dean r koontzun göz ucuyla adlı romanında henüz 16 yaşındayken evde yalnız olduğu bir gece,rahip babasının teybe kaydedilmiş vaazı eşliğinde acımasızca tecavüz edilen kızın adıdır. Bu da demek oluyor ki dean r koontz amcamız seraphim adını özellikle seçmiştir, insanların kutsal değerlere tecavüzünü bir ironiyle vurgulamak istemiştir.*
hıristiyan angelojisindeki hikayeye göre, seraphim cennetten iner ve bir ölümlü kadından dört çocuk sahibi olur. Oğulları da nephilimlerdir. Yani düşen melekler. (fallen angel) Bunlar, meleklerin ruhunu taşıdıkları halde, melek değillerdir. Sakat ve eksiktirler. Tanrı şeytanın bu sahipsiz kalan aksak meleklere sahip olmasını engellemek için, seraphim i dünyaya yollar.
seraphimin içinde geçtiği ayet kilise tarafından tanınmamıştır.
Greko-Mısır Serapis’in Kimliği (Yunanlar için Serapis, Mısırlılar için Asar-Hapi olarak bilinir) çözülemeyen bir gizem perdesiyle örtülüdür. Bu tanrı, Mısır’ın gizli başlatma törenlerinin sembolleri arasında bilinen bir figür olmasına rağmen, onun ezoterik doğası yalnızca Serapis kültünü tamamlayanlara açığa çıkardı. Bu nedenle, başrahipler dışında, Mısırlıların kendilerinin bile onun gerçek karakterinden habersiz olduğu muhtemeldir. Bilinen kadarıyla, Serapis’in ayinleriyle ilgili gerçek bir hesap mevcut değildir; fakat tanrının ve ona eşlik eden sembollerin analizi, temel noktalarını ortaya koyar.
Kıbrıs Kralı’na iletilen bir kehanette, Serapis kendini şöyle tanımlar:
"Bir tanrıyım, sana gösterdiğim gibi,
Başım yıldızlarla dolu gökyüzü, gövdem deniz,
Ayaklarım toprağa dayanır, kulaklarımı hava besler,
Gözlerim Güneş’in uzak-düşen, parlak ışınlarıdır."
Serapis kelimesinin etimolojisine dair çeşitli tatmin edici olmayan girişimler yapılmıştır. Godfrey Higgins, Mısırlıların “Soros”u taş bir tabut için, “Apis”i ise kutsal boğada bedenlenmiş Osiris için kullandığını belirtir. Bu iki kelime birleştirildiğinde “Soros-Apis” veya “Sor-Apis” ortaya çıkar, yani “Boğanın Mezarı”. Ancak Mısırlıların bir tabutu insan biçiminde tapınma nesnesi olarak kullanması olası değildir.
Birçok antik yazar, Macrobius dahil, Serapis’in Güneş için bir ad olduğunu, çünkü imgesinin başında sıklıkla bir ışık nimbusu bulunduğunu belirtmiştir. Julian, Oration Upon the Sovereign Sun adlı eserinde tanrıyı şöyle tanımlar: “Bir Jüpiter, bir Pluto, bir Güneş Serapis’tir.”
ibranice’de Serapis “Saraph”tır ve “alevlenmek” veya “parlamak” anlamına gelir. Bu nedenle Yahudiler, ruhsal varlık hiyerarşilerinden birini Serafim olarak adlandırmışlardır.
En yaygın teori ise Serapis adının Osiris-Apis birleşiminden geldiğidir. Eskiden Mısırlılar, ölülerin Osiris’in doğasına emildiğine inanırlardı, ki Osiris ölülerin tanrısıdır. Osiris-Apis ile Serapis arasında belirgin bir benzerlik olmasına rağmen, Mısırbilimciler tarafından ileri sürülen ve Serapis’in yalnızca ölü Apis veya Mısır’ın kutsal boğasına verilen bir ad olduğu teorisi, Mısır başrahiplerinin sahip olduğu aşırı bilgelik göz önüne alındığında savunulamaz. Muhtemelen bu tanrı, dünyasıl ruhu (anima mundi) simgelemek için kullanılmıştır. Doğanın maddi bedeni Apis olarak adlandırılırken, bedenden ölümle ayrılan fakat yaşam boyunca forma bağlı kalan ruh Serapis olarak anılmıştır.
C. W. King, Serapis’in Brahmanik kökenli bir tanrı olduğuna inanır; adının Yunanca biçimi Ser-adah veya Sri-pa, Hindu ölüm tanrısı Yama’ya atfedilen iki unvandır. Bu makul görünmektedir, özellikle Serapis’in boğa formunda Bacchus tarafından Hindistan’dan Mısır’a götürüldüğüne dair bir efsane bulunduğundan. Hindu Gizemlerinin önceliği de bu teoriyi destekler.