ülkemi kuşatan süpermarketlerde yer alan en meşekkatli pozisyon, asgari ücrete ve esnek çalışma saatleri adı altındaki emek sömürüsüne mahkum bir işkolu. erken gelmeniz ısrarla istenir işten çıkmanız ise gece yarılarını bulur. bütün gün depodan mal çek, rafları düzelt, fiyat değişimlerine göre etiketleri yenile onca halt et mağaza müdürünün gözüne giremezsiniz. öyle zor iştir hani. hayat biter reyona başladığınız gün.
sattığı ürünün adını doğru telaffuz edemediğinde ürünü almaktan vazgeçiren türleri de vardır. sen ona "şarzlı" tornavida dediğin sürece almayacağım onu, sayın görevli!
çoğu reyon görevlileri cağil dir, siz bir şey sorarsınız reyon görevlisine ''neeeee'' diye cevap verirler, içinizden şeytan şu kızın ağzının ortasına bir çak der, ''neeeeee'' demezler ''efendim'' derler allahın köylüleri.
gotik bir kız dı.
şairin ''gözlerinden eyvay eyvah'' dediği türden..
soyunma kabini önünde biriken giysileri bir miktar da öfkeyle şiir gibi katlaması dikkatimi çekmişti, o kadar darlanmama ve burnumdan solumaya rağmen.
aramızdaki mesafe çok kısaydı.
uzun uzun bakıştık...
o işini yapmaya devam ederken, o dost yüzlü bakışı ben kalü belaya bağlamıştım ki, yanılmadım bunda!
birinin gözünü alması, kaçınması gerekirdi normal şartlarda.
-ruhu var bunların ama anlayan yok, dedi. anlayacağımdan emin!
usulca katlarken ipince parmaklarıyla katlarken beyaz giysiyi...
var ama, onlar bunlar değil dedim, kendimden emin.
hangisi peki? hadi bil bakalım ses tonundaydı bu.
bunlar yeni dedim.
bunların gideceği yer ve hikayesi henüz muamma.
hikaye eskilerde, eski giysilerde. dedim sesimi biraz da kısarak.
bildiği ve beklediği cevaptı.
şaşırmadı ama şaşkınlık ve hayranlık arası o bakışı davetti!
konuşmaya... uzatmaya... belki de daha sonrasına.
katılmadım.
yazılır mı sizce dedi.
yaşanır dedim.
eyvallah, kolaylıklar diyerek uzadım...
eyvallah dediğini duydum.