bir iman insanı olabilir, allah'ı çok seven birisi olabilir, çok bilgili bir şahıs olabilir...belki de kafirdir, münafıktır bunları bilemeyiz, bilmemize imkan yok. bunlar sadece kürt said ve allah arasındaki işlerdir. ama kimse bana kalkıp bu adamın çok büyük bir islam alimi ve kuran müfessiri olduğunu söylemesin.
neden mi?
nedeni o dur ki, kürt said kuran'ı tefsir etmek yerine oturup kendisi bir kutsal kitap yazmaya kalkmıştır. bakınız aşağıdaki bölümlere:
Levililer
sayılar
mezmurlar
işaya
peygamber yazıları
Yeşu
Hakimler
1. ve 2. krallar
...
bunlar eski ahitin kitaplarının/bölümlerinin adıdır.
risale-i nur adlı kitabın bazı bölümleri:
lemalar
şualar
münazarat
sözler
mektubat
asay-i musa
...
ben bu iki seri arasında yöntem bakımından çok benzerlik görüyorum. bana kalırsa risale i nur kürt sait tarafından kuran ve diğer semavi kitaplara karşı olarak yazılmış fakat onlardan yararlanmış bir başka kitaptır. elbette semavi değildir. daha da ilerisi bir küfürdür!
peki risale i nur niçin kuran ile bağdaşmıyor?
çünkü kürt said bu kitabında sürekli isa peygamberin yeryüzüne tekrar ineceğinden, hazreti mehdi adlı bir kurtarıcının geleceğinden, bu ikisinin birleşerek yeryüzünü müslüman yapacağını anlatır durur...
kuran'da ise bu konuyla ilgili tek bir satır bırakınız satırı ima bile yoktur! vardır diyenler baştan sona bütün kuran'ı tarayabilirler.
ayrıca arapça harflerin ebced hesabına göre hesaplanması ile gelecekten tahminlerde bulunur. yani falcılık yapar.
maide 90: Ey iman edenler! içki, kumar, putlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir,. bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.
kuran kürt said'i yalanlıyor. bu adam hakkında ne derseniz deyin ancak büyük müslüman alim, büyük müfessir gibi laflar etmeyin. kuran'da olmayan şeyleri hem de ilham aldığını öne sürerek varmış gibi yapmak kafirliktir. ilham yalnızca peygamberlere verilir. son peygamber de gelmiş ve gitmiştir. elimizde bir tek kuran vardır. o da kürt said gibilerin de yardımıyla diğer semavi kitaplara benzetilmek isteniyor. aman uyanık olalım.
kürt said'in kitabını diyanet işleri başkanlığı'da batıl ilan etmiştir.
bazılarının zor anlaşılmak, mistik gözükmek gibi amaçlarla arapça, osmanlıca kelimeleri bol kullandığını sandığı deha.gerici olabilir, şöyle olabilir, böyle olabilir ama hiç birisi dahi olduğu gerçeğinin üstünü örtemez. sadece külliyatı ile arkasından dev bir oluşum süregetirmiş fikir adamı. geniş perspektifli insan.
Mustafa kemal Atatürk için şu cümleleri de kurabilmiş kişidir:
--spoiler--
Salisen: Risale-i Nur'un kerameti olarak yangına dair yazılan bir parça, bir haftadan beri size göndermek için bekliyordu. Çünkü ziyade evhamlarından postahanelere çok dikkat ettiklerinden, postayla göndermedik. Sizin de mahkemece hakiki vaziyetinizi merak ediyoruz. "Kardeşimiz Burhan'ın bir küçük musibeti varmış" diye yazıyor, neymiş, merak ettik. Cenab-ı Hak def etsin. Hem Refet Bey, hem Abdullah Çavuşun mektuplarından çok memnun oldum. Onlara hususan selam ediyorum. Umuma selam.
Kardeşiniz
Said Nursi
Reisicumhura gönderilen istidanın zeylidir ki, mecbur oldum yazmaya.
Bana hücum eden garazkarların en esaslı sebebi, Mustafa Kemal in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar. Ben de o garazkarlara derim ki:
Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükumetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla Kur'ân a zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi.
Ben de beş yüz seneden beri kahramanlığıyla ve hakperestliğiyle dünyaya meydan okuyan kahraman bir ordunun şerefini ve zaferini hilaf-ı hakikat olarak M. Kemal e vermediğim için, garazkar dostları, beni yirmi senedir bahanelerle tazip ediyorlar.
Evet, mahkemede ispat ettiğim gibi, "Şerefler, müsbet hayırlar, maddi-manevi ganimetler orduya, cemaate verilir, tevzi edilir; kusurlar, menfi icraatlar başa, reise verilir" diye bir kaide-i hakikatle, "Kahraman ordunun ve bilfiil asker ve asker başında çalışan cesur zabitlerin zaferleri ve şerefleri Mustafa Kemal e verilmez; belki kusurlar, hatalar yalnız ona verilir" diye, beni onu sevmemekle itham edenleri, kahraman orduyu sevmemekle ve şereflerini kırmakla itham edip, onlara hain-i millet nazarıyla bakıyorum. Bu hakikati mahkemede ispat ettiğim gibi, onun muannid dostlarına da ispat etmeye hazırım. Ben, bu mübarek milletin bahadır ordusunun milyonlar efradı ve zabitlerini severim; hürmetlerini, haysiyetlerini elimden geldiği kadar muhafaza ediyorum. Benim karşımdaki garazkar muarızlarım, birtek adamı sevmek yolunda milyonlar efrada manen ihanet, belki adavet ediyorlar.
Evet, çok emarelerle bildik ki, '''''bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa Kemal e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır'''''. Başka sebepler bahanedir. Bunun için mecbur oldum ki, o muarızlarıma derim
--spoiler--
nur yüzlü güzel insan.
gelmiş geçmiş en büyük alimlerden biridir. yıllar önce söylediklerinin tek tek tahakkuk etmesi bizlerin ona olan sevgisini daha da arttırmıştır.
atamız hakkında söylediği iddia edilen sözlerin ise bir çeviri veya aktarma yanlışlığı olduğuna eminim.
çünkü üstad aktarıldığı üzere, vatanına, milletine büyük sevgi duyan, bu vatan için, türk birliği için çaba göstermiş insanlara karşı büyük muhabbet duyan biriydi. atatürk'e karşı ters bir düşüncesinin olması asla mümkün değildir.
said nursi 1922'de meclise çağırılmıştır. ama kurulacak olan cumhuriyet'in Laik bir cumhuriyet olduğunu görünce, mecliste bir konuşma yaparak bunun dine karşı yapılan bir hareket olduğunu söylemiştir ve hilafetin kaldırılmasınada karşı çıkmış kişidir. mecliste yaptığı konuşmadan sonra da, ingiliz güdümüyle kürt teali cemiyeti kurmuştur.
Laik düzene karşı eylemler içine giren Atatürk'e hakaret eden nur yüzlü insandır!!.
edit: düzeltme yapılmıştır. ayar sahibine iade edilmiştir.
kurtuluş savaşı döneminde milli mücadeleyi desteklemiştir. hilafet kaldırıldıktan sonra çıkan şeyh sait isyanını
lanetleyerek iç sınırlarda dini birliğe sahip iki halkın düşman edilmemesini temenni etmiştir. hilafet kaldırıldıktan sonra bu açıklamayı yapması enteresandır.
her ne kadar konu hakkında fazla bir bilgim olmasa da denilebilir ki kendisi hakkındaki düşünceler ismet inönüye duyulan düşüncelere benzer: said-i nursi ya çok sevilir ya da kendisiniden nefret edilir; ortası yoktur.
arapça öğrenimini beceremediği için yarıda bırakmak zorunda kalan zat. risalei nur külliyatının kendisine rüyasında söylendiği gibi yazıldığını söylemektedir yani said-i nursi diyor ki ''ilham yoluyla bana yazdırıldı bu kitap''.
istismara en açık olan yol sanırım rüya ve ilham yolu, yarı ümmi olan said-i nursi böyle bir eseri zaten kendisi yazamazdı ancak o kendisine getirileni tercüme edebilirdi.
lafın nereye doğru gittiğini anlamışsınızdır .
kuran-ı kerimden sonra en sahih olan kelam yani hadis-i şerifle bitirelim.
"Sizden önceki ümmetler arasında, kendilerine ilham olunanlar vardı. Eğer
benim ümmetim içinde de böyle biri varsa, o da Ömer’dir."
(bkz: said i kürdi)
Kur'an dan başka kitap arayanların (bkz: risale),
ve Muhammed'den başka peygamber arayanların (bkz: said'i kürdi),
aradıklarını kendisinde buldukları din tüccarı deli.
kendi suratındaki meymenetsizliğe bakmayan bu yaratık, atatürk'e laf atma cesaretini gösterebilmiştir...
Radyo'nun çalışma mantığını 2 kutu içindeki meleklerin konuşması şeklinde anlatan, kimilerinin dahi yakıştırmalarına rağmen zamanının kadısı tarafından nokta ile virgül kullanmaktan aciz olduğu belirtilen, devlet erkanının önüne
yerel çaputları üstünde iken çıkıp, diyarbakır yöresine özerklik verilmesi, diyarbakır'da sadece kürdçe konuşulan, kürd hocaların ders vereceği, kürd öğrencilerinin okuyacağı bir okul kurulmasını istemiştir. padişah ilk başlarda bu adama gülse de sonrasında ciddi olduğunu anlamış ve bu deliyi tımarhaneye kapattırmıştır...
Kendisinin Türk milleti ve Mustafa kemal atatürk hakkındaki görüşleri şöyledir...
--spoiler--
Ben bir manevi alemde, islam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. işte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur'u iman ve Kur'an ışığıyla hakikat-i hal'i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor
(Şualar458-459,Siracun Nur 247)
Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis-i Şerif'in ihbariyle Kuran'a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal'in o adam olduğunu zaman gösterdi.
(Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis'i Cumhura ve üç makama gönderilen istida)
Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk'ü Protestan yapamayan ve Milleti islam için pek zararlı olduğunu efaliyle ispat eden ve Hadisi Şerif'in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal'e bir mahrem eserde ''din yıkıcı Süfyan'' dediğimizi (...)
(Emirdağ Lahikası I,50-51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme-i Kübra-ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226-227)
--spoiler--
H. Nihal Atsız kendisi hakkında şöyle bir yazı yazmıştır... Zaten bu yazının üstüne başka bir şey eklemek abesle iştigal olur...
--spoiler--
Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına kadar; mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk, "Said-i Nursi" adında cahil bir Kürdün peşine takılmış gafil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Said-i Nursi'nin o çetrefil ve cahil kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri, atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.
Said-i Nursi, denilen adam, eskiden Said-i Kürdi diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten aciz, Şafii mezhebinden bir kürttür. Mütareke yıllarında istanbul sokaklarında milli kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. Bu cakacı kürt kendisine "Bediüzzaman" demekte, müritleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. Bediüzzaman, "zamanın harikası" demektir. kürt Said, cidden zamanın harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidailiği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da on binlerce, belki yüz binlerce Türk'ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten zamanın harikasıdır.
Zamanın bu harikası, bu kürt Said, aslında bir kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular, Türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, kürt Said de ortaya Müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürtçülük davasını açıkça güdemeyeceği için, Türklüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor. Müritlerine yahut kendi tabiriyle Risale-i nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olması ihtimali varmış. Tabii, dağdaki kürdün bu büyük ve ilahi (!) buyruktan haberi olamayacağı için, o evlenecek ve kürtler çoğalacak. Herkesin sözüne inanan saf Türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmeyecek, böylelikle Türk soyu azalacak ve kürt Şeyh Said'in 1924 de yapamadığını kürt Molla Said (yani Bediüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak.
Kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, Zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu Müslümanlık adı altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? Urfa'daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip Ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak kürt Said'in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? Milli talihsizlik, akıl hastalıkları kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. Ciddi tedbirler alınmazsa, bu dini cinnet daha yıllarca sürecektir.
Nur risalesi (kendi tabirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak on binlerce satarlar. Bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan Nurcular vardır. Bunları satarak sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları kürt hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse bir şey anlamaz. Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.
Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da birkaç tane yollamışlardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen sözün bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.
işte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatında şeyhi, piri olan, kendisinden "efendi hazretleri" diye söz ettikleri kürt Said'in seviyesi budur.
Fizikten, titreşimden haberi olmayan, müspet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu kadar düşünür. Fakat bilgisizliğini de anlamaktan aciz olan o kara cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, Türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. Nur risalelerinin birinde, Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi "akvam-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler ) olduğunu yazmıştı. Sevsinler medeni kürdü! Özbek, Kırgız ve Tatarlar arasında okuyup yazma nispeti % 90'dır ve aralarında atom bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce uzman ve bilgin bulunmaktadır.
Kendisini Nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, kürt Said de ne bulduğunu kendisinden sormuştum. "Kur'anın en güzel tefsirini yapmıştır" diye cevap vermişti. Bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, Kur'anın şimdiye kadar en büyük islam bilginleri tarafından üç islam dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. Bunu kendisine boşuna anlatmaya çalıştım. Bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın dışına uğramıştı. Bir safsataya inananla uğraşmak neye yarar? Bugün devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine gitmektir.
Bana göre Ticanilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebebi, milli ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız veya zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur-cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar, bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez.
Türkçülük, insanlara hiçbir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi hiçbir şey vermiyor. Yalnız istiyor... Fedakârlık ve feragat istiyor. Nurculuk ise cennet vaadinde bulunuyor. Ebedi saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler vaat ediyor... Kafası işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar, tabii Nurculuğu seçecektir. Nitekim bunu kendileri de söylüyor: "Türkçülük mezara kadar... Ondan sonra ne olacak?" diyor... Tabii ondan sonrasını kendilerine kürt Said hazırlayacak...
Şimdi, şu kürt Said'in nasıl bir kürt milliyetçisi olduğunu kendi yazısıyla ispat ettikten sonra, onun arkasına takılan Türklere birkaç söz söyleyeceğim.
kürt Said'in 1327 (= 1909) yılında, istanbul'da Vezir Hanındaki ikbal-i Millet Matbaasında basılmış bir eseri vardır. Adı: "iki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi Yahut Divan-ı Harb-i Örfi ve Said-i Kürdi"dir. Kendisinin. Said-i Kürdi (yani kürt Said) olduğunu tasdik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini "Bediüzzaman" diye takdim etmektedir. Eserin tabii, yani editörü de "Kürdizade Ahmed Ramiz" dir. Yani dört başı mamur bir eser. Bu 48 sayfalık eserin "hatime" kısmı (44- 48. sayfalar) kürt Said'in içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. Bunu aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazılmış için açık Türkçeye çeviriyorum: Ebna-i cinsime burada birkaç söz söymezsem, bence bahs natamam kalır (= Soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalır.)
"Ey Asurîler ve Keyanilerin Cihangirlik zamanında pişdar, kahraman askerleri olan arslan kürtler! Beş yüz senedir yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahra-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilahi denilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nurani-i ilahinin müessisi olan hikmet-i ilahi ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerratın cazibe-i cüz'iyyeleri gibi bir cazibe-i umumi-i milli teşkili ile kürt gibi bir kütle-i azimi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islamiyye ve Osmaniyyenin mevkibinde bir kevkeb-i münevver gibi cazibesini ittiba ile muvazene ve aheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz.
Çevirisi:
(= Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan kürtler! Beş yüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. ilahi hikmet denilen, âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dal budak salan Tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilahi hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış; size emrediyor ki: Ayrılık gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumi ve milli cazibe teşkili ile kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek islam ve Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumi ahengi muhafaza ediniz."
Görülüyor ki kürt Said, zavallı kürtlere eski Asur ve iran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir kürt milliyetçisidir ve çapraşık acemi ifadesiyle kürtleri kürt milliyetçiliği fikri etrafında birleşmeye çağırmaktadır. Bunun hiçbir tevili, tefsiri yoktur. Beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir islamcı değil, bir kürtçü olduğunu kabule mecburdur.
Bundan sonrasını, zaten anlaşılmaz ve bozuk ifadeli olan metinden sıyırarak, yalnız tercümesini (evet, bu kelime yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları boşuna yormaktan alıkoyacağım. Bundan sonra kürt Said şöyle diyor:
"Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriata dayanmış olan hürriyet sultanı yüksek sesle, sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için "fen, sanat ve silah başına, ileri arş" emrini veriyor."
Hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus kalmış ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu üstünde olan cehalet ve gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya teşebbüs etmiş bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmış olan seciyenizi maarifin hayat suyu ile sulamanın vaktidir. Yoksa kuruyup çürüyecektir.
ihtiyaç denilen, medeniyetin babası ve ilerlemelerin kurucusu olan Üstad, sillesini kaldırmış, size hükmediyor: Ya hayat ve hürriyetinizi bu vahşet sahrasında yağma ettireceksiniz yahut medeniyet alanında fen ve sanat balon ve trenine binerek istikbali karşılayacak ve olgunluğun Kabesine koşacaksınız.
Milliyet denilen mazi derelerinde, hal sahralarında ve istikbal dağlarında çadır kurmuş olan Rüstem-i Zal ve Selahaddin-i Eyyubi gibi, herkesi başkasının haysiyet ve şerefiyle şereflendiren ve yüksek duyguların timsali olan milliyet fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir milletin hayatının makesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin müşahhas misali olunuz. Şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira maksadın büyümesiyle himmet de büyür 've milli hamiyetin galeyanıyla ahlak da yükselir.
Kavimlerin saadetinin sebebi olan ve milli hâkimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan hürriyetteki cüz'i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve şer'i meşveretin mayasıyla mayalandıran meşru meşrutiyet, sizi imtihan meclisine davet ediyor. Erginlik çağına vardığınızı ve vasiye ihtiyacınız olmadığını görmek istiyor. imtihana hazırlanınız. Varlığımızı birleşerek gösteriniz. Milli hamiyet ile şahsi fikir ve vicdanınızı milletin müşterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır alacaksınız ve hürriyet şahadetnamesi elinize verilmeyecektir.
Mazide dağınıklılığınıza sebebiyet veren birinizdeki bencillik fikri şimdi istikbalin medeniyet saadethanesinde icat fikrine, şahsi teşebbüse ve hürriyet fikrine inkılâp edecektir" Hatta diyebilirim ki, başkalarının sükuti medreselerine nispetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmi mebuslar meclisini gösteriyor. imam arkasında fatihalar okuduğunuz zamandaki semavi ve ruhani vızıltılarınız da, mezhebi ve kavmi mahiyetinizdeki istidat, meşrutiyet sırrına kaderin bir ima ve nişanı vardır.
"insan için çalışmaktan başka yol yoktur." sözünün öteki ifadesi, şahsi teşebbüstür. Her kemalin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve milli namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında milli namusu çiğnetmeyiniz. Milli duyguların makesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bulunan diliniz, tuba ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstaitken böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden milli hamiyete şikâyette bulunuyor.insanda kaderin sikkesi lisandır. Anadil tabii olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz. O dile giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi baki kalır. Milli dille görünen her şey hoş gelir. Milli hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayali Efendi'dir. Milli hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elif be, sarf (= gramer) ve nahvini (= sentaksını) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine rast geldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır."
işte bu zat, bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.
Bediüzzaman Said-i Kürdi:
Kürt Said'in tam bir kürt milliyetçisi olduğunun bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. Böyle olmayıp da, yalnız geri kalmış kürtleri kalkındırmak amacı gütseydi, onlara, "Bilgi sahibi olun" demekle yetinir, medeni ve edebi Türkçe dururken, milli dil diye kaba ve iptidai kürtçeyi tavsiye etmezdi. Meşrutiyetin memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevşemesinden faydalanarak, Türkiye'yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini gerçekleştirmek isteyen Hıristiyan tebaalar gibi, bu Müslüman kardeş de imparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmiş olan Türkleri vurmaya çalışıyor. Kendilerine tarih ve şeref uydurmak ihtiyacında olan bütün iptidai cemaatler gibi, roman kahramanı olan Zaloğlu Rüstem'i ve ancak anası kürt olan Selahaddin Eyyubi'yi kürt kahramanı diye ileri sürüyor. Kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. Kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. Tabii, devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, 180 derecelik bir çarkla Said-i Kürdi adını Said-i Nursi yaparak ve Nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek bir din mürşidi gibi ortaya çıkmayı başarıyor.
Bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu davranışı değil; on binlerce, belki yüz binlerce gafil Türk'ün, bu cahil kürdün arkasından gitmesi onun cahilane ve hainane öğütlerine körü-körüne, boyun eğmesidir.
Şimdi bu gafil Türklere hitap etmek istiyorum:
"Siz, Türk ve Müslüman mısınız? Türk iseniz, hangi sebeple cahil bir kürdün ardından gidiyor, onun telkinleriyle kendi ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz. Aranızda "Türkçe de dil mi?" diyen ahmaklar, resmi dilin Arapça olmasını isteyen hainler var. Siz ne biçim bir Müslümansınız ki, cahil bir kürdün telkini ile evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetişir de günaha gireriz diye bekâr kalmaya azmediyorsunuz? Putperest olduğunuzu farkında değil misiniz? Bir cahil kürdün sakalını tırnaklarını, abdest aldığı suyu kutsal emanetler gibi saklamak hangi Müslümanlığın, hangi insanlığın, hangi temizlik kaidesinin, hangi şuurun işidir? Uyanın! Radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir budalanın müridi olarak eşe dosta, dosta düşmana karşı gülünç olmayın. Müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir. Onun yeni baştan açıklanması için kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur."
Bana bu yazıyı yazdıran, Trabzon'dan yollanan acayip bir nesne oldu. Çok küçük boyda 8 yapraklık bir broşür olan bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir Said-i Kürdi reklâmıdır. Gönderen, O. Nuri Kurt adında tanımadığım birisidir. içinde kürt Said'in sayıklamalarından parçalar var. ikinci yaprağın ikinci yüzündeki şu hezeyana bakın:
"Aziz, Sıddık kardeşlerim:
"Siz kat'i biliniz ki, risale-i nur şakirtlerinin meşgul oldukları vazife ruy-i zemindeki bütün muazzam mesailiden daha büyüktür."
Evet! Sizin vazifeniz cidden büyüktür. Haçlıların, bozuk idarenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı Türkiye'yi cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatınızla yıkacaksınız. Türklüğü inkâr ederek; şeriatı Anayasa ve Medeni Kanun durumuna getirerek, evlenmeyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak, eski yazıyı getirip Arapçayı resmi dil yaparak, islamiyet'ten önceki tarihimizi küfürdür diye kitaplardan kazıyarak Türklüğü yıkacaksınız. Bunu yaparken, ölü Stalin'le sağ Makaryos'un müttefiki olduğunuzun asla farkında olmayacaksınız. Müslüman geçindiğiniz halde, Peygamber'in "Evlenip çoğalınız" anlamındaki hadisini hiçe sayarak, kürt Said'in evlenmemek hususundaki hezeyanlarına baş eğmekle kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında olmayacak kadar acınacak yaratıklarsınız.
Neymiş o sizin meşgul olduğunuz büyük vazife? Bir odaya kapanıp kürt Said'in hezeyanlarını okuyarak kendinden geçmek değil mi? Bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhi tababetin ve marazi ruhiyatın konusu olabilirsiniz. Kendisi genç ve güzel bir kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir zenci ile evlenen Amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen nesne değildir. Sizinki de kendi içinizde kalsa, Türklüğün aleyhine yönelmese, belki böyle sayılabilir. Fakat Cennet vaadi ile gafilleri avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve Türklükten ayırıyorsunuz. Araplarla aramızda bir dava oldu mu, mutlaka Arapları haklı bulunuyorsunuz. Türk-Arap savaşı olursa, "din kardeşime silah çekmem'" diyorsunuz.
işte, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla gösterdim. Onun bir kürt milliyetçisi olduğu apaçık ortaya çıktı. Bu açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de Türklüğe dönerseniz, hoş... Yine eski sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan şüphe etmeli...
--spoiler--
resimlerini görmeden önce bu adamı yeşilçam dedeleri gibi aksakallı, nur yüzlü, yeşil sarıklı, tam bir allah dostu olarak düşünüyordum. bir gün yurttayken ansiklopedinin birini karıştırırken bu adamın resmini gördüm. ilk tepkim bu ne lan böyle? "bu kadar çirkin ve tipsiz evliya mı olur" dedim * birde nursi demeleri yok mu tam çileden çıktım. olsa olsa nursuz olur bu rahmetli.
gerçek bir evliya profili için capsa bakınız. https://galeri.uludagsozluk.com/r/41458/+
Bedüizzaman lakaplı islam alimi. 2.Abdülhamit'e karşı çıkmış akabinde gittiği Selanik ziyaretinde ittihat ve Terakki cemiyetine katılmıştır. Bu ziyaret sırasında Atatürk ile tanıştığı söylenmektedir. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'na gönüllü katılmış, birinci Dünya Savaşı sırasında Bitlis savunmasında yaralanmıştır. Kurtuluş Savaşı döneminin şeyhülislamının verdiği Kuvvacıların katledilmesi vaciptir fetvasına ilk karşı gelmiş islam alimidir.
Akabinde Kurtuluş savaşına destek olmuş, birinci meclise bizzat Atatürk taafından davet edilmiştir. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yeni hükümet ile yolları ayrı düşmüş bir çok kez sürgün cezasına çarptırılmış Şeyh Said ayaklanmasına destek vermesi için kendisini teşvik eden Şeyh Said'e Ahmet'i Mehmet'e mi vurdurucaksın diyerek reddetmiş aldığı çeşitli sürgün cezlarıyla oradan oraya savrulmuştur.
1960 yılında ölene kadar birçok islam'i eser yazmıştır. Yazdığı eserler bugün gerek müslüman gerekse gayri müslim birçok ülke tarafından yakından takip edilmiştir.
edit: bazı arkadaşlar neden eksi'lemiş anlayamadım. Tarih sizin işinize geldiği şekilde anlatılmaz arkadaşlar.
hayatının büyük bölümünü hapishanede risale-i nur adı verilen yapıtlarını yazarak harcamıştır. ömrünü dine adamış bir insandır.zamanında atatürk tarafından millet vekilliği teklifini geri çevirmiştir. önemli bir şahıs olmasına rağmen mezarının yeri tam olarak bilinmemektedir. fethullah gülen'i fethullah gülen yapan kişidir.
tarihte eşine az rastlanır biçimde müstakil tarikat mürşidlerinin postu bırakıp risale-i nur talebesi olarak kendisine biat ettiği kimsedir...(postu bırakma fedakarlığı anlamından ayrıca bahsetmeye luzum yokdur)
tarihte eşine az rastlanır biçimde müstakil tarikat mürşidlerinin postu bırakıp risale-i nur talebesi olarak kendisine biat ettiği kimsedir...(postu bırakma fedakarlığı anlamından ayrıca bahsetmeye luzum yokdur)
bir (1) tane buluşa, keşfe, icada imza atmamış üstün yetenek. alim. dahi. müritleri gravitonu falan keşfettiğini iddia eder gerçi ama bunları duysa kendi bile gülerdi herhalde.