bir sevmek bin defa ölmek demekmiş diyordu bir şarkı.
sevmek bir kere yer etti mi bir bünyede telafisi mümkün değil neticeler bırakıyor geride. sevmek ve sevilmek büyük müptelalık. iyisinden kötüsüne her insan sevmeyi sevilmeyi istiyor kendince. ve garip bir şekilde ölümü bile yenmeyi başarmış insan evladı evladını toprağa koyup yaşamaya devam edebilirken "artık sevmiyorum" şeklinde vuku bulan irade beyanının altından kalkamıyor.
her durumda...
sevmek kalbi yumuşatır, iyi gelir hem bedene hem de ruha.
güzel ve efendi gibi görülen karşı tarafın fahişe olduğunu görseniz bile yine güzel ve efendi sandığınız durumdur aşk. neyin görüleni algılamaya başlayınca iş işten çoktan geçmiştir. sonrası (bkz: acı).
hatun kişilerin, bazen, sizi, abisi ve babasından daha çok sevme halidir. hak edeni sevin tabi ama, baba bu, abi bu, ben olsam da yapmayın sevmeyin beni.
Kişi üzerine somutlanması zorunluluk olmayan duygu. Sevilen istediği yere gidebilir. Sevgi insanın özündedir. Hatta öznesi yokken daha saf kalacaktır.
(bkz: siktiriniz gidiniz)
kimi gider karşı cinsten birini sever,
kimi gider işini sever,
kimi gider ailesini sever,
kimi ise kendinden başka hiçbir şeyi sevmez.
bunlar ayrı ayrı olabileceği gibi, bir arada da olabilir. önemli olan insanın ayarını bilmesi. burada genelde karşı cinse olan sevgiden bahsedilmiş fakat;
sevginin zor olduğunu, acı olduğunu söyleyenler hayatlarında hiç mi sevmemiş? çünkü sevgi tek bir şekilde yaşanamaz. aşk da ona keza. bunu bana ilkokul öğretmenim zamanında ben aşktan bahsedildiğinde utanıp sıkıldığımda söylemişti. önümdeki kırmızı kalemi alıp; 'mesela sen bu kaleme de aşık olabilirsin, dışarıdaki bir güle ya da ormanlara. aşk utanılacak bir şey değil demişti.' o zamandan beri aşk benim için başka bir anlam kazandı. burada konumuz sevgi olunca tabi, aklıma geldiği için bahsettim ve ilişkilendirmek istedim.
sevin, sevmek zor ya da acı değil. sevmeyen insan yaşamıyordur. yaşamak için sevin.