en cok ihtiyac duydugunuzda size bir sandvic bile yapmayan insan. "yoksun ki artik?" derseniz hepten kaybedebileceginiz, "yanimdasin" deseniz kendinizi kandiracaginiz varlik, yasam sebebi, olum sebebi...
sevgiliyi sike sürülecek bir şey olarak algılayanlar genelde bazı yanılgılara düşer. gerçi sevgilim değil, eşim diyen bir zihniyetin içinde büyüyoruz normal. ana var baba var. helva yok.
teninin sıcaklığını hissettiğinde, gözleri gözlerine dokunduğunda tanrının sana cenneti armağan ettiğini düşündüren, sesi huzur, kokusu hayat olan olmazsa olmaz varlık.
Bir insan düşünün.
Boynuna sarıldığınızda kokularınızın karıştığı, nefes alıp verişlerini dinlediğiniz ve sizi en çok mutlu kılan zamanların hep onun yanındayken geçtiği.
Size dört mevsim ilkbaharları yaşatan bir varlık.
Sadece onunla olabileceğiniz değil de onsuz olamayacağınız birisi.
Sevgilidir, can yoldaşıdır, nefestir.
Bir bakışı ile yaşarken cenneti bir kızışı ile ölmeden cehennemi tattırabilen tek zat-ı muhteremdir.
bazen duygusallaştırıp adına destan misali şiirler yazdıran bazen de elmayra misali sıkıp sıkıp kucakta bi sağa bi sola çevirme isteği doğuran tüm şevkat hormonlarını ayaklandıran yanakları ısırılası tektir. *
başlarken her gün görünce heyecanlandığımız, kırmamak için özen gösterdiğimiz, biraz ilerleyince tanışma ve alışma devresini atlatıp sevgiyi sonuna kadar yaşadığımız; bir sonraki evrede küçük sorunları yeneriz deyip gene sarıldığımız insan.
sorunlar büyüyünce saçmalarız sonra bu insanla... çözülürse bağlanılır, çözülmezse kopulur...
gözleri gözlerime dalınca beni derinlikle sürükleyen sevgilim;
sana sadece tek bir söz söyleyebilirim, herkesle aynı ama anlamı tamamen farklı;
seviyorum.
ruh sağlığınız için olmaması gerekendir. saçma sapan bahanelerden kavga edebilir.
çok yakın arkadaşlar yemeğe çağırırlar. gitme der, aklı oradaki güzel kızdadır. neden dersiniz, gitme der. sonra başlar klasik muhabbetlere, yok ben sana güveniyorum ona güvenmiyorum vs vs. sevdiğinden başkasına bakılmaz dersiniz, bu sefer de sen de sonuçta erkeksin gibi bir laf eder ve sonuç, muhteşem bir kavga ve zehir olan akşam yemeği.
yeterince açıklığıyla birlikte güzel bir yazı cezmi ersöz'den
aşk da yarın yoktur sevgili;
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur.Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. insan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili.Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir.Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de...Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da.Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim.Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili.Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
insan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. insan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...
işte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...
Hadi,oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili...
hep daha çok sevsin istersiniz sizi doyumsuz gelir doyamazsınız bir türlü sizi sevmesine. özlemdir bitmek tükenmek bilmeyen. huzurdur düşlerinizde sizi rahatlatan kalbinizin sıkışmasına iyi gelen. içinize çektiğiniz nefestir. yutkunamadığınız lokma. her şeydir.
şu anda sarılsam yeter.
sadece sarılsam.
ağlasam onun gözlerine bakamadan, utanarak.
silip gözyaşlarımı gözlerinin içine bakıp onu sevdiğimi söylesem.
uyuyakalsam sonra da göğsünde.
gülerek uyansam.
günaydın canım.