pazar sabahı gözlerini açarsın, sessizce uzanmış, yanıbaşında kitabını okuyordur. uyandırmamak için sayfaları bile sessizce çeviriyordur. "ne zaman uyandın sen?" dersin, bikaç sayfa önce der gibi bakar elideki kitaba, usulca koyar başını omzuna, saçları değer yüzüne, küçücük elleri, sıcacık nefesi, anlarsınki, hep yanında olandır, hep yanında olacaktır, hep yanında olmasını istediğindir.
Zevkle katedilen bir yolun son noktasıdır. Keyifli olan "sevgili" değil, "sevgiliye giden yol"dur. dokunduğunda bozulur bütün büyüler, yükseldiğin o yüce tepeden başlar hızla aşağı düşüş. tutmaya çalıştığın her dal parçası yaralar.
...sevgili arkadaşım benim
sana 'sevgili arkadaşım' diyorum
budur, bizim anladığımız sevdanın tanımı
işte sana bir aşk şiiri
içinde 'sevgilim' sözcüğü geçmiyorsa
suçun yarısı senin
çünkü, ben de bize yaraşanların sözcüğünü değil
kendisini seviyorum senin gibi. *
"gerçekten" saf, katışıksız bir bağlılık ve tutkuyla seviliyorsa, resmen diğer yarınız, resmen yaşamınızın anlamını oluşturan varlık, resmen yanıyorsunuz uğruna. yanmaktan bir insan bu kadar keyif alabilir mi? alıyor... hayır, hiçbir zaman söyleyemedim de, ne zaman gözlerine baksam ağaçlardan kuşlar havalanıyor...
kola takıp gezmekten ilişkisiz olarak insana kendine ''evine gitmiş midir, uyanmış mıdır, üşümüş müdür, karnı acıkmış mıdır, iyileşmiş midir?'' sorularını sorduran yegane kimse. belki masum masum gözün içine bakmasından belki de bu soruları sormayı hatırlatan tek kişi olduğundan bu kadar değerlidir, belki kaderimiz olduğunu kabul ettiğimizden; kim bilir?