risale i nur

entry790 ↑ galeri535
    319.
  1. çok sıkıcıdır. yeteneksiz bir yazarın elinden çıkmıştır.
    8 ...
  2. 321.
  3. 320.
  4. kuran dururken müslümanların kuran yerine okudukları kitap...
    0 ...
  5. 319.
  6. bu kitapları okuyanlarla akp arasında uçurum vardır. özellikle cemaati duruşu zaten belli, yeni asya grubu da açıkça nefret besliyor, akp li yok değil ama kafası çalışan nur camiasının ekseriyeti en hafif tabirle hazzetmiyor akpden. özellikle basım yetkisinin yayın evlerinden alınıp devlet tekeline verilmesi rüzgarın yönünü değiştirmişti. tipik akp tutumu işte.
    0 ...
  7. 318.
  8. iyi insanların okuduğu kitap kötüler okuyamazlar zaten nasip olmaz onlara.
    2 ...
  9. 317.
  10. bir nevi kuran tefsiri dir. kuran dan da okuyabilirsiniz isterseniz.
    1 ...
  11. 316.
  12. Bediüzzaman said nursi kuddise sirruhu nun yazdığı kitapdır.
    0 ...
  13. 316.
  14. meczupların paralel kuran-ı kerim'i bu adamlarla tartışırsanız size kuran'dan değil risale-i nur'dan örnek gösterirler. o kitaba öyle bağlı adamlar.

    gülmemek elde değil.
    1 ...
  15. 315.
  16. Mustafa islamoğlu'nun iddiasına göre paralel kuran dır.
    2 ...
  17. 314.
  18. abdülhamid han efendimizin akıl hastası olduğu için tımarhaneye attırdığı sahte peygamber, kibir abidesi kürt said'in kimisinin sadeleştirilmediğinden şikayet etmesine vesile olan sayıklamalarıdır.

    söz konusu sayıklamaları sadeleştirmeye çalışanlar arada çıkar ama pek yüz bulamazlar. iki sebebi vardır:

    1- münafık nurculara göre söz konusu akıl hastasının sayıklamalarının kaynağı levh-i mahfuz'dur. risaleleri kendisi yazmamış, onlar kendisine "yazdırılmıştır". böyle inanırlar, zira malum soytarı böyle demiştir. her kutsal kitap gibi malum sayıklamaların dilinin de sadeleştirilmesi filan olmaz tabi..

    2- said-i kürdi soytarısı bol bol osmanlıca kelime kullanır ama osmanlıca düzgün cümle terkip etmeyi bilmez; bunun böyle olduğunu kendisi de itiraf eder. türkçe ve osmanlıca konusundaki yetersizliğine hayli karışık kafası da eklenince görülüyor ki bir çok cümlesi hatalı veya ne manaya geldiği belli değil. tabi müritleri manasız sayıklamalarının gizli hikmetleri olduğuna inanırlar o ayrı... durum böyle olunca said-i kürdi'nin yazdıklarını sadeleştirmek epey bir güç oluyor tabi.
    4 ...
  19. 313.
  20. Risale i nur bir tefsir çeşididir.
    Tefsir nedir peki?
    Tefsir iki kısımdır.
    Birisi kuran'ın kelime ve cümle manalarının beyanıdır.
    ikinci kısım tefsir ise kuran'ın imani olan hakikatlerini kuvvetli delillerle beyan ispat etmektir.
    Risale i nur doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuştur. Yani manevi bir tefsirdir.
    Tefsir okuma sebebimiz kuran'ı anlamamız içindir. Bazıları birinci kısmı seçer bazıları ikinci kısmı. Kimileri de bütün kaynaklardan okur.
    2 ...
  21. 312.
  22. iddia edilenlere göre küba devrimcisi che'nin öldüğünde çantasından çıkan kitaptır.
    1 ...
  23. 311.
  24. biz küçükken bu kitapların adını açık açık söylemekten çekinirdi abiler.

    "kırmızı kaplı" derlerdi. *

    28 şubat falan filan işte.

    neyse;

    hiçbirini baştan sona okumadığım için fazla atıp tutmak istemiyorum lakin okuduğum kadarıyla, alelade bir insanın yanında bir tercüman abi olmadan hiçbir şey anlamayacağını söyleyebilirim.

    bizde vardı o badem bıyıklı tercümanlardan, biz anlayabildik.

    kısaca anlatmak gerekirse; din ile örtüştürülmüş hikaye kitabı serisidir.

    la fontaine'den hallice. *
    2 ...
  25. 310.
  26. 309.
  27. ilham yolu ile yazılmasından mütevellit sadeleştirilmesine sıcak bakılmaz.

    üstadın dava arkadaşı olan abilerden birinin fihristinden bir kelimeyi anlaşılır olması için sadeleştirmesi üzerine buna üstad tarafından tepki gösterildiği anlatılmıştı zamanında dinlediğim bir risale-i nur sohbetinde. Nur cemaati sadeleştirilmemesi gerektiği taraftarıdır. Ancak hizmet hareketi bu duruma aynı şekilde bakmamış ve sadeleştirilmiş olan sarı risale-i nurlar basılmıştır.
    5 ...
  28. 308.
  29. türkiye ye ehl i sünnette olmayan türlü şirk ve bid atleri sokmuştur. şii lerin en kötü iftiralarını dahi gerçek gibi almıştır. türkiyeye cevşen ve celcelutiyye gibi asılsız yalan iftira isnadlı yazıları sokmuştur.

    şah ı nakşibend ve cevşenin uluhiyet ve kutsiyetinin kendisini en az 20 defa zehirlenme gibi durumlardan koruduğunu iddia etmiştir.

    rahatça söyleyebilirim ki bir ölü ve bir iftira isnadlı yazı sana şefaat edemez seni koruyamaz. sana zarar verilmesine müsaade etmeyen Allah'ın elbette bir bildiği de vardır. o mühlet verir.

    ''Onları çağırsanız sizin çağrınızı işitemezler. işitseler bile size cevap veremezler. Diriliş gününde de sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Her şeyden Haberi Olan gibi kimse sana haber veremez.''

    fatır suresi 14. ayet

    Not: risale ve said nursi yi sevip okuyan arkadaşlar. en azından sikke i tasdik i gaybi isimli eseri asla okumamalıdır. maazallah orda yazan tek kelimeyi bile tasdik ederseniz müşriklerden olursunuz. isteyene izah da ederim onlarca delil ve ayet verebilirim. bana yazın abi. körü körüne gitmeyin müşriklerden olmayın. bu adam abdülkadir Geylani nin ol der olur (kun feyekun) sıfatı olduğunu iddia ediyor. vallahi şirkin affı yoktur.
    1 ...
  30. 307.
  31. Bazı dini meseleleri hikayeleştirip basite indirgemeden anlayamayacak kadar aptal olanlar için ilaç gibidir.

    Din bu, lastik gibi malumunuz.

    Adam da kendince sündürmüş bir yannı.

    Yiyene afiyet bal şeker.
    1 ...
  32. 306.
  33. müşrik olduğunu tespit ettiğime üzüldüğüm yazarın (bkz: said nursi) kitabıdır. içerisinde açık ve net küfürler ve hiç bir yerde duymadığım hatta Mekke müşriklerinin dahi deme cesareti gösteremeyeceği kadar büyük şirkler var.

    aşağıya bunları alıntılıyorum hepsini külliyattan kontrol ettim değiştirme yok herbiri harfiyyen yazıyor.

    özellikle abdülkadir Geylani nin kün feyekün (ol der olur) sıfatı olduğu iddiası olabilecek en uç şirktir.

    --spoiler--
    Risale-i Nur’un şefaatçı kabul edilmesiŞuâlar, Onüçüncü Şua’da geçen;…Bütün arkadaşlar lâ ilâhe illallah zikrine devam ediyorduk. Zelzele bütün şiddetiyle devam etmekteydi. O sırada hatırımıza geldi, Risale-i Nur’u aşkla ve bir saikle üç-beş defa şefaatçi ederek Cenab-ı Hak’tan halâs ettik.(Bu apaçık şirk değil midir?) Elhamdulillah derhal sakin oldu…Risalei Nur’un darda kalanlara ve günahkârlara yardım etmesi “Darda kalmış kişi dua ettiği za­man onun yar­dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü­nün hâkimleri ya­pıyor? Allah ile be­raber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsu­nuz..” (Neml 27/62) “De ki, Allah’ın dışında kuruntu­sunu ettikle­ri­nizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gi­der­meye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yeti­rebilirler. (isrâ 17/56) ayetlerini hatırda tutarak aşağıdaki bölümü okuyalım.. Sikke-i Tasdik-i Gaybî’de geçen bir şiirde: “Cürmümüzle külhan gibi pürnârız, Dert elinden hem her gün zâr u zârız. Affet bizi madem sana hep yârız, Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur! Çevrildi ateşle bu koca dünya, Bir cehennem gibi kaynadı derya. Yetiş imdada ey şâh-ı evliya! Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur!” Risalei nurlar sığınılacak, af dilenecek makam, âlemlerin rahmeti olarak gösterilmektedir. Bu şiir yukarıdaki ayetlere ve Kur’ana göre şirktir. Çünkü af istenecek, sığınılacak, yardım istenecek Risale değil Allah; alemlerin rahmet nuru Risaleler değil Kur’an-ı Kerim’dir. Risale-i Nur’un ve talebelerinin manevî kişiliğinin Gavs-ı Âzam olması islama göre “Gavs” (kendisine sığınanlara yardım eden) sadece Allah ‘tır. “yalnızca Sen’den yardım dileriz.” Ayetinin ışığında Kur’an; yardım istemek için bizleri Allah’a yöneltir. Aksi inanç ise şirktir. Fakat bakalım Risaleler yardım için kimlere yönlendiriyor.. Kastamonu Lâhikası’nda geçen;“Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, “Ferdiyet” dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır.” Sözüyle Said Nursi Risale-i Nur’u “Gavs” olarak kabul etmiş olup şirk işlemiş oluyor.Risalelerin koruyucu kabul edilmesi Emirdağ Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup’da geçen: “ bîçare Ceylan yanıma geldi, dedi: “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” Ben de iki gün evvel mağazalarında bulunan Âyet-ül Kübra’nın bir kısım matbu’ nüshalarını yanıma getirmek için söyledim, fakat getirmedi. Demek o ateşi söndürmek için orada kalmıştı. Ben de Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın hücumundabütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları bütün yaktı, yıktırdı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın hıfzında (korumasında) olan mağazaya kat’iyyen ilişmedi ve altındaki şakirdin dükkânı da müstesna olarak sağlam kaldı.” Sözleriyle Said Nursi Risalelerin yangına engel olduğunu, mağazayı koruduğunu iddia ederek şirk işlemiştir. Vahdeti vucud inancının kabul edilmesi Öncelikle, Vahdeti Vucud inancının kurucusu olan ibn Arabî’nin inandığı Allah’ın, Kur’an’ın anlattığı Allah olmadığını belirtelim, zira onun Allahı, her an yoktan yaratan, ahlâkî sıfatlara sahip olan şahsî bir Allah değildir. ibn Arabî, inandığı Allah’ı insana bağımlı kılmakta, insanı bir bakıma Allah’ın yaratıcısı kabul etmekte ve böylece insanı ilâhlaştırmakla din dairesinden çıkmış bulunmaktadır. Şimdi bu küfür ve şirk dolu inançla ilgili Said Nusi’nin cümlelerine bakalım..Lem’alar, Yirmisekizinci Lem’a; “Öyle de: Vahdet-ül-Vücûd mes’elesi gibi hakaik-ı ulviye,(yüce bir hakikat) ehl-i gaflet ve esbab içinde dalan avamlara girse, tabiat telâkki edilir ve üç mühim zarar verir.” Lem’alar, Dokuzuncu Lem’a; “…. Muhyiddin-î Arabî demiş: “Ruhun mahlukiyeti inkişafından ibarettir.” O suâl ile benim gibi zaif bir biçareyi Muhyiddin-î Arabî gibi müthiş bir harika-i hakikat, bir dâhiye-i ilm-i esrâra karşı mübarezeye mecbur ediyorsun. Fakat madem nusûs-u Kur’ana istinaden bahse girişeceğim, ben sinek dahi olsam o kartaldan daha yüksek uçabilirim. Belki: Hazret-î Muhyiddin aldatmaz, fakat aldanır. Hâdîdir, fakat her kitabında mühdî olamıyor. Gördüğü doğrudur. Fakat hakikat değildir.”Vahdet-ül-Vücud ise bir meşreb ve bir hal ve bir nâkıs mertebedir. Fakat zevkli, neş’eli olduğundan, seyr ü sülûkta o mertebeye girdikleri vakit çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar; en münteha mertebe zannediyorlar.”Nur Risaleleri’nde oldukça yumuşatılarak geçiştirilmiş olan konu hakkında Said Nursî’nin ifadeleri birbirini tutmamaktadır. Getirdiği izahlarda tutarlılık olduğu söylenemez. Bu şirk inancını bir yandan “tevhide gark olmak, tevhide dalmak, Hüdâperestlik, zevkî bir tevhîd, ulvî hakikatlar” vb. sözlerle nitelemektedir; diğer yandan da islâmî esaslara aykırılığını bildiğinden “bunu avam anlayamaz” tarzında bir gerekçe ile insanları bu öğretiden men etmeye çalışmaktadır. Bu ne menem bir tevhittir ki, “avamın eline geçince onları firavunlaştırma, nefislerini mâbûd edinme” gibi gizli (potansiyel) bir tehlikeyi de içermektedir. Said Nursi’ye “Bediüzzaman” lakabı verilmesi Bedii’in sözlükte iki anlamı vardır: Biri; örneği ve benzeri olmayanı yaratmaktır. ikinci anlamı ise; “örneği ve benzeri olmayan, harika varlıktır. Kur’ana göre bu özellikler yalnız Allah’a aittir:“O (Allah), göklerin ve yerin bedi’idir.”(Bakara 117) Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, Sekizinci Şua’da konuyla ilgili;“…Hem şimdi anlıyorum ki: Eskiden beri benim liyakatım olmadığı halde bana verilen Bediüzzaman lâkabı benim değildir. Belki, Risale-i Nur’un mânevî bir ismi idi. Zâhir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış. Şimdi o emanet isim, hakikî sahibine iade edilmiş.” cümlesi geçer. Öyleyse soralım: Neden bu sıfatı Şakirtlerden başka hiç kimse âlimleri için kullanmıyor? Tarihte bu sıfatı kullanan hangi peygamber, hangi âlim var? El cevab: Yok. Çünkü bu apaçık bir şirktir, bunun lamı cimi de olamaz. Fakat Risale-i Nur’un tercümanı, müritlerince yakıştırılan bu sıfatı kabullenmiş eyvallah demiştir. Hz. Ali’nin ve evliyaların Geleceği (Gaybı) bildiği iddiasıSikke-i Tasdik-i Gaybî, Onsekizinci Lem’ada geçen; “….Hz. Ali diyor: “…. Evveli dünyadan kıyamete kadar ulum-u esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur.” Sike-i Tasdiki Gaybi Sekizinci Lemada geçen; “…ulûm-u evvelîn ve ahirîni bildiğini müftehirane iddia eden Hz. Ali (R.A.)…” Said-i Nursi Şuâlar, On Dördüncü Şuâ “…Hattâ, evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinde Risale-i Nur’u aynı o âhir zamanın hidâyet edicisi olduğu, bu tahkikatla teville anlaşılır diyorlar.” Siracü’n-Nûr isimli kitapta;“…Evet Hazret-i Ali Radıyallahü Anh, “Kaside-i Celcelûtiye”de iki suretle Risâle-i Nur’dan haber verdiği gibi..”,Denizli Müdâfâsı’nda ise Hz.Ali haşa Said’in geleceğini haber verir ve Said’le konuşur; “Hz. Ali’nin kasidesinde ebced hesabıyla, “binüçyüzellide Said-i Kürdî gelecektir” çıkıyor. Hülâgû’dan ve latin hurufundan ve islâm deccalından ve bir kısım ulemâların yanlışlarından kat’i haber veren imam-ı Ali o cümle ile biçare Said’e diyor: “Sen o zamana yetişeceksin. Cenab-ı Hak’tan muhafazanı niyaz eyle”Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, Sekizinci Şua’da;“… Birden bir ihtar-ı gaybî gibi kalbime denildi: imam-ı Ali Radıyallahü anhü Risale-i Nur ile çok meşguldür. Mecmuundan haber verdiği gibi kıymetdâr risalelerine de işaret derecesinde remzedip îma ediyor. Eğer sarîh bir surette gaybdan haber vermek (çok zararları bulunduğundan hikmete münafi olduğu cihetle) hikmet-i ilâhiye tarafından yasak olmasa idi tasrih edecekti.” (Güya Hz. Ali, gerçek bir şekilde gaybı biliyor fakat Allah, bu gaybın açıkça haber verilmesini yasakladığı için sadece işaret yoluyla söylüyor!!!)Said Nursî ve Nur Risaleleri hakkında verilen bunca haberin (!) yanı sıra daha başka haberler de (!) vardır. Bunların en yoğun olanı “Keramet-i Gavsiye” adıyla takdim edilen Şeyh Abdülkadir Geylânî’nin haberleridir.Sike-i Tasdiki Gaybi Sekizinci Lemada geçen;“On dördüncü asırda “El-Kürdî” lâkabiyle yâdedilen Molla Said, benim müridimdir. O fitne ve belâ asrının her şer ve fitnesinden, Allah’ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun muhafızıyım.”Hz. Ali’nin Risaleyi şefaatçi kılıp yardım istediği iddiası “Allah’tan başka bir dostunuz ve şefaatçınız yoktur. Düşünüp öğüt almıyor musunuz?” (Secde 4) “De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. ” ( Neml, 65)Allah’ın kitabındaki bu ve benzeri ayetleri bizden de iyi bilen Hz. Ali acaba Said-i Nursi’nin dediği gibi yapmış mıdır? Bakalım bu konuda Said-i Nursi ne diyor? Şuâlar, On Beşinci Şuâ’da Hz.Ali’nin gaybı bildiği ve Risaleden yardım istediği geçer; “ Birinci Kelime ­لا إله إلا الله tır. Bundaki hüccet ise matbu’ Âyetü’l-Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin harikalığı içindir ki; imam-ı Ali (R.A.), Nur’un eczalarından haber verdiği sırada وبالآية الكبرى أمني من الفجت (Ayetül Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru) deyip o Âyetü’l-Kübra’yı şefaatçı yaparak…” Bu iddia, Hz. Ali’ye (r.a.) atılmış bir iftiradır; çünkü Hz. Ali Allah’ın Kitabını en iyi bilenlerdendir. Hz. Ali, şahadeti ile bitecek olayların bile sonuçlarını kestirememişken, kendisinden yüzyıllar sonra gelecek bir adamdan ve onun risalelerinden haber verecek… Üstelik onca sıkıntısının arasında oturacak ebced ve cifir hesapları yaparak, bu kitaplardan yardım isteyecek. Allah’tan başkasından yardım isteyip ölülere sığınma ve ölmüş bir insanın kendisinden yüzlerce yıl sonra yaşayan başka insanlara yardım ettiği iddiası“De ki, Allah’ın dışında kuruntu­sunu ettikle­ri­nizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gi­der­meye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yeti­rebilirler”. (isrâ 17/56) “Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size karşılık veremezler; kıyâmet günü de sizin ortak saymanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyin iç yüzünü bilen Allah gibi, haber ver­emez.” (Fatır 35/14) Bu ayetleri hatırda tutarak aşağıdaki yazılara bir bakalım.Sike-i Tasdiki Gaybi Sekizinci Lemada geçen;“On dördüncü asırda “El-Kürdî” lâkabiyle yâdedilen Molla Said, benim müridimdir. O fitne ve belâ asrının her şer ve fitnesinden, Allah’ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun muhafızıyım.” …. Gavs’ın o müridi mahfuz kalmıştır. Korktuğu şer ve mehâlikten bir hıfz-ı gaybî ile kurtulmuştur” “O Gavs’ın müridi olan Said-ül-Kürdî, …. Allah’ın izniyle, havl ve kuvvet-i Rabbânî ile ona imdad etmişim ve istimdadına yetişmişim.” “ve Gavs-ı Azam’ın ceddi ve üstadı olan Hz. Ali (R.A.; …. Risale-i Nur şâkirdleri … o müthiş mehalike karşı sarsılmadıkları halde imdat-ı ruhaniye ve kuvve-i maneviyenin takviyesine pek çok muhtaç oldukları bir zamanda o ulûm-u evvelîn ve ahirîni bildiğini müftehirane iddia eden Hz. Ali (R.A.) hiç mümkün müdür ki; Evladından olan Gavs-ı Geylani’den geri kalsın. .. Risale-i Nur şâkirdlerinin imdadına yetişmesin. Elbette bu suretle yetişir ve yetişti. “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, nahiyemizde ve etrafında bütün ahali Nakşî Tarikatında ve orada Gavs-ı Hîzan adıyla meşhur bir zattan yardım isterken, ben akrabama ve bütün ahaliye aykırı olarak “Yâ Gavs-ı Geylanî” derdim. Çocukluk itibariyle ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şeyim kaybolsa, “Yâ Şeyh! Sana bir fatiha, sen benim bu şeyimi buldur” derdim. Şaşırtıcıdır ama yemin ederim ki, böyle bin defa Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiştir.” “Demek Cenâb-ı Hak o kudsî üstadımı, bir melek-i sıyanet gibi bana muhafız kılmış” Gençlik Rehberinde geçen;“ Hz.Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dan imdat ve Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisinden himmet dileyerek çalışıyoruz” Mektubat, Birinci Mektubta geçen; “Hattâ Seyyid-üş-şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi.”. Barla Lâhikası, Yirmi yedinci Mektupta geçen;“ Hele Gavs-ı A’zam Şeyh Geylânî Hazretlerinin kerâmet ve ihbârât-ı gaybiyesini hemşîreniz o kadar lezzet ve muhabbetle dinliyor ki, üç sene evvelisi hastalığa tutulduğu vakit, o halinde ve kısmen aklı başında olmadığı zamanlar bahçede ağaçların dallarını tutup, “Yâ Abdülkâdir-i Geylânî, Yâ Veysel Karânî, meded!” diye bağırıp sallanıyordu.”Kendisinden yüzyıllar önce ölmüş bir insandan yardım istemek, bu insanın yardım ettiğini iddia etmek, Allah’tan başkasına sığınıp o kişiden yardım istemek Kurana göre şirktir. Bunun tevili, kıvırması olamaz.“Mescitler, kuşkusuz Allah’ındır. Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin! (…) De ki: ‘Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi ona ortak koşmam.’” (Cin,18-20)Evliya zannedilen bazı insanların ilahlaştırılmasıBarla Lâhikası Yirmiyedinci Mektupta geçen; “Özellikle, Allah adamı Hz. Abdülkadir, Gavs-ı A’zam, “ol” der “olur” dairesinin kutbu” (…)Sike-i Tasdiki Gaybi Sekizinci Lemada geçen; “Hazret-i Şeyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufları ehl-i velâyetce kabûl edilen üç evliya-yı azîmenin en âzamı o Hazret-i Gavs-ı Geylânî’dir.” Mektubat, Birinci Mektubta geçen;

    “Hattâ Seyyid-üş-şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi.. ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi çok vâkıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve isbat edilmiş.”

    Mektubat, Birinci Mektubta geçen; “Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır?…Elcevap: Hayattadır, … Hazret-i Hızır ve ilyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir. Yâni bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler… Tevatür derecesinde ehl-i şuhûd ve keşif olan evliyânın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder.”Sözler, Onaltıncı Söz/Birinci Şua/Üçüncüsü;. “işte şu sırdandır ki mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salâvatlarını birden işitir ve kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. Birbirisine mâni olmaz. Hattâ evliyâdan, ziyade nuraniyet kesbeden ve abdâl denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Aynı zat, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş.”Sözler, 657’de geçen; “…Velilerin abdâlı, çok yerlerde bir anda zuhur eder, görünür”.Bediüzzaman Said Nursî, Afyon Hayatı; “… Aynen bunun gibi; Denizli’de, camilerde beni gördükleri gibi hattâ resmen ihbar da edilmiş, müdür ve gardiyana aksetmiş. Bazılar telâş ederek, “Kim ona hapishane kapısını açıyor?” demişler. Hem burada dahi aynen öyle oluyor. Halbuki, benim çok kusurlu ve ehemmiyetsiz şahsiyetime, pek cüz’î bir hârika isnadına bedel, Risale-i Nur’un harikalarını isbat edip gösteren “Sikke-i Gaybîye Mecmuası” yüz derece, belki bin derece ziyade Nurlara itimad kazandırır ve makbuliyetine imza basar. Hususan, Nur’un kahraman talebeleri ve onlar hakikaten hârika hallerimle ve kalemleriyle imza basıyorlar.”Allah Tealâ, kimilerini yaratırken, kimilerini öldürür. Kendisine edilen tüm dualara karşılık verir. Sesleri birbirine karıştırmadan ancak o işitir. Her şeyi ancak o görür, o bilir. Her türlü eksiklikten münezzeh olan sadece o; tüm kemal sıfatlarıyla muttasıf olan da sadece odur. Onun dışındaki herkes ve her şeyin eksiklikten bir nasibi vardır. Melekler ve peygamberler ise onun kullarıdır. Aynı anda birçok yerde olup, birçok işler yapamazlar. Her şeyi işitip, göremezler. Şüphesiz ki; işleri evirip çevirmede, yönetmede, âlemlere tasarrufta yüce Allah’ın hiçbir şeriki (ortağı) yoktur. Hay olan, hiç ölmeyen sadece Allah’tır. O, şöyle buyurur: “Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeyin yöneticisidir.” (39/62)“Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı vardır.” (2/107)Şirk, Allah’a mahsus olan sıfatlardan herhangi birini, münezzeh ve yüce Allah’tan başkasına isnat etmektir. Bu sıfatlar KÜN FE YEKÛN (”ol” der olur) ile tabir edilen irade ile âlemde tasarruf etmek, yahut hastaya şifa icadı, rızkını daraltacak yahut öfke sebebiyle onu hasta yapacak, yahut bedbaht edecek derecede bir şahsa lânet etme ve gücenme, öfkelenme, yahut bir şahsa rızkını genişletecek, bedenine sağlık verecek, kendini mes’ut kılacak derecede rahmet etmek gibi sıfatlardır. Said-i Nursi’nin Kıyamet tarihini belirtmesiAllah; “Kıyamet vakti yaklaştı. Allah’tan başka onun vaktini bilen de yok.” (53/57-58) buyurduğu halde Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, Birinci Şuada; “.. Ve’l-ilmu indallahi lâ ya’lemu’l-gaybe illallâhu Hattâ ye’tiyallahu bu emrihi (şedde sayılır) fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırkbeş (1545) olup kâfirlerin başında kıyamet kopmasına îmâ eder… Bu îmalar gerçi yalnız bir tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat, böyle îmalar ile bir nevi kanaat bir gâlip ihtimal gelebilir. (…)” denilerek Allaha şirk koşulmaktadır.Said Nursî’nin, hesap aralarına “Allah’tan başka, hiç kimse gaybı bilmez” anlamına gelen “lâ ya‘lemu’l-gaybe illallâhu” cümlesini koyması, adeta fasıkların büyük günahları bile bile işlerlerken “tövbe, tövbe” demelerini andırmaktadır.

    --spoiler--
    6 ...
  34. 305.
  35. özellikle günümüz gençlerinin daha çok müracaat ettiği , okumayanların kesinlikle okuması gerektiği , youtube da çınaraltı çay house hayalhanem gibi kanallarda gençlerin kafasındaki sorulara yanıt vermek için kullanılan Kur an ı Kerim tefsiri yani açıklamasıdır . Osmanlıca yazılmıştır ama çok güzel örneklemelerde bulunur
    0 ...
  36. 304.
  37. Ergenken okudum baya ağır bir dili var..
    0 ...
  38. 303.
  39. Şüphesiz ki cahille yapılan her mücadele kaybedilmiştir.
    5 ...
  40. 302.
  41. Arkadaşım bana yardıracağına aç o 35 kelimeyi öğren.

    Kaldı ki beni bilir misin kimim neyim tanır mısın şurada üç beş trollemeye kanıp sen nasıl lookin gibiler dersin.

    Ve bunu sadece cehaletinden ve bir cevap veremediğinden yapıyorsun.

    Bilmiyorsan konuşma. Cevap veremez ama lookin rererö.

    Düşün işte lookin gibileri bile büyülemiş, lookin gibilerin bile anlayabileceği basitlikte eserler.

    Ama sen anlamıyorsun ama lookin anlıyor ve kalkmış boyuna posuna bakmadan savunabiliyor bile. Lookin bile...

    Yazık. Sen de bana küfret keşke karanlığa küfrederek mücadele edebilsek.

    Al lugat okursun.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/979669/+
    7 ...
  42. 301.
  43. Açın bir muhtasar lugat, şu cep lugatlardan sadece ve sadece m ve t harflerini biraz çalışın.

    Şu sözlerden rastgele üç beş sayfa okuyun, sonra gelin şuraya pis cahiller.

    Tahayyul ne bilmez, intisab ne bilmez, içtihati müçtehidi bilmez, tefsir ne bilmez, tevhidi zaten bilen yok, esma tanıyan yok.

    Kürt rererö, ajan, deli.

    Her dahiye deli denmiş bir dünyada zaten anlayamazsınız, macellana da deli
    Dediler, galileoyu da astı bunlar, keplere cadı dediler he işte aynısı, deli
    Deli...
    7 ...
  44. 300.
  45. bir takım tiplerin kuran'dan üstün tuttuğu kitaptır.

    şimdi bu zevatlar kuran'a eş kitapları kaynak diye gösteriyorsa, kuran yeter diyenleri dinsizlikle suçluyorsa bu allah'ın kuran'ı eksik yolladığı anlamına gelmez mi?

    o halde risale-i nur'u kuran'a eş tutmak şirk değil mi?

    ulan bir de bize laf ederler. vay aq.
    1 ...
  46. 300.
  47. Anlamını bilmediğiniz kelimeler içeriyorsa önce o kelimelerin anlamlarını öğrenin öyle okuyun amk.
    Cahilliğinizi de bu kadar belli etmeyin.

    Herifler okuduğunu anlamıyor üstüne de ahkam kesiyor vay amk.

    Cahilliğin vücut bulmuş halisiniz.
    4 ...
© 2026 uludağ sözlük