hayatına karşı sorumlu insan attığı her adımın hesabını verebilir. aynı sorumluluğu ilişkisine taşımış, hayatı ortaklaştırmışsa eğer; kendisine karşı vermesi gerektiğini hissettiği hesabı karşısındakine de vermelidir sormadan sordurmadan. buna ek olarak ortada bir bonustan hesap sorma durumu varsa -ki olur, aynı hayat yaşanıyor olsa bile aynı dünyanın öbür gözlerden nasıl göründüğünü bilmek ister insan- bu da ilişki içerisinde aydınlatılması gereken bir mevzudur. "sen kimsin bana hesap soruyorsun" sorusunun cevabı "merhaba adım yaşım ev adresim şu, senin sevgilinim ve bana açıklamasını yapman gereken bir durum olduğunu düşünüyorum" ve benzeri olmalıdır. anlayış, hata, faaliyet raporu gibi kavramlar da "sorumluluktan kaçmak", "sadece özgürüm", "karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki istiyorum" gibi başlıklarda ayrıca incelemeye tabi tutulabilir.
tam 4 bahar geçti tanışalı... özlemimden bir gıdım gittiyse göt olayım hemde vergi dairesinde çalışan teyzelerin yayvan götünden...
böyle göğsümün üstüne oturan bişey var. gitmek bilmiyor, nasıl bir daralmadır?. hakkaten gitmek bilmiyor. biraz dindireyim dedim şu ağrıyı. mübarek gecede tanrı'dan dilediğim dileklerin basına seni koydum. peyami amcanında dediği gibi "bu tevekküle karışan bir memnuniyetsizliğin ifadesiydi" her boku yaptım gerisini sana bıraktım ya rab! diyip duamı ettim. neyse konuyu epey saçma bir yerlere taşımak istiyorum..
eskiden annemi çok özlerdim, sonra kardeşlerimi.. falanda filanda bu şekilde bir sıra yapmıştım. bir gece aramadılar mı tereddüte düşüyordum.. zamanla oda gitti. nedendir bilmiyorum ama sanırım mesafeden dolayı.
okula ilk geldiğim sene her hafta ailemin yanına giderdim. uzağa alışkın değilim ya herhalde ondan.... hele ilk haftalar eve gittiğimde annemin sözleri kulaklarımda hala "aman da aman. oğlum gelmiş. yeşil gözlüm..anasının bi tanesi, eşşek kadar olmuşta başka şehirde okurmuş..."gibi bu sevgi pıtırcıklarını bir sayfa kadar uzatırım..gerek yok. çünkü ilerisini düşündükçe gerisi tırt..
dedim ya sadece ilk hafta böyleydi. üçüncü haftadan sonra kapıyı anahtarımla açtığımda "hee yeşil gözlüm sen mi geldin ? bi çay koy kendine gel kahvaltı yapıyoruz" sözleriyle karşılaşıyorsun.
ulan hani geçen hafta beni lord çocuğu gibi karşılıyordunuz? hani geçen hafta....
sevgisinden şüphe ettiğimden değil, büyümenin verdiği rahatsızlığı dile getiriyorum.
konu sapıttı. ama sapsın boşver nihayetinde konuyu sana bağlayacağım .
işte bu mesafeler, ailemin büyüdüm diye beni iplememesi, aramızdaki arkadaşlığı benim için farklı duygulara taşıdı. kodumun duygularıda hani o göğsümün üstündeki o daralmayı yarattı. ulan yoksa o karabasan mıydı? ööeeh neyse.
......
diyorlarki "ne yazıyorsun buraya, ya okumuyorsa yazdıklarını? "
bunları okuyup okumaman beni ilgilendirmiyor . karşımdasın gibi yazıyorum sana. yazıyorum.. siliyorum... yazıyorum... siliyorum....yazıyorum..
sana yanlış bir kelime mi kullandım? hemen siliyorum. kırıcı bişey mi söyledim, özür dilememe bile gerek kalmadan backspace yapıyorum. senle konusurken iki cümleyi peşi sıra getiremeyen ben, şimdi istediğim kelimeyi seçip, konuşmamıza istediğim gibi yön verebiliyorum. hemde bana hiç itiraz etmiyorsun. en çokta bu hoşuma gidiyor.
evvelden senle konustuğumuz zaman, aksamına eve geldiğimde günü vtr sini gözümün önünden geçirirken, "keşke şöyle deseydim, keşke böyle deseydim" diye hayıflanıyordum. şimdilerde ise öyle bir derdim de yok.. keşke diye söylediklerimi araya sıkıştırarak söylüyorum...
öff yeter ağrı şiddetlendi. f1 pilotlarına binen ci kuvveti midir ne bokumdur onun gibi bişey bu.
yazamıyorum şimdi. başka zamana..
güzel bir dostluk vardı aramızda. zaten güzel bir dostluk için birbirimizi iyi tanımak gerekiyordu, tanıyorduk az çok ama sınırları da çizmek gerekiyordu. bu şekildede eminim çok uzun süren bi dostluğumuz olacaktı. denyoluk bende ki bu sınırları aştım. senden hoşlandığımı söyledim.
bu durumda ben seni severken sende sorumluluk duygusuna kapıldın. sonuncusu senden hoşlandığını söyleyen diğer arkadaşlarınla aynı kefeye koyup benide öyle algıladın. istemeden garipsiyorum.
ilk zamanlarda düşünüyordum. acaba benim hakkımda ne düşünüyor, acaba ona senden hoşlanıyorum desem beni nasıl anlar? acaba fesat mı düşünecek? yoksa benim tipimden mi hoşlanmıyor ?....
böyle konustuktan sonra eve gelip günün analizini yapınca soruyorum kendime neden böyle yapıyorum diye. bir .ok çıkmıyor.
kanaat getirdim ki en baştan söylememek gerekirdi. sana senden hoşlanıyorum dememem gerekirdi. daha önceden söylediğim için, bok ettim arkadaşlığımızı dostluğumuzu. ama ettim bir kere. söyledim yani.
sana senden hoşlandığımı söylediğim de bana arkadaşlığımızı riske atmamaız gerektiğinden bahsettin, bende sana unutacağımı söyledim. kendimi kandırdım, arkadaş olmak için çaba gösterdim, olmuyor ... koyim diyip tavırlarımı değiştirdim. bir arkadaşla nasıl konusulur gibi değilde bir sevgili ile nasıl konusulur, kelimelerini seçerek kullanmaya başladım, belki fikri değişir diye. yanlış çok şey yaptım. senin her arkadaşça tavrını yanlış algıladım. tekrar yakınlaşmaya çalıştım.
artık bu safhadan sonra zaten arkadaşlıkta kalmıyor, hiç bişey kalmıyor. ben rahatsız oluyorum, seni benden sorumlu bıraktığım için rahatsız oluyorum(garip bi cümle oldu ).
buluşmalarımızda sana dokunurken bile temkinli davranıyorum. sana dokunmam bir başkasına dokunmam gibi gelmiyor artık bana. daha farklı geliyor. hani fark etme diye arkadaş gibi davranıyorum ya ondan sanırım..
birbirimize laubali hareket yapınca kahkaha atıyordum. tepişince, itişince ehi ehi diyordum. şu an ise o günleri özlüyorum. ulen neden söyledim seni seviyorum diye. bırak ne güzel arkadaştık. şimdi ise salak salak triplere giriyorum. kendi kendime alınıyorum.
birde bazı .öt erkekler vardır. sen söylemiştin çünki. heh bunuda söyliyim hiç çıkmıyorlar aklımdan. böyle arkadaşındır, takılırsın, eğlenirsin gezersin tozarsın felan. sonra beklenmedik bir andan böyle gelir senden hoşlandığını söylerler. hay ... koyim yaa dersin. nereden çıktı şimdi bu dersin. ama fazla iplemezsin. dersinki geçer bunlar arkadaşım geçer, anlık geliyor bunlar sana. şehvet duygusundan söylemişsindir...
hakikatten de göttür bunlar. durduk yere ne hiç ettin dimi arkadaşlığı. insan arkadaşı için öyle dermi? koca arkadaşlığını bitirmeyi riske atacak şeyler söyler mi? anlık gelip geçici şey için öyle der mi ? bana gelip geçici olduğunu söylemiştin....
ya gelip geçici değilse ?
tee yukarda dedimya sınırları başta ben aştım diye.
en başta hatayı ben yaptım ki sana açılmışım. hakikatten arkadaşlığımızı riske atarak çıkmış ağzımdan. şimdi ise sadece hayıflanıyorum. madem açılmışım adam gibi açılayım dimi? böyle gelip geçici gibi algılanırsın sonra. şeklinde hayıflanıyorum, başka bir bok yok. belki bu yazdıklarımdan da pişman olacam ama rahatladım iyimi. böyle yazarak konusuyorum ya, kimse karışmıyor ya o çok süper oluyor. yanlış mı yazdım siliyorum baştan yazıyorum. düzeltme şansım oluyor. keşke konuşmalarımıda hafızamdan silebilesem dimi. yok a. koyim olmuyor, silinmiyor.
neticede bu yazdıklarımda sakın ama sakın kendinde bişey arama.
samimi olarak söylüyorum kendinde bir şey arama. komple kendi götlüğümden kaynaklanan bir durum. senden hoşlandığımı sadece an gelip söylediğim bişey olmadığını bil diye dedim. hakikatten hoşlandığım için dedim.
eee sonuç ne dimi. onu diyorsun. hakkaten bir sonuca bağlamak lazım. geleceğim nokta şu ki,
iki arkadaş arasında güzelşeyler olabilir. hayal ettiğin sonuçlara ulaşırsın, hatta süper olur. ama olmuyorsa karşındakini kaybedersin ve dostluk olmuyor. bunu söylemesem ne sen rahat edecektin nede ben.
seni seviyorum
sağlıcakla.
insana ilk başta kendini sevdirebilen*, kendiyle barıştıran, insanı hem çocuk gibi şevkate muhtaç, kırılgan, hassas, hem de olgun bir insanın yapması gerektiği gibi sorumluluk aldıran, her şeye rağmen güçlü olmayı zorunluluk kılan kişi.
aşktır, feridun düzağaç'ın "alev alev" şarkısıdır, Moda sahilindeki "orange sky"dır, taksim'e gitmek için köprüyü 3 kere geçmektir, yanında en mutlu onsuz en mutsuz zamanlarınızdır, hayatınızın miladıdır, nar çiçeğidir *, göztepe'deki yürüyüştür, bağdat caddesine her inişte abisine yakalanmaktır, sana fazla zaman ayıramasada onu deli gibi sevmektir, birgün giderse diye korkulan ama çaktırmamaya çalışılan kişidir.
sevme eyleminin yapıldığı, ama ne işe yaradığı bir türlü belli olmayan, gözde büyütülüp göklere çıkarılan ama sonra tepeüstü yere bırakılan bir nevi canlı.
hayatta oldugunu hatırlatan, seni özleyen biririsinin oldugunu bilmeni saglayan kişidir. hayat onunla beraber gider onsuz bazı şeyler düşünülemez hale gelir. ama çok dikkatli olunmalı ve sağlam zemine basılmalıdır yoksa kötü bir düşmana dönüşebilir.
insanın ayaklarını yerden kesen kişi. kimi zaman uykusuz bırakır, kimi zaman en huzurlu uykulara sürükler sıcak nefesiyle. bazen duvar olur omuzları üşütür, bazen sarılır eritir insanın içini. bazen ruhunu hafifletir, bazen bedenini yorar. en güzel hayallerinizde başrolleri kapmıştır. kişinin yanına yakışan, yanındayken bile kendini özleten kişidir. iyi ki vardır. *
hayatın hayat olduğunu, yeşilden maviden ibaret olduğunu anladığın yer onun sinesi. o ki kainata bedel; o ki yaşamaya değer.
şimdi yokluğuyla yoğrulur aciz yürek...
hayatına renk, farklı bir yön veren, beraberken gününün kötü geçme ihtimali olmayan, bazen de insanı delirten güzide şahıs. terkedip gittiğinde de hayatına çok hoş bir renk verir.
eğer ona aşıksan sonsuza kadar yanında olacağını düşündüğün an dünyanın en mutlu insanı olursun ancak ya biterse? ya herşey gibi bununda sonu gelirse? diye düşündüğün an mahvolursun, gözlerine baktığında hissettiklerinin tarif edilemiyeceğini anlarsın. mutluluğunda en büyüğünü yaşatabilir acınında...
sevgili birlikte zaman gecirmeye doyamadıgın insandır. saatlerce yürüyüp yorulmamak gibi bişeydir. bütün nazını tribini ceker. en cok o aglatır en cok güldürür. keske kücücük olsanda seni hap yanımda tasısam diyebilecegin, en ucuk fikirlerini paylasabilecegin insandır. doyulmaz ona yanakalrını sıkarsın öpersim ısırırsın sarılırsın ama doyamazsın..
sevgili..
Diz çökmüş göz kapaklarım üstüne
Saçlarım içindedir saçları
Hali var ellerimin halinden
Rengi var gözlerimin renginden
Düşmüş kuyusuna gölgemin
Fırlatılmış bir taş gibi göğe
Gözleri var açıktır her daim
Uykuyu haram ettirir bana
Ya güneşleri önüne katan
Ya o ışık delisi rüyaları
Bir güldürür bir ağlatır beni
Söyletir bilmeden ne söylediğimi.*