mekana giden ve burada zamanını geçiren insanların genelde, tek bir ürün aldığı göz önüne getirilirse - fiyatları hiç de pahalı olmayan müessesedir. ayrıca tereddüt etmeden, herhangi bir ürün almadan - boş bir masaya oturmanız durumunda, hiçbir sorun çıkmayacaktır. **
"Hayatında bir karar bile vermekte zorlanan insanlara bi anda pek çok karar vermeye zorlayan yer; Sade Sütlü , Kafeinli Kafeinsiz , Az Yağlı Yağsız , Uzun Kısa"
You've got Mail filminden.
hamburgerini yerken coca cala içen kimi gençlerin burgerking'den aldıkları dondurmayı yerlerken "orası kapitalizmin doruk noktasıdır, pahalıdır, gitmeyin" diyerek eleştirdikleri, güzel kahveleri olan kahvecidir. değişik ülkelerin aromatik kahvelerini sevenler için çekirdek kahveler de satılır.
aslında bu tür sıfatlar kullanmayı sevmem ama gerçekten ezik bir şekilde eleştirilen kahvecidir. çünkü starbucks'a giden insanın zerre umrunda değildir orada görünmek ya da orada bulunmak. adam iş arasında dinlenmek ister kahvesini alır oturur, başkası oranın kahvesini sever içmek için gider, başkası sakinliğini sevdiği için arkadaşları ile orada oturmak ister. starbucks'a giden insanlara karşı içindeki kıskançlık yüzünden sanki onlar oraya o amaç ile gidiyormuş gibi düşünen insanlara üzülüyorum. bir gün size ısmarlayım bir kahve orada da rahatlayın biraz.
son zamanlarda milliyetçisinin, komunistinin saldırdığı firma olmuştur. fiyat konusunda üstüne gidiliyor fakat, bu firmanın fiyatları, canımız-kanımız dediğimiz esnaf ile aşağı yukarı aynıdır. bugün sıradan bir kafeye gittiğiniz zaman, nescafe için 5 tl isteniyor, üstelik çoğu, kahveyi süt ile değil, su ile servis ederler, coffe mate kullanırlar. starbucks'da ise fiyatlar 2 tl daha pahalı.
neden starbucks? neden kendi sermayemiz değil? sorusu saçmadır. para döngüsüne göre, sen ''ahmet'in yeri''ne paranı bırakırsan, senin paranla, ahmet oğluna, motorola cep telefonu alacaktır. paran ise, o çok korktuğun kapitalistlerin eline geçecektir. kapitalizm'den kaçış yolu yoktur. kapitalizm'den kaçma isteği de, esasında kapitalizm'in işine gelecektir. sen, kapitalist firmalara paranı kaptırmamak için, hangi firmanın kimlerle iş yaptığını, kimlerin hangi ülkelere sermaye ayırdığını, kimlerin kapitalist ülkelerin cebine milyonlarca dolar soktuğunu öğrendikçe, başka adamların onbinlerce dolara yaptığı market research işini yapacaksın, bunu blog'unda yayınlayacaksın, sevmediğin firmalarda, piyasaların doyma noktasını, hangi sektörün, hangi bölümünün daha çok iş yapacağını, senin sayende öğrenecek. gördüğün gibi, bir firma market research kaleminden kurtuldu, 10.000 dolar cebine kaldı, bu bir cruiser füzesi eder, füzenin kimin tepesine düşeceğini de biliyorsun.
starbuck karşıtlığı, ucuz bir anti-kapitalistciliktir. sen bugün, traş olurken, doğalgaz kullanırken, banyo yaparken, telefonla konuşurken, hep o pis-iğrenç kapitalizm'i besliyorsun. traş olurken, gilette markasını kullanmadın, permatik aldın diyelim; permatik, (sana göre yabancı) olan sermaye ile işbirliği içerisinde mi? bunu araştırdın mı? doğalgazı'nda kaç tane komşu, komşu olmayan ülkenin karı var acaba? telefon hatların, hangi ülkenin elinde? sen banyo yaparken, sana su taşıyan boruların ihalesini hangi ülke'nin firması kazandı acaba?
hayallere göre, filistin'e bomba düşüyor, öyleyse, starbucks'a gitmeyelim. büyük orta doğu projesi ilerliyor, öyleyse, mcdonalds'a hayır. bu firmalar, kapitalizm'in görünen en büyük firmaları olmasına rağmen, aslında büyük fotoğraf'da, o kadarda önemli değiller, sen asfalt kullanmadığın, internet'e girmediğin, ütü yapmadığın, televizyon almadığın, çanta kullanmadığın gün kapitalizm'e para yedirmeyeceksin. bunun içinde, dağda ellerinle kuzu parçalayıp, ellerinle ateş yakman gerekiyor. ne o, victorinox çakı, zippo çakmak mı bekliyordun yoksa?
dünyanın her yerinde bir fast food dükkanı olarak algılanırken türkiye'de zaman geçirilebilecek bir kültür mekanı haline getirilen zincirlerden birisidir. diğer önemlisi de mc donalds'tır. okunuşu da starbucukustur.
amerikada inşaat işçilerinin kahve molası verdiği yerdir. caaanım ülkeme ciks mekan olarak kakalanmıştır. oraya gidenlerde kendilerini entel dantel falan filan sanır.
manyaklığın, şuursuzluğun yeni şekli. konuyla ilgili bir izlenimimi anlatırsam daha net ifade edebilirim kendimi. okuduğum tınaztepe yerleşkesi en yakın starbucks'a arabayla (eğer trafik yoksa) 20 dakikadan fazla. bugün hoca olacak çirkin bir kadının elinde o bardağı görünce delirdim haliyle. o kahve soğumaz mı o kadar zamanda, o kahveyi oradan okula kadar taşımaya değer mi gibi sorular yönelttim kendime. sonra en iyimser yaklaşımımla gösteriş budalası hocanın o sikindirik kutuyu saklayıp okulda doldurduğuna karar verdim. görmemişliğin, yozlaşmanın, sapıtmanın alemi yok.
(bkz: alem buysa kral benim)
edit: seri eksi oy veren beyaz converseliye selam olsun.
güzel mekanda güzel bir kahve içmek isteyen ve bir kahveye 10 ytl ye kadar verecek parası olan insanların gitti yer. özenti insanlar gitmiyor mu ? her yere gittikleri gibi oraya da gidiyorlar. Ancak bu starbucs un güzel bir mekan olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
caddeye bakan deri koltuklarda kahvesini yudumlayan insanların size acıyan gözlerle baktığı, çok önemli bir araştırma için gözlem yapıyormuşcasına bi havalara girdiği - ne oluyosa oraya oturunca- mekan. bir arkadaşın, sarhoş olduğu bigün, karşılarına geçip işeme gibi bi projesi vardı. her önünden geçtiğimde hatırlarım, gülerim.
halkının çoğunluğu resmi rakamlara göre açlık sınırının altında yaşayan bir ülkede en sikindirik olanı 6 liradan kahve satarsan kapis kapis gider, hemde bu ülke Türkiye ise tadindan yenmez doğal olarak.