risale i nur

entry790 ↑ galeri535
    228.
  1. Harika bir rehberdir. iyi bir kuran tefsiridir.
    4 ...
  2. 227.
  3. bu cemaate tabi olduklarını söyleyenleri, bu külliyattan sınava alsalar keşke dediğim durumdur. ( sonuçların ne olacağını herkes biliyor)
    3 ...
  4. 226.
  5. bu eserlerin birden fazla yönü vardır esasında. bazı bölümlerde ibn i haldun'un el kindi'nin, gazali'nin girdiği ontolojik tartışmaların çerçeveleri ele alınmış ve cevaplar bulunmaya çalışılmıştır. mesela sözler mecmuasındaki çoğu ele alınan konu felsefe dili ile ciddi anlamda başarılı bir biçimde said nursi tarafından irdelenmiştir. islam aleminin endülüs döneminden sonraki fikri duraklamasına dur diyen iki isim vardır bana göre biri muhammed ikbal, diğeri ise said nursi'dir. ontoloji felsefi açısından söylüyorum bunu. sözler, lem'alar gibi bölümlerdeki o felsefi kavgayı gördüğünüzde işte bu diyorsunuz.

    amma velakin mucizat ı ahmediye gibi şeyleri kabalacılık ve celcelutiye aracılığı ile risale i nur'u övme çabaları başladığında işin cılkı çıkmış oluyor. bir yanda antik yunan dönemi fikirlerini açıklayan said nursi bir yanda da kabalacılık yapan said nursi. bu çok büyük bir çelişki.
    şayet bunlar olmasaydı said nursi'nin eserleri islam felsefesi tarihi açısından bir kaynak olabilirdi ki bazı durumlarda kaynak eser olarak kullanıldığı olmuştur. özellikle haşr yani insanın dirilmesi ile alakalı bölüm olan 10. söz islam tarihinde çoğu düşünürün bile hayran olacağı teviller içermektedir. evet said nursi ilmi olan biriydi ama o kabalalara hilyelere anlam veremiyorum.

    said nursi senretik bir adamdı. mesela şia'nın islam kültürüne kattığı verileri de kullanmıştı, tasavvufu da. hatta bu sebepten ''mevlana benim dönemim de gelse risale i nuru, ben onun döneminde yaşasam mesneviyi yazardım'' gibi ifadeleri de vardır. muhyiddin i arabi etkisi de vardır kendisinde. zaten eserleri bu isimlerden hareketle adlandırmalar yapmıştır. mesela maktubat, muhyiddin i arabi'nin Mektubat-ı Rabbani eserini andırmaktadır. sözler mecmuası da mesnevi'yi. hatta sözler mecmuası tamamı ile mesnevi formatında yazılmıştır. yani temsili hikayeler aracılığı ile irşad etme.

    felsefi kısımları ki %1'e ancak tekabul eder, bunun haricinde risalelerin ilmi bir yönü olduğunu söylemek çok zordur, ayetlerin tefsir edildiği ve tarihsel tespitler haricinde tasavvuf etkisi eserleri karman çorman etmiştir said nursi.

    şahsına gelince; yıllarca zulüm altında kalmış olmasına rağmen değişik ülkelerden davet almış olmasına rağmen bu ülkeden gitmek istemediğini dile getirip 35 yıla yakın hapishanelerde sefil bir hayat sürmüş olmasına rağmen gösterdiği dirayet, said nursi'nin ahlaklı bir alim olduğunu göstermektedir. eserlerini çokça eleştirebilirsiniz, haklısını da. ancak said nursi insani anlamda gerçekten samimi ve hakperest bir adamdı.
    bir kürt düşünün ki en çok türkler tarafından sevilsin ve imam kabul edilsin.
    said nursi bu toprakların yetiştirdiği doğruları yanlışları ile kabul olunması gereken bir değerdir diye düşünüyorum.
    2 ...
  6. 225.
  7. içinden içtihad çıkarılan sapkınlık kaynağı, deli saçması...

    islam'da ve kur'an'da olmayan ne şekavet varsa bu külliyata dayandırılarak itelenir. daha da acısı dininden habersiz bir çok aptal hanefi türk bu islam dışı uyduruk şafii lakırdılarına itibar etmektedir...
    3 ...
  8. 224.
  9. 223.
  10. kulliyattir ve islam dinine inanan insanlarin iman gucunu zirveye cikaracak mukemmel eserlerden olusur. Lemalar ve sozlerin bir kismini okumusumdur.
    0 ...
  11. 222.
  12. Bediüzzaman Said hazretlerinin yazdigi kitaptir.
    0 ...
  13. 221.
  14. kur'an tefsiridir.

    said nursî, aslında pek çok teolojik 'sorunsala' yeni bir yorum getirmiştir. mesela insanlık tarihinin 7000 yıl olduğuna dair hadisi, 'arz günü', 'şemsüs sema günü' olarak birçok bölümde inceleyerek, günümüz biliminin kabul ettiği noktaya kadar getirmeyi başarmıştır. bu nedenle bir kur'an tefsiri olarak anılan bu risaleler, aynı zamanda bir 'irşad' kitabı olarak kabul görmüştür. zira içerisinde ravileri zayıf bazı hadisler vardır.

    bu bakımdan da imam gazzalî'nin ''ihya'' adlı en büyük eserini çağrıştırır.
    8 ...
  15. 220.
  16. 219.
  17. yobazlarca eleştirildikçe, saldırıldıkça parlayan eserdir.

    çok hadiselerle vakidir.

    edit: ayrıca 4 sene medreselerde kalmış biri olarak kur'an dan üstün tutulmadığına, bilakis kur'an ı yüceltmek ve övmek için yazılan bir kitap olduğuna ben şahidim.
    8 ...
  18. 218.
  19. cemaatçilerin kurandan daha doğru ve ulvi gördüğü deli zırvası.
    (bkz: cemaat evlerinde kuran yerine risale olması)
    7 ...
  20. 217.
  21. fanatik iddaa eki kadar değerli değildir.
    10 ...
  22. 217.
  23. yazilislari cok acaiptir. bilmemkacinci pariltinin kacinci ışınının şu meyvesi zühre yildizindan gelmistir gibi... kafa bu kafa.
    9 ...
  24. 216.
  25. baska bir dile aktarilmasi gunahtir ve caiz degildir sakirtlere gore.
    9 ...
  26. 215.
  27. bazı insanların cidden bir evrim artığı olduğunu kanıtlayan sıçmık.

    bunu okuyup da feyizlenen, başkalarına da okutan insan evrim artığıdır.
    2 ...
  28. 214.
  29. deli saçması hikaye kitabı. 90 larda sabah gazetesinin dağıttığı ayşegül dergileri kadar değeri yoktur.
    3 ...
  30. 213.
  31. kitabımız kuran-ı kerim'in orjinali zaten arapçadır. yada kuran-ı kerimin kendine has bir dili diyelim. zaten anadili türkçe olan bir türk vatandaşı olarak bir okuyuşta anlamıyoruz . illa ki bir bilenden ders almamız gereken bir durum var ortada. pekala kabul .
    peki , risale i nur, kuran ı daha iyi anlamamız için yazılmışsa risale inur u anlamak için neden ekstradan sözlüğe ihtiyaç duyuluyor ? anlayamıyorum bilen varsa anlatsın.
    neden mealli , türkçe'ye çevrilmiş, herşeyi bir okuyuşta anlayacağımız din kitabımız yok ?

    not: "elhamdülillah müslümanım " "kitabım kuran-ı kerim " .
    1 ...
  32. 212.
  33. ''tefsir değildir, tefsir ötesidir.''

    ve bilmediğini bilmektir...
    ben bir tabloya dışarıdan baktırmaz, insanı tablonun içine alır, tablonun içindekileri adeta yaşatır diyordum. ama benim tanımlamam her yönden baya eksik kalmış gibi görünüyor.

    --senai demirci--

    Tefsir, teknik bir deyim. Ayetleri önünüze koyarsınız, öncesi ile sonrasıyla nasıl bir irtibatı olduğunu, ne demeye geldiğini, nasıl indirildiğini vs. anlatırsınız. Bu konuda, Risale-i Nur müellifi zaten bir çalışma yapmıştır. Hem de savaş sırasında, hem de at sırtında, hem de ana dilinde de değil, bir tefsirin olması gereken dilde, kendi dilinin yatağında "Arapça", hem de hiç emsali olmayan bir duyarlılıkla ve tutarlılıkla... Söz konusu tefsir, işarât'ül i'caz, Bakara Sûresi'nin 32. ayetinin eşiğinde durmuştur. Bilahare Türkçe'ye de çevrilmiş, Arapçası da daha sade bir Arapça'yla yeniden aktarılmıştır. Yani, Said Nursî, bildiğimiz anlamda "teknik tefsir" yazamayacak biri değildir.

    Peki ama Risale-i Nur nedir? Doğru, üstad da bizzat "tefsir"dir diyor ama.. Bence bu Risale-i Nur'u en azından beklenen, bilinen, sevilen tefsir geleneğinin içinde de bir yeri olduğuna dair bir hatırlatmadan ibarettir.

    Risale-i Nur "tefsir" değildir, "tefsir ötesi"dir...(Bu cümleyi, taassuptan azade söylediğimi gayet iyi biliyorum; Said Nursî takıntım da yok; öyle ki başka bir isim daha Risale-i Nur adı altında yeni metinler yazsaydı, seve seve okurdum. Bir fart-ı muhabbet de değildir bu; çünkü Said Nursî'ye dair değil eserine dair yazıyorum. Ancak, Nur talebeleri olarak bizi eleştirenlerin de hiç olmazsa bakışlarını anlayışla karşılamak gerek. Risale-i Nur, Kur'ân'ı yaşamak içindir, vahyin diri nefesini solumak için okunur. Risale, Risale okumak için okunmaz. Bu yüzden, Nur talebeleri de en az bir başkası kadar okudukların tekrarlayan, okuduklarını okumaya çağıran değil, okuduklarıyla Kur'ânla tanışan, yaşıyan ve Kur'ân'a Risale üzerinden muhatap olma heyecanını taşıran, taşıyan biri olana kadar bu iğneleyici eleştirileri hak vermesek de, anlayışla karşılamak zorundayız.)



    Risale-i Nur'un Kur'ân'la irtibatı "bilgi"sel/"informatik" değildir. Yani dışarıdan bakmaz vahye.. Ayeti çerçevelenmiş bir nesne olarak önümüze koymaz. Bu tür bir bakışın, bizim meslekteki (tıp) karşılığı "in vitro" yani canlı dokuya tüpte bakmaktır.. Oysa, asıl doku kendi ortamında tanınır; yani "in vivo" olarak. Risale-i Nur bizi Kur'an'a muhatap ederken, "vahyin içine" koyar. Ayetin nabzını dışarıdan tutturmaz bize, bizi ayetin kalbinde tutar, odacıklarına sokar, varlığımızı ayetin nabzı eyler. Çerçevelemez ayeti, bizi, aklımızı, düşünme biçimimizi ayetin tablosu içine koyar.
    O yüzden kışkırtıcı bir soru sorarım özellikle kendi meslektaşlarıma (ve tabii diğerlerine de): "Sen hiç kan gördün mü?" Cevap pat diye gelir; "Evet!" Oysa, görmemişlerdir, göremezler de, göremeyecekler de.. Şimdiye kadar gördükleri kan hep "tüp içinde" oldu, hep "damar dışı"na akmıştı.. Tüp içindeki kan,

    (1) ölüdür ya da ölmek üzeredir,

    (2) hareket etmez, tortulaşmak üzeredir,

    (3) kalbe uğrayamaz, tüp içinde hapistir,

    (4) soğuktur ya da soğumak üzeredir,

    (5) basıncı yoktur; donup kalmıştır,

    (6) pıhtılaşmıştır ya da pıhtılaşmak üzeredir; akışını kaybetmiştir,

    (7) az sonra katısı sıvısından ayrışacak çökelecektir; rengini kaybetmiştir ya da kaybedecektir.

    Oysa damardaki kan, (1) canlıdır hem de her damlasında binlerce can vardır,

    (2) hareketlidir, hem de her noktasında binlerce hücrenin sürekli ve anlamlı bir dansı vardır,

    (3) kalbe uğrar, nefes alır, nefes verir, canla irtibatı sürmektedir, canlıdır, canlandırır da,

    (4) sımsıcaktır; her dokunduğu yere "bahar" gelir, vardığı her hücrede can tazelenir,

    (5) basıncı vardır, ne az ne fazla.. hep dengede hep ahenk içindedir,

    (6) akışkandır; pıhtılaşmayacak kadar seyreltik (diluted) damar dışına çıkmayacak kadar da kıvamlı (concentrated) akar her anda her mekanda,

    (7) rengi hep tazedir, hep canlıdır, kan kırmızı bir dirilik içindedir..

    Peki, bunca tıbbî ders ne anlama geliyor? Kur'ân ayetleri "damar içi kan" gibi canlı, hareketli, kalbe dokunan, neşeli bir akışkanlık içinde, sımsıcak temaslar sunan, akleden kalbi iten bir basınçla kıpırdayan, asla donmayacak, hiç pıhtılaşmamış, kıpkırmızı kan renginde bir tecelligâhtır.

    işte Risale-i Nur bizi vahiyle tanıştırırken tüpe koymaz ayeti, bizi damar içine sokar...

    O "kan kırmızısı" kapakların içinde sürekli bir hayat ırmağı akar, bizi de içine katar.



    Deepnot:Ne garip ki, Üstad, "tefsir" olarak yazdığı işârat'ül i'caz'ın en son sayfasındaki son ayetin tefsiri için Risale-i Nur'un yazdırıldığını fark eder. Yani, milyonlarca Nur talebesi onlarca yıldır milyonlarca sayfalık dersleri sırf Bakara'nın 32. ayetini anlamak için okuyorlar... O ayet de ne diyor? "Subhansın Sen Allah'ım, biz bilmeyiz..." "Tefsir" "bilmek" içindir; "bildirmek" için okunur; ama biz Risale-i Nur'u "biz bilmeyiz" demek için okuyoruz... "Bilmediğini bilmek" gibi eşsiz bir edep elbisesini giyebilmek ümidiyle bu dergâhın rahlesine diz çöküyoruz.

    --senai demirci--
    3 ...
  34. 211.
  35. rusyada yasaklandigi icin goktasi yagdigi iddaa edilen kitaptir. yazan zat islama zarar veren biridir. okunmaya degmez.
    3 ...
  36. 210.
  37. (bkz: masal kitabı)

    edit: nurunu s*ktiklerim rahatsız olmuş.
    1 ...
  38. 209.
  39. 208.
  40. allahın varlığını kati deliller ile ispat eden, ibadetleri neden yapmamız gerektiğini kuran-ı kerimden ayetler ile örneklendirerek anlatan külliyattır.

    hiç bir risale i nur okuyan insanın, kurana muadil olarak risaleleri gösterdiğini duymadım. böyle birşey islama aykırıdır. kuran ı kerim, allahın kelamıdır. risale i nur ise bir fani tarafından yazılmış bir kitaptır. bırakın muadil göstermeyi, kuranla kıyas edilmesi bile kuran ı kerime saygısızlıktır. şirke götürür.
    4 ...
  41. 207.
  42. Eskiden yazarlarının de pek itibar edilmediği ancak günümüzde haşa Kur'an-ı Kerim kadar kutsal sayılan kitap ve türevleri.
    1 ...
  43. 206.
  44. cemaatte kaliyosan ister istemez hatim ettigin anlasilmasi guc kitaplar toplulugu.
    0 ...
  45. 205.
© 2026 uludağ sözlük