bir başbakan en fazla bu kadar odun olabilirdi... kendisi balede uyur, kızı tiyatroyu 150 polisle terkeder... ancak bu kadar sanat ve sanatçı düşmanı olunabilir yani..
günümüzde sanat eşittir anlam karmaşası.
artık çoğu kişi ne kadar fazla saçma cümleler kurarsa o kadar başarılı olduklarını ve sanat yaptıklarını zannediyor. anlaşılmadıkları zaman övünüyorlar, çarpık cümleleri bir araya getirip biz farklı bir şeyler yaptık diyorlar. neden? çünkü kimse bir şey anlamadı.
aynı zamanda bu kişiler eskiye baktıklarında hep kendilerine örnek alıp esinlendikleri biri vardır, kendi alanında gerçekten başarılı. ve aslında onlardan o kadar çok şey almışlardır ki, kendileri buna bir şeyler katmak yerine cümlelerini anlam karmaşası halinde sunup sanat dediklerine son veriyorlar.
yani, insana bir şeyler verebilen, içinde bir şeyler uyandırabilendir sanat eseri. öyle öznel takılıp, bir şey ifade etmeyen bomboş dizeleri insanların gözü önüne sermeyi pek de nitelikli saymıyorum.
Bir ışık... Tünelin ucundaki değilse de, sahnedeki bu ışık çevremdeki karanlığı delip bana kadar ulaşıyor. Ulaşmakla kalmıyor, yüreğimdeki buzulu eritmeye başlıyor. içim ısınıyor... Gözlerim aydınlığa alışınca, ışığın kaynağını görüyorum: işte bu sanat! Her şeyi aşka dönüştüren...
burjuvanın hobisi haline gelmişse de, ekmek gibi su gibi bir ihtiyaçtır. "o zaman pasta yiyemem ben arkadaş"
Korsana hayır da demeyeceksin. Kitabı 40 Tl ye satmayacaksın. Bir enstrümanı beşyüz tl ye satmayacaksın. Tiyatro kursunun kapısından geçmek 400 tl olmayacak. Ama nerde?
kutsal bir anlam yüklenmemesi gereken insan uğraşısı. bir çok yönü vardır. toplumsal bir durumu dile getirebilir, bireysel bir duyguyu açıklayabilir hatta salt ticari kaygılar yüzünden bile yapılabilir. onun adına dahi sanat denir. ama adı sanat yapıtı bile olsa çıkıp rahatça bu tablo beş para etmez denebilir. ama sanat değil demek kimsenin tekelinde olmayan bir şeyi sahiplenmek ve sorgulamaktır. herkesin çok farklı fikirleri olabilir bu konuda. örneğin ben sinema dışındaki sanatların hiç birinde bakın işte bu çok iyi yargısına varmam. en iyi resim, en iyi şarkı benim için iyidir en fazla.
tamamen içindekileri boşaltmaya yarıyor. kim bilir, belki ben de bir yerinden dahil olabilseydim sanata belki bu kafaya sahip olmazdım. boşaltırdım içimdeki tüm pislikleri bir yere. hem de onların güzelleşmesini izleyerek...
kurt schwitters; "sanatçının tükürdüğü her şey sanattır."
bir yapıtı sanat yapan; biçimi, konusu, içeriği, türü ve yansıttığı ustalık değil, sanatçının onun sanat olduğunu bilmesidir.
oh lovely art, in how many grey hours,
when life's fierce orbit ensnared me,
have you kindled my heart to warm love,
carried me away into a better world!
how often has a sigh escaping from your harp,
a sweet, sacred chord of yours
opened up for me the heaven of better times,
oh lovely art, for that ı thank you!
schubert'in an die musik adlı operasında, sanat için yazılmış bu güzel sözleri okurken anlamalıydım böyle tarifsiz coşkuyla karışık mutluluklar yaşayacağımı.. sanatın sonsuz ışığını hissederken, insanların neşeli şarkıları dansları eşliğinde yorumlarken, tiyatro sahnesinin benim için bir mabed olacağını gözlerim dolarak farkedeceğimi tahmin edemezdim. ağzında sigarasıyla daktilosuna hükmeden bir yazarın yaratacağı öyküler, şiirler, romanlar.. kırların yeşilliğini insanların gülen yüzleriyle birlikte resmeden ressamların tabloları.. bambaşka bir düzlemde akıp giden farklı boyuttaki matematiksel çizgilerin onlarca enstrümanla birlikte notaların yarattığı ezgilere döken kompozitörlerin eserlerini.. dijital oyuncakların bizler için birer tehlike olmadığını filmlerle, fotoğraflarla gösteren çeşitli yönetmenlerin ve fotoğrafçıların verdiği emeklerle ortaya çıkan yaratılar...
onların eserlerini ancak goethe en iyi şekilde övebilir; "bilde, künstler! rede nicht!"