç zihinleri uyuşturulan, ilgi budalası, nitelikleri törpülenen bir nesil söz konusu, özgüven yoksunu genç adamlar yarattık. Senin benim kardeşim, çocuklarımız…

    Elektronik cihazları almadığımızda mutsuz olmuyor muyuz peki?

    Trilyonluk hakkediş yapıp, 1.100 liraya personel çalıştırmıyor muyuz?

    Parmak izlerimizi okutmuyor muyuz akıllı telefonlara?

    Banka hesaplarımız, kredi kartlarımız yok mu?

    Arka planda topluluktan dışarı edilme düşüncesi?

    Üretim yapılan ülkelerde kazancın yüzde kaçı o
    topraklarda kalıyor?

    Hep, hep daha iyi genlerle birleşme isteği?

    Yıllarca süregelmiş evrimleşmiş algılar bunlar, fikir üretmiyorsan, batılı ülkelerin yıldız yörüngesinde, yer edinmeye çalışır, kopyalar tarzını, yapıştırırsın yaşamına, belki daha alaturka, daha komik.

    Çaba, sonuç ilişkisini yok eden, ters oranlı işleyen terimlerimiz var artık.

    Toplam yıl sonu dağılımlarımız hep tutarsız.

    Hepimiz el birliğiyle bu ülkenin, Kültürünü, sermayesini yok ettik, ediyoruz.

    ...

    Hülasa,

    Hayatını idame ettirmen için kahve içmen gerekmiyor,

    Starbucks’ı gloria jeans’i beğenmiyorsan daha iyi bir sosyal ağ oluşturup, fazlasını yapmalısın.
    4 ...
  13. 1086.
  14. oraya gidenlerin %39 unun (yazın işsiz işsiz oturmak yerine gözlemlediğim bir sayı bu en azından eskişehir için) gösteriş için gittikleri yer.
    0 ...
  15. 1087.
  16. sene 2009, ılık bir ağustos akşamı...

    biz -marjinal tosbaga, derwish dede ve kuul adam- tabi o zamanlar da yakın arkadaşlarız. starbucks da şöhretinin doruklarında, şimdiki gibi ele ayağa düşmemişti. gidenin belli bir ayrıcalığı vardı. herkes o kahvelerden içemezdi mesela. ''acı ya'' diye bahane bulurdu çoğu ''mundarcı kediler'' misali... neyse fazla caz yapmadan introyu geçiyorum.

    azizim, gelmişiz yine işte kek, kahve ne bileyim cookie, muffin falan ''donatalım'' dedik masayı. onay verdik birbirimize. zaten yarım saat kasada sürdü maceramız. ''şunu al, bunu al, tosbik şundan söyle...'' aldık tepsi tepsi taşıyoruz. dışarı çıktık o da ne? yer yok! pek bozuntuya vermeden içerideki boş bir masaya koyduk tepsileri. dervişciğim hemen o cevvalliğini gösterdi gitti görevlinin yanına, tuttu kolundan, çıkardı bi 100 dolar koydu gömlek cebine; ''hadi aslanım göster kendini, bize şöyle güzel bi mekan ayarla dışarıda'' dedi. çocuk hemen bize arka tarafı gösterdi. ''ulan'' dedik kısık ses tonlarımızla (malum sesimizi pek kullanmayı sevmeyiz böyle ortamlarda bilen bilir). baktım kuğul'a; kafasını salladı onayladı. bindik bir alamete gidiyoruz arka bahçeye. bu sırada tepsiler elimizde hala. garson gibi gidiyoruz. ulan yol bitmiyor. arkaya bakıyorum müşteri sesleri kesilmeye başladı. mekandan ayrıldık sonra. elde tepsiler... biz gittikçe gidiyoruz. en sonunda derviş tabi dayanamadı sinirli adamdır o. şansına, o gün de akşam üstü seksini yapamamış bi stres hakim üzerinde puro içip duruyor bastırsın diye. ''canım'' dedi görevliye. ''nereye gidiyoruz? nerede bu arka bahçe yürü yürü eminönüne geldik yahu!'' dedi.

    ''efendim az kaldı''...

    ulan kahveler ılıklaştı. dedik herhalde çok güzel, çok özel bir yere götürüyorlar bizi. elde tepsiler... gidiyoruz... yolda artık muhabbet ediyorum ben dervişle. urangu'yla yeni tanışmışım. onla takılırken beni yanında aramışlardı ''akşam starbucks'tayız'' diye. ne çok zengin ne de orta halli biri sayılmazdı urangu. onu anlatıyorum bir yandan acaba bizle takılsa mı falan... muhabbeti iyi çünkü, yaşça da büyük biraz. severdik hemen diye düşünüyordum ilk izlenimlerime göre.

    ufak, harabe bir gecekonduya geldik sonunda. ''eee'' dedi kuğul. ''ne bu şimdi? ne yapacağız burada?'' diye sordu görevliye. derviş bana bakıyor melül melül. ''ne? ne var?'' dedim. biliyor benim piçliklerimi o. hemen sordu ''ulan tosbik yaptın yine yapacağını di mi?''. ''yok'' dedim. ''ben bişey yapmadım bu sefer''. eh ulan o zaman kim getirdi bizi buraya? ''napacağız burda diyorum'' diye sordu kuğul tekrar... görevli şapkasını çıkardı... yüzünde bir gülümseme. ben de hiç bakmadım adamın suratına meğer bizim urangu'ymuş. ''eurohohoho'' diye güldüm o zamanlar ben dolar kullanmıyorum tabi. ''sen napıyorsun? bu kılık kıyafet ne? bizi niye buraya getirdin?'' soru yağmuruna tuttum her zaman soru sorardım ben. o zamanlar çok paranoyaktım.

    ''yaaa'' dedi urangu buğulu, acayip bir sesle. ramiz dayı girmiş içine sanki. ''lan'' dedi. biz hala elimizde tepsiler bakıyoruz şaşkınlıkla. bir daha ''lan!'' dedi daha yüksek bi sesle. biz tabi gelemeyiz böyle şeylere hemen dedik. ''ne oldu azizim? söyle derdin nedir?'' anlattı bize urangu işte içeride şu şu şu insanlar var dedi isim vermiyorum. ''onlara yardım edeceksiniz bundan sonra. madem bu kadar zenginsiniz bi boka yarasın''

    atladı derviş hemen zaten siniri tepesinde; ''ya uranga, bak adını zor söylüyorum, ne gerek vardı bunlara? biz parayı gönderirdik istediğin yere sen niye böyle fanteziler ürettin kafanda ki?'' dedi. urangu hışımla çıkardı belindeki önlüğü. bi savurdu rüzgarı arabaları yoldan çıkarır o derece. sert bir bakış attı ve kapıyı açıp. ''girin lan içeri. servis edin!''

    bizde tabi hazırlıksızız, bilsek korumalarla gezeriz ama ne bilelim kapıda hammer var diye gerek duymadık. e tabi oraya kadar yayan gidince de mecbur ne dediyse yaptık.

    urangu bize insanlık dersi verdiğini düşünüp böbürleniyordu bu sırada. gecekondudaki iki kadın, bir kız çocuğuna yöneldi. ''bunları ben tuttum. bunlar benim adamlarım'' dedi. ''lan'' dedik. artık seviyede düşüyor tabi sinirlendikçe. derviş daha da sinirli; ''madem biz yaptık hayrı sen ne boka duruyon orda? (bak bak duruyorsun'a ne oldu? duruyon? enteresan...) ablacım biz aldık onları. size getirdik.'' dedi.

    halbuki urangu iyiliğin asıl gerçekleştiricisi. bizi de bunda kullanmıştı. ama o ''adamlarım'' kelimesi sınırı aşmıştı artık. neyse biz o gün çoğu gecekonduyu dolaşıp hepsine bir miktar para, evlerine alışveriş vs. yardımcı olduk... urangu ile de ilişkiyi kestik çok fakirseverdi.

    ve bundan 1 yıl sonra... 2010 eylül, akşamüstü.

    urangu starbucks'ta oturuyor müşteri olarak ama. kahve kurabiye falan derken o da donatmış masasını... hain urangu. artık o da zengin olmuştu belli ki. iphone da meşhur o zamanlar masaya koymuş artist artist. araba anahtarı mercedes. biz ki mercedes'ten sıkılıp ferrari'ye geçen adamlar (#25631738) olarak tabii ki aldırmadık. adlık birer kahve mütevazi takılıyoruz. ''şşt'' dedim ''urangu!'' arkasını döndü baktı. ''vay azizim''. azizim demişti urangu. nasıl da yakışmıyordu ağzına. biz daha çok kardeş, moruk gibi laflar duyduktan sonra azizim bi tuhaf gelmişti...

    derviş o gün mutlu. sabah seksini yapmış da gelmiş. çağırdı urangu'yu. urangu, ben, kuğul, derviş oturuyoruz kahvemizi yudumluyoruz. görevlilerse çoktan urangunun masasını temizlemişti... işte sohbet muhabbet urangu da artık zengin oldu diye bozuntuya vermiyoruz, tekrar aramıza alacağız. aradan 5 dakika geçti (saatime dikkatli bakarım). urangu şöyle bir arkasını döndü. döner dönmez bi yakarış ''ulan erzaklarımı (erzak) kimi aldı!?''. hiddetle kalktı masadan urangu devire devire gidiyor sandalyeleri. yapıştı görevlinin yakasına. ''ben onları yiyecektim kardeşim ya'' (evet kardeşim dedi) bi moruk lafı kaldı ağzından çıkmayan. duysak emin olacaktık urangu'nun eski urangu olduğuna. urangu kardeşim deyince dönüp bize baktı tepkimiz ne diye. biz aldırmadık, duymazdan geldik dervişle. kuğul da paralarını sayıyor akşam için nakit ayarlıyor kulübe gideceğiz ama kafası çabuk karışır onun. matematikte hep bi zorlanmıştır. o da ilgisiz... görevli ''tamam efendim, tekrar siparişlerinizi verin, para almayacaklar.'' urangu; ''he şöyle moruk ya adamsın'' dedi. dedi. dedi ve der demez eliyle ağzını kapattı. tekrar dönüp bize baktı. tabi biz ultra zengin olduğumuzdan sezgilerimiz de kuvvetlidir. toz olmuştuk oradan. urangu masaya geldi bir not var.

    ''yaa urangu. herkes zengin olamaz, hele zengin taklidi hiç yapılamaz. sen en iyisi gece konduya geri dön. arabanın anahtarı da süs, iphone desen maket... hoşçakal ''moruk'' ''

    urangu elinde tepsi. koşturdu arkamızdan. bizse hala tepsiyi bırakmayışına gülüyoruz, aklımıza bizi yürüttüğü anlar geliyor; urangu koştukça koşuyor...

    elinde tepsi...
    6 ...
  17. 1088.
  18. bir çaykur çay evi olmayan işletme.
    Ben zaten kahve sevmem ki.
    1 ...
  19. 1089.
  20. kim ne desin on numara kahve yapan yer.

    açın yerli versiyonunu gidelim oraya.

    net.
    3 ...
  21. 1090.
  22. birçok şubesinde bedava wireless olduğundan mütevellit genelde mezarcıların dadandığı, milletin kasıla kasıla gittiği piyasa yapmaya çalıştığı mekan..havanız batsın amk, adam bir macchiato isteyince kendini fransız lordu sanıyor öyle özümsemiş ki birde ürünlerin ismini bilmeyen arkadaşlarıyla dalga geçmeler falan sanırsın anası emzirirken memelerinden white chocolate mocha ile beslemiş..ulan olm esenyurtta oturuyorsun sen nedir bu kıza ben bu kültürü yaşıyorum edaları..sırf bu starfucks kültürü yüzünden sevmediğim mekandır.. bu yüzden kahvemi alır çıkarım.. ürünleri pahalı olmasına rağmen kaliteli ve güzeldir.
    2 ...
  23. 1091.
  24. abartı ve önyargının dışına çıkılıp düşünülünce, fiyat - performans ve fiyat - kalite dallarında gidilebilecek güzel bir kahveci dükkanı. Öncelikle, bir kahveye on lira verilir mi sorusunu bir kenara bıralım, altı lira yirmi beş kuruşa dükkandaki en iyi kahveyi, batmanla alıp, güzel kasiyer sizi çağırdığında, bir göz kırpmasıyla teşekkür edip dükkan kapatılana kadar kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
    1 ...
  25. 1092.
  26. şu karamel makiyatoyu (evet makiyato) nasil yapiyorlarsa bir tarifini verselerde kahveye kazanla para vermesek kahvecisi.
    0 ...
  27. 1093.
  28. bahariye şubesinin kapanmasıyla üzen kahveci.
    0 ...
  29. 1094.
  30. kimi antikapitalist geçinenleri de bir şekilde vuran yer. evet, o ben oluyorum.

    her ne kadar starbucks'ların yakılıp yıkılmasına karşı olsam da haliyle bu starbucks düşmanlığına dahil olan biriyim, çünkü kapitalizmle çepeçevre sarılmışken bireysel tepki yeterli olmasa da karınca misali saf belli etmekti bu. ta ki geçenlerde kahve deryası sanıp arkadaşlarla starbucks'a oturana kadar.

    hık mık dedim ama ikna ettiler bizimkiler, kıramadım. neyse, girerken kasanın önünde "honey and almond hot chocolate" yazısını okuyup "ballı bademli sıcak çikolata istiyorum" dedim, ilk defa içecektim zaten, ilk önüme geleni söyledim. eleman ne yaptı dersiniz: yüzünü şaşkınca buruşturup "hangisi oluyor o?" diye tezgahın önüne kadar eğildi. sonra "haa! honey almond hot chocolate demek istiyorsunuz!" dedi. "e ballı bademli sıcak çikolata işte?" dedim, ukalaca gülerek dönüp hazırlamaya başladı.

    hani, "şirket yabancı ama çalışan türk, işleten türk, o yüzden özentilerin mekanı falan diye abartıyor muyuz acaba?" diye düşünürken, dakika 1 gol 1 oldu. türkçesini anlamıyor, ingilizcesini anlıyor, ben de onu demek istiyormuşum güya. daha da gelmem starbucks'a. (pek bir şey anlamadım tadından, seçimim yanlıştı belki de.)
    1 ...
  31. 1095.
  32. gittiginde kendini zengin hissettiren bir yer orasi kesin.
    bir kahveye o kadar para bayilinca insan ister istemez zengin hissediyor kendini.
    2 ...
  33. 1096.
  34. kendi kahvenizi yaptırırsanız bir kahveye o kadar para bayılmayacağınız yer. alırsınız filtre kahvenizi, götürür yaptırırsınız. hem hava almış hem kahve içmiş hem de fiyat konusunda ezilmemiş olursunuz.

    ayrıca kapitalizmi basit şekilde ele alan kişilerin hedefi.

    bu arada kahvenin kimseye herhangi bir statü kattığı falan yok. alt tarafı kahve, manyak mısınız lan?
    2 ...
  35. 1097.
  36. sadece bulunduğu yerlerden dolayı arada bir gittiğim kahvesine değil keyfine para verdiğim yerdir.
    bebek şubesinde boğaz kenarında keyif yapmak,
    beşiktaş şubesinde proje hazırlamak,
    bodrum şubelerinde denize nazır kafa dinlemek aldığım 10 liralık kahveden çok keyif veriyor bana.
    sadece kahve içmekse niyet gloria jeans de olur kahve dünyası da. porselende versin de. *
    0 ...
  37. 1098.
  38. Alt tarafı bir kahveci işte niye bu kadar abartılıyor, niye insanlar buraya gidince kendini bir bok sanıyor anlamıyorum.
    1 ...
  39. 1099.
  40. Türkiye'de popüler kültürün kahvecisidir. Oysa kahveleri Kuru kahveci mehmet efendi değildir.
    0 ...
  41. 1100.
  42. 1101.
  43. --spoiler--
    bence starbucks gibi yerlerin var olma nedeni ömründe bir tek karar bile veremeyen insanların bir fincan kahve içmek için altı karar vermek zorunda bırakmaktır. uzun, kısa, sütlü, sade, kafeinli, kafeinsiz az yağlı, yağsız.. böylece kim olduklarını ve hayattaki amaçlarını bilmeyen insanlar 2 dolar 90 cent'e sadece bir kahve almakta kalmıyor aynı zamanda kendini tanımanın müthiş huzurunu duyuyorlar.
    --spoiler--
    4 ...
  44. 1102.
  45. An itibarıyla chai tea'sını ictiğim güzel mekan.
    0 ...
  46. 1103.
  47. An itibari ile kahvesini ictigim guzel mekan.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük