... işte o zaman bir rembrant, bir beethoven, bir dante, bir napoleon hakkında en ufak fikri olmayanın, kendini büyük bir insan sanması aslında o kadar kolaydır ki. bu çocuk duvarlarla çevrilmiş beyninin içinde yalnızca tek bir şeyi biliyor, aylardır tek bir satranç oyununu kaybetmediğini; ve dünyamızda satranç ve para dışında değerler de bulunduğundan haberi olmamasından ötürü, kendisinden etkilenmesi için her türlü nedeni var.
rafta gülümseyip durduğu halde ancak okumuş olmama utandığım stefan zweig kitabıdır.
zugzwang denilen bir terim vardır satrançta. bu sonsuz hamlenin dolayısıyla sonsuz olasılıklı kombinasyonların var olduğu bir oyunda tüm ihtimallerin tükendiği, sadece 1 hamle yapma zorunda olunduğu bir kavramdır. bu yüzden oyunun berabere bitmesi mümkün değildir.
bir makine düşünün, satrançta yapılacak bütün kombinasyonları hesaplayan bir makine.
beyazı kullanan makine, kusursuz kombinasyonuyla siyahı yenmiş olur. aslında oyun başlamadan biter. mutlak zafer beyazındır.
yeni nesil oyunlar karşısında oynanma zevkini kaybeden, 64 kareli bir tahta üzerinde genelde siyah ve beyaz 16'şar değişik özellikte taşlarla oynanan eski dönemlerden kalma bir oyun.
Adını bir stefan zweig eserine verebilecek kadar iyi bir oyundur.
Yazar bu kitabına hâyli ilginç bir karakterle başlıyor ve tamam diyorsunuz bu kitap okunur. Ama sonra bam bam!! Daha çılgın bir karakter daha giriveriyor işin içine. Ve kitabı bitirmeden size de rahat yok artık.
ruskekosu nun karşısına oturmak isterdim de onu yenmek için fakat verdiği linkten dedeler çıkar diye korkuyorum. kafa yorucu, zahmetli ve felsefesi olan bir oyun.