suratını münül münül buruşturduğunda (kızdığında, darıldığında) içinizden bir parçanın koptuğunu hissettiğiniz, onu gürül gürül kahkalar atarken görürken dünyanın en mutlu insanı olduğunuz insandır.
onu seviyorum çok seviyorum.
o beni seviyor çok seviyor.
lanet olsun ki, kötü bir durum, sevgili mevzusu..
her şeyi anlamaya endekslenmiş bir hayatım oldu benim, bu da herkese anlayışlı olmaya çalışmayı sağlıyor, sevdiğiniz insana terapist mi olucaksnız, anlayıp duruyorum onu, oysa sevgili bunu kaldırmaz, bu nasıl bir körlük, geri dönüşü yok, normal sevgili olabilmek ne güzel olurdu, en nefret ettiğim şey olan belirsiz olma durumuna yakalanıyorum, bu yüzden asabiyetimden kaçamıyorum bu konuda.
siz açken ve açıktayken, yemek yapmak için soğuk ve ıssız gecelerde yağmurun ve rüzgarın altında titreye titreye domates doğrarken, sizden benim için şunu şunu yap diyen zalim kişidir.
ne olursa olsun, sevgilidir. sevilir. hele ki o sevgili; hayatı anlamlandıran, varlığında hayata tutunmayı sağlayan, yokluğunda ise hayatı bomboş bir çöl gibi bırakansa, o sevgili için can bile verilir. ss
* " ...
sensizliğe yenilmek
sana yenilmekten zor olsa da
ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
seni içimden terk ediyorum
şimdi
içimde öldürecek bir anı bile bulamayan
iki yarım kaldık
tamamlayamadık bizi
elinden tutamadık yanlızlığımın
saçlarımı da uzaklarına gömdün
içimin mavisi senin okyanusundandı
al! geri veriyorum.
kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
sana bensizliği terkediyorum
"yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın"
demiştin
aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?
ne tuhaf değil mi?
içimi acıtan da sendin
acımı dindirecek olan da
"ya öldür beni" dedim
ya da "git" benden
içi bulanık bir sevdanın ucunda
seni kaybettim.
aldırmadın aldırmalarıma
bir gecede yakıp yârini
şafaklara sattın ihanetini
küllerime basanlar bile utandı yaptığından.
işte soluk bir ömrün son nefesi