Ve aşıkların mevsimi başladı artık
Şairler bambaşka bir şehvetle tutuyor kalemlerini
Aşık olası geliyor insanın eylülü bahane ederek
Sevmek istiyor, tutku oldu bir yağmur gibi
Sevilmek istiyor, sebepsizce gökkuşağı misali
Bense sadece;
Dudaklarında bitip gözlerinde kaybolmak istiyorum
Yelkenliyi kullanmayı bilmeden yelken açıyorum umutlara
Tüm sonbahar boyunca kalemimin ucunda yelken açıyorum ufuklara
Bütün bir güz boyu kimbilir kaç defa sabahlayacağız
O kimsenin bilmediği rıhtımda
Gözlerin dökülecek yüreğimin derinliklerine
Bütün aşk şarkılarına nakarat edeceğim gülümseyişini
Ve üşümeyi özledim
Sıcak yaz aylarında sessizce üzerimi örtmeni
En çok da o hasret kokan ellerini
Bir uğultudur kulaklarda bir şarkı gibi
Bir çığlıktır sokaklarda
Dilden dile dolaşan hoş bir dedikodu
Hoşgeldin sonbahar.
iki kelime yetiyor seni seven kalbi kırmaya ,
Sonra roman yazsan ne fayda ..
iki adımda geçiyorsun yalnızlık denen tarafa ,
Sonra dağlar aşsan ne fayda ..
--spoiler--
aşkı da, ayrılığı da, sevinci de, üzüntüyü de kısaca hayata dair herşeyi yaşamak istediğim mevsim. mevsim döngüsü değişsin, sadece sonbahar olsun.
mevsimlerin en güzeli şüphesiz.
doğaya bambaşka bir renk ve anlam katıyor.
filmi alt yazısız izlediğim halde, gürcü kadın karakterlerinin diyaloglarını ve lazca konuşan yöre halkının diyaloglarını dillerini bilmememe rağmen rahatlıkla anladım. zaten bu filmin ne kadar başarılı olduğunu bu cümle anlatmaya yeter. film harika bir karadeniz belgeseli olmuş. müzik ve görüntüler uyum içinde. ancak tüm bu olumlu eleştirilerin yanında bu başarılı filmin eksikleri yok denemez, senaryo yavan kalmış, görüntüler, bakışmalar maalesef bu eksikliği dengeleyici boyutda değil. tamam filmde çok fazla diyalog ve hareket yok bu bir surunda değil ama konunun daha iyi anlatılması gerekirdi biraz yüzeysel olmuş.
hüzünlerin mevsimidir. eski aşkların hatırlanılmasına neden olur bu sonbahar. hatırlarsın ve geçip gidecek nasıl olsa dersin. ağaçlarda bulunan güzelim yeşil yapraklar, kendisini sarımtırak bir hale getiren sonbahar'a yenik düşmüş ve rüzgar ile birlikte bir bir koparılmıştır bağlı olduklarından.
hüznün en çok yakıştığı mevsimdir. kendi halinde, sessiz ve kırılgan.
ayrıca teoman ile şebnem ferah'ın güzel bir düetine vesile olmuştur.
(bkz: mevsim sonbahar)
seyri insanı yoran onu huzursuz eden bir film. burdaki yemyeşil karadeniz ormanları insanlara ferahlık vermiyor tam tersine insana pençe atıp sıkıyor adeta nefessiz bırakıyor. o engin masmavi karadeniz suları insana rahatlık yerine adeta girdap misali içine çekip sersemletip boğuyor. o karlı bembeyaz karadeniz yaylaları, dağları insanı nefessiz soluksuz bırakıyor.hüzün, kasvet tam bir son bahar...
dinlemeye başlarsınız, klarnet sesiyle bi irkilirsiniz; "nerden bulur bu insanlar ben mutsuzken gülünecek şeyleri" cümlesi ile yüzünüze tokadın yapıştığını hissedersiniz.
niye böyle şeyler yapıyorsun adamım? dertliyiz evet, daha da dertlendirip ağzımıza sıçmalar neden?